DEM Parti’nin Ankara’da düzenlenen 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Kürt meselesinin demokratik çözümü, barışın toplumsallaştırılması ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için ortak mücadele çağrısında bulundu. Barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini vurgulayan Hatimoğulları, eşit yurttaşlık, hukuk, özgürlük ve toplumsal adaletin kalıcı barışın temel unsurları olduğunu söyledi.
Hatimoğulları konuşması:
Bu coşku barışa olan inancın, İmralı’da açılan kapının ne kadar güçlü sahiplenildiğini gösteriyor
Marhaba ya asdika-l ağizza. Uhayyikun bil muhabbi va bil ihtirem. Hûn bir xêr hatin, li ser seran li ser çavan hatin. Dicle’nin kıyısında tarlasına giden çiftçiye, Çukurova’nın kavurucu sıcağında alın teri döken tarım işçilerine selam olsun! Ege’nin zeytinliklerinde emek verenlere, Karadeniz’in yamaçlarında yaşamı sürdürenlere selam olsun! İç Anadolu’nun bozkırlarında toprağa umut ekene, İstanbul’un sabah karanlığında servise yetişmeye çalışan emekçilere; memleketin dört bir yanındaki bütün işçilere, emekçilere, yoksullara, barınamayanlara selam olsun! Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Laz, Ermeni, Roman, Süryani; Alevi, Sünni, Êzidî, Hıristiyan bütün farklı halklardan ve inançlardan 72 millete selam olsun! Bu yaşamın ve mücadelenin en ağır yükünü sırtlayan, en önde duran, yaşamın her alanında en ağır bedeli ödeyen kadınlara; Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine selam olsun! Selam olsun İstanbul Sözleşmesi için “Asla yalnız yürümeyeceksin” diyen kadınlara! Selam olsun “Jin Jiyan Azadî” felsefesini Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya duyuranlara! Selam olsun Clara Zetkinlere, Rosa Luksemburglara, Şirin Tekelilere, Pakizelere, Sevelere, Fatmalara! Selam olsun devrimci, sosyalist, yurtsever mücadeleyi bu topraklarda yeşertenlere! Mustafa Suphilere, Behice Boranlara, Dr. Hikmet Kıvılcımlılara, Denizlere, Mahirlere, İbolara, Mazlumlara, Sakinelere binlerce kez selam olsun! Selam olsun barış mücadelesinin emektarı Sırrı Süreyya Önder’e! Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza! Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Leyla Güven, Ayşe Gökkan şahsında cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsaklara selam olsun! Selam olsun bu memlekette barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Öcalan’a! Bu salondaki bu kararlılık ve coşku barışa olan inancın, İmralı’da açılan kapının partimiz tarafından ne kadar güçlü sahiplenildiğinin de göstergesidir.
Sözlerime başlarken dün akşam aldığımız bir elim haberi sizinle paylaşacağım. Ağrı Belediye Eş Başkanımız Mehmet Akkuş tedavi gördüğü hastanede yaşamını kaybetti. Buradan Mehmet Akkuş’un ailesine, Ağrı halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Hepimizin başı sağ olsun.
ENTERNASYONALİST BİR BARIŞ MÜCADELESİNİ ÖRMEK SON DERECE ÖNEMLİDİR
Değerli yoldaşlar, üç yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse dünya yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedeli açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken, bütün dünyayı ve özelde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail’in Gazze işgali devam ediyor. ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş Körfez ülkelerine kadar yayıldı, ekonomik etkisiyse bütün dünyayı sardı. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hala yeni düzenini arıyor. Suriye’de Aleviler, Dürziler, Hıristiyanlar hala ağır tehdit altında. Rojava şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor. Büyük göç dalgaları yaşanıyor, küresel iklim krizi derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırıyor. Yapay zekânın geldiği boyut ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor. Enerji koridorları, yeni çatışma alanları; nadir toprak elementleri ise yeni bir dünya savaşının çağırıcısı haline geliyor. Sistem bu çoklu kriz halini yönetebilmek için baskı rejimlerini güçlendiriyor. Dünya erkek egemen, sağcı, ırkçı, milliyetçi, otoriter bir dalganın etkisi altında. Türkiye bu dünyadan ayrı bir ada değil; tam tersine, dünyanın en hareketli coğrafyalarından biridir. Bir tarafında Doğu Akdeniz’deki sıcak gelişmeler, diğer tarafında Karadeniz’deki top ve mermi sesleri. Balkanlardaki gerilimlerin, Asya’daki kavgaların sesi Türkiye’nin kalbinden duyuluyor. Böyle zamanlarda bir toplumun en büyük gücü barıştır. Dünyadaki bu gelişmeleri değerlendirirken sadece emperyalizmin gelişmeleri bakımından ve onların tarafından değerlendirirsek eksik kalır. Bu ağır koşullara karşı halkların, toplumların mücadele dinamiklerinin büyüme olasılıklarını görmeliyiz, değerlendirmeliyiz ve buna göre yol almalıyız.
SİYASETİN DİLİ VE ÖRGÜTLENME YÖNTEMLERİ DEĞİŞİYOR, BİZ DE DEĞİŞMEK ZORUNDAYIZ
Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, bizler içeride 100 yıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Tercih olmaktan çıkarıp bunu bir zorunluluk olarak görmeli ve değerlendirmeliyiz. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir. Üç yıl kısa bir zaman gibi görünebilir. Fakat bazı dönemlerde üç yıl, yüz yıllık değişimi içine sıkıştırır. Bu üç yılda hem dünyada hem de Türkiye’de çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ettik. Türkiye değişiyor, toplum değişiyor, kentler değişiyor. Gençlerin dünyayla kurduğu ilişki değişiyor. Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz. Değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Bu gelişmelere uygun olarak siyasi ve örgütsel hattımızı yeniden konuşmak ve tartışmak gerekiyor. Buna uygun bir biçimde hem siyasal hattımızın hem örgütsel hattımızın yepyeni bir evreye girmesi gerekiyor. Bu süre boyunca bazen toplumun önünde, bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı, bazen de bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik.
TARİHİN İÇİNDEN GELECEĞE YÜRÜYORUZ
Bu bağlamda siyaset yaparken kendimize şu soruları soruyoruz, sormaya devam edeceğiz: İstanbul’un yoksul mahallesindeki geçinemeyen emekçinin, emeklinin, yoksulun taleplerini yeterince savunduk mu? Ağır yıkımla ve tahribatla karşı karşıya kalan doğa için yeterince mücadele ettik mi? Çocuk işçiliğine karşı etkili mücadele yürüttük mü? Engelli yurttaşların engelsiz bir yaşama kavuşması için yeterince çalışma yapabildik mi? Türkiye’nin batısına Kürt meselesini yeterince anlatabildik mi? Barış ve Demokratik Toplum Sürecini, demokrasi mücadelesini siyasal ve toplumsal dinamiklerle yeterince ortaklaştırabildik mi? Değişen Kürt sosyolojisini anlamak için; Diyarbakır’daki Kürt gencinin, ülkenin batısında hayat kuran Kürt halkının dünyasını anlamak için ne yapabiliriz?
BARIŞI KAZANMAK HEPİMİZİN GELECEĞİNİ KAZANMAKTIR
Kökümüzü, tarihsel birikim ve deneyimleri unutmadan; çağı anlayarak ve buna göre kendimizi inşa ederek bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Son üç yılda bu ülkenin önüne uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir imkân çıktı: Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı, silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açıyor. Bu süreci büyütmek ve kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi, toplumsal görevidir. Barışı kazanmak hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon için gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz, sizlere güveniyoruz, halklarımıza güveniyoruz. Bunun için başaracağız, mutlaka ama mutlaka başaracağız.
HER ACININ KENDİ ADI, KENDİ HİKÂYESİ VAR; ACILAR YARIŞTIRILMAZ
1 Ekim 2024’te Meclis’te gerçekleşen bir tokalaşmayla görünür hale gelen yeni arayış, aylar içinde çok daha büyük bir siyasal sürece dönüştü. 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaptı; silahlı mücadelenin sona ermesi ve örgütsel yapının feshedilmesi yönünde tarihsel bir sorumluluk üstlendi. Ardından PKK fesih kararını açıkladı. 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silahların yakılmasıyla süreç yeni bir eşiğe geçti. 5 Ağustos 2025’te Meclis’te Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı. 10 Ağustos’ta tarihi bir an olarak çerçeve yasa çıktı. Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi; bazen yok denildi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı, bazen konuşmanın kendisi suç sayıldı. Bazen çözüm ihtimali belirdi, ardından kapılar hemen kapandı. 1990’ların hafızasını bu toplum hala taşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen ailelerin hafızası hala aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiği açıklanan bir süreçteyiz. Birçok yerde taziyeler kurulmuş durumda. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında. Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var.
BARIŞI SİLAHLARIN SUSMASINDAN DAHA BÜYÜK BİR ŞEY OLARAK DÜŞÜNMELİYİZ
Barış bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru şudur: Hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bu süreci başarıyla neticelendirecek miyiz? DEM Parti’nin bu sorulara cevabı nettir: Bizler barışacağız, bizler başaracağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır, kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydının, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır. İşlerini yaptıkları için Deniz gibi hapishanelerde olmamasıdır barış. KHK’lının işine dönmesi ve iadeyi itibarıdır. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürt’ün anadilini özgürce konuşabilmesidir, eğitim alabilmesidir. Bir Alevinin inancını özgürce yaşayabilmesidir barış.
ÖNÜMÜZDEKİ ZOR AŞAMA BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASIDIR
Her Türkiyelinin, yani 86 milyonun eşit yurttaş olmasıdır. Yani barış demokrasidir, eşit kardeşliktir, adalettir, özgürlüktür. Barış, hukukun üstünlüğüdür. Alevi inancındaki rızalık önemli bir hakikate işaret eder değerli canlar: Bir arada yaşam zorla değil, rızayla kurulur. Biz de Türkiye’nin yeni yüzyılının bir tarafın diğerine boyun eğdirdiği, yendiği ya da yenildiği bir denklemle olmayacağını düşünüyoruz. Halkların birbirinin varlığına ve hukukuna razı olduğu bir ortaklıkla ortak yaşam kurulabilir. Barış gündelik hayata değmezse, değiştirmezse eksik kalır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te ortaya koyduğu irade tarihsel önemdedir. Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır bu yük. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi hem çerçeve yasa sonrasında beklenen demokratikleşme yasaları siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis 10 Ağustos 2026’da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunu kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar çok önemli olduğunu vurguladık ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir, o kapıdan nasıl geçileceğini ise siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaştırılmasıdır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmelidir. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değildir. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedel var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı’da bir masa kurulduysa bu verilen emek ve mücadeleyle, ödenen bedellerle, ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? En can alıcı soru bu. Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları ve şarkıları kuracak barışı. Kürt halkıyla tarihsel ve stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler kuracak. Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler, bütün halklar ve inanç toplulukları kuracak. “Yaşasın halkların kardeşliği” sadece bir söylem değildir. Bu söylemin hukukla güvence altına alınması barışı inşa edecek. Hepimiz bilmeliyiz ki mücadele alanlarımızda hepimiz tek vücut olmazsak bu süreci ilerletmede güçlük çekeriz. O yüzden gelin, bu ülkenin bütün toplumsal ve siyasal dinamikleriyle beraber bu barışı inşa edelim; barışı çocuklarımıza ve Türkiye’nin geleceğine armağan edelim.
İÇ BARIŞ DEMOKRASİYLE TAÇLANIRSA İNŞA OLUR
Türkiye’nin siyasi tarihi bize tek bir doğrusal hikaye anlatmıyor. Demokratik imkânların ve otoriter kırılmaların yan yana bulunduğu deneyimlerle dolu. Türkiye’nin çoğulculuğu bu ülkenin zayıflığı değil, yönetilmesi gereken bir kusur hiç değil. Bu, memleketimizin bir gerçekliği ve zenginliğidir. Türkiye toplumunun güçlenmesinin yolu demokratikleşmeden geçer. İç barış demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur. Sorunlarımızın birbiriyle ilişkili olduğunun bilincindeyiz. Birimizin haksızlık yaşadığı yerde hiçbirimizin özgür ve eşit olmayacağının farkındayız. Bu nedenle cumhuriyeti demokratikleştirmek sadece Kürt’ün görevi değil. Bu, hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olur. Cumhuriyeti demokratikleştirme yolunu Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık mücadelesiyle birlikte yürüteceğiz. Şu net bilinmeli ki Alevi canlarımız partimizin kalbindedir. Her daim onların taleplerinin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Eşit yurttaşlık talebi Kürt kadar Alevi içindir, Alevi kadar bütün farklı halklar ve inançlar içindir, yani 86 milyon yurttaşımız içindir. İnsanı ve yaşam hakkını merkezine alan bir öğretiden beslenen Alevi canlarımız; barışı inşa etmenin ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamanın yolu can cana yoldaşça ortak mücadele etmekten geçer. Bu yolu birçok Alevi canımızla birlikte yürüyoruz ve bunu daha da genişleterek yolumuza devam edeceğiz.
ELEŞTİRİLERİNİZLE, FARKLILIKLARIMIZLA BARIŞIN YOLUNU GELİN HEP BERABER YÜRÜYELİM
Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var: Birbirimize ihtiyacımız var, birbirimizi yalnız bırakmayalım, bunu bilelim. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürüyelim. Gelin, hep birlikte bu yolun zorluklarını aşalım, birbirimize güç verelim. Silahların susması, demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal ve toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. Hayalini kurduğumuz sosyal ve demokratik cumhuriyetin taşlarını döşemek için bu nesnel koşulları çok iyi değerlendirmeliyiz. Emek hareketi, işsizler-yoksullar hareketi, ekoloji hareketi, kadın hareketi, gençlik, LGBTİ+, Alevi hareketi, mütedeyyinler, antikapitalist Müslümanlar, engelliler; bu dönemde her birinin kendi özgün örgütlemesini genişletmesinin olanaklarını artırabiliriz. Bunu başarırsak toplumun demokratik dönüşümünü sağlayabilir, barışın bu coğrafyada kalıcı olmasını sağlayabiliriz.
DEMOKRATİK TOPLUMUN YOLU, UZUN SOLUKLU BİR MÜCADELEYİ BİRLİKTE ÖRMEKTEN GEÇER
En önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzeni kurmak. Güçlü demokrasiyi ve demokratik toplumu inşa etmenin yolu, uzun soluklu bir mücadeleyi birlikte örebilmekten geçer. Kürtler başta olmak üzere bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlık haklarına ve Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarına çözüm üretmek için aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları temel almak; halkın eğitim, sağlık, geçinme, barınma, ulaşım gibi yaşamsal öneme sahip ihtiyaçlarının temel hak olduğunu vurgulayan birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız. Şunu unutmayalım ki bizler birleşe birleşe kazanacağız. Barış asla kendiliğinden inşa olmaz. Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez. O yüzden bu sloganı hafızamızda diri tutarak birleşe birleşe kazanacağız.
BU BİR HAZIRLIK, GÜÇLENME VE GÜÇ KATMAYA DAVET KONGRESİDİR
Değerli yoldaşlar, bu kongrenin anlamı tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir, bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip olabiliriz. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir; engebelidir, incedir, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir, provokasyonlar olabilir, güvensizlikler çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bazen devlet ağır davranabilir, bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için bir konjonktürel tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır. Yüz yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama yüz yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir, bir adımla değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Belki en çok da birbirimizi duymamızı, dinlememizi istiyor. Üç yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük ders budur. Biz geçmişimizi inkâr etmeyeceğiz, bu topraklarda çekilen acılarımızı unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak ama çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkûm etmeyeceğiz.
BARIŞIN GEMİSİNİ O LİMANA ULAŞTIRACAĞIZ
Değerli yoldaşlar, delegasyon; bu zorlu ve çetrefilli süreçte sizler hep sokaklardaydınız, alanlardaydınız. Bu süreci iki yıl boyunca çok güçlü anlatmak için halk toplantıları, ev ziyaretleri ve kurumsal ziyaretler olmak üzere her türlü emeği verdiniz. Bu emeği en fazla yerelde bulunan arkadaşlarımız verdi, Barış Anneleri verdi, kadınlar verdi. Buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken mücadele edip emek veren bütün il, ilçe yöneticilerimize, PM ve MYK üyelerimize, vekil grubumuza, en önemlisi de siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Şu bilinsin ki barışın gemisini o limana vardıracağız. Bizler o gemiyi limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız. Yolumuz açık olsun. Hızır yar ve yardımcımız olsun…
HABER MERKEZİ


















