DEM Parti’nin Ankara’da düzenlenen 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, partinin yeni dönem siyasi hattını açıkladı. “Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz” diyen Bakırhan, hareketin Türkiye’nin tamamına yayılacağını belirterek, DEM Parti’nin yalnızca muhalefet eden değil, ülkeyi yönetmeye talip bir siyasi güç olarak yoluna devam edeceğini ifade etti.
DEM Parti’nin 5’inci Olağan Kongresi’nde konuşan Tuncer Bakırhan, ‘Demokratik Cumhuriyet hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü; kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek’ dedi
Tuncer Bakırhan, bugün Ankara’da gerçekleştirilen 5. Olağan Büyük Kongre’de yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi:
Merheba heval û dostên heja. Merheba dayikpn aştiyê. Merheba ciwanên hêja. Merhaba gelê me yê fedekar û qehreman. Hûn hi xêr hatin. Ev 50 sal in em dimeşin. Ev meş meşa azadiyê ye. Di ve meşa pîroz de me gelek hevalên delal wenda kir. Em pir xemgîn in. Îro em taziyeya hevalê xwe radikin. Lê em bi şehîdên azadiyê serbilind in. Bila serê malbatên me, serê gelê me sax be. Lehengên me her tim di dilê me de ye. Di vî şerî de gelek kes jiyana xwe ji dest da. Agir ket her derê welat. Hem gerîla, hem asker û hem jî sivîl çûn ser rehma Xwedê. Hemû eş eşa me ye. Serê hemû malbatan sax be. Bila êdî şer dûrî me be. Bila aştî ji welatê me kêm nebe. Careke dî we hemûyan bi rezdarî silav dikim.
BU SALONDA ONURLU MÜCADELEMİZİN HER BİR DURAĞINDAN GELEN BİR RÜZGAR VAR
Değerli kongre delegeleri, kıymetli yoldaşlarım, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz. Bugün, Dersim, Amed, İzmir, Tekirdağ, İstanbul ve Artvin’den, ülkenin dört bir tarafından bir araya geldik. Bu salonda onurlu mücadelemizin her bir durağından gelen bir rüzgâr var. Bu rüzgâr, Şeyh Bedreddin’in, Baba İshak’ın, Yunus Emre’nin, Pir Sultan’ın, Melayê Cizîrî’nin, Ahmed Yesevi’nin, Seyit Rıza’nın, Zarife’nin ve Şeyh Said’in asırlar dolu irfan ve direnişinden geliyor. Bizleri tarihin bu en kritik eşiğinde omuz omuza getiren bu kutlu yürüyüşü selamlıyorum. Selam olsun fabrikalarda alın teri döken işçilere, toprağı işleyen çiftçilere, pazarlarda tezgah açan esnafa! Selam olsun Sultanahmet’te, Diyarbakır Ulu Cami’de ellerini semaya kaldırıp barış ve kardeşlik için dua edenlere! Selam olsun Alevi kardeşlerime, onların Hak-Muhammed-Ali yolundaki aşkına! Selam olsun havrada, kilisede daha iyi bir dünya için ibadet edenlere! Selam olsun kadınlara; 8 Mart meydanlarında, özgürlük mücadelesinde ve sokaklarda en ön saflarda “Jin, Jiyan, Azadî” diye haykıran tüm kadın yoldaşlarıma! Selam olsun gençlere, bugünün ve yarının inşacılarına! Selam olsun engelli kardeşlerime! Selam olsun bu toprakların tüm kadim halklarına ve inançlarına! Selam olsun Doktor Şıvanlara, Doktor Hikmetlere, Mahirlere, Denizlere, İbolara, Necmettin Büyükkayalara, Mazlumlara ve Sakinelere! Selam olsun zindandaki ve sürgündeki tüm yoldaşlarımıza! Selam olsun dağlardan, ovalardan ve kentlerden barışa yürüyenlere! Ve selam olsun barış için 86 milyona umut veren Sayın Abdullah Öcalan’a!
Ağrı Belediye Eş Başkanımız Mehmet Akkuş’u kaybettik. Akkuş’un ailesine sabırlar diliyorum. Allah rahmet etsin. Ağrılı kardeşlerime başsağlığı diliyorum. Bütün Kürt halkının ve dostlarının başı sağ olsun. Sırrı Süreyya Önder, Mehmet Sincar, Vedat Aydın’ı da rahmet ve minnetle anıyorum. Onların şahsında bugüne kadar bizimle birlikte olan, mücadele yürüten, bugün aramızda olmayan bütün yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Onlara sözümüzü yeniliyoruz: Uğruna yaşamlarını yitirdikleri idealleri bir gün mutlaka ama mutlaka hayata geçireceğiz.
BİR SİYASİ HAREKETİN GÜCÜ GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞME CESARETİNDEN GELİR
Değerli yoldaşlar, bugün buradayız ama buraya kolay gelmedik. Çok bedel ödedik, en değerlilerimizi yitirdik. Yarım asır boyunca yaşadıklarımızı anlatmaya kalksak günler yetmez. Hepiniz zaten bu ağır dönemin şahidi, tanığı ve sanığı oldunuz. Yarım asırda ve özellikle son 10 yılda her türlü baskıya, hakarete ve zulme maruz kaldık. İl binalarımız kurşunlandı, yoldaşlarımız katledildi. Eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız, binlerce üye ve yöneticimiz tutuklandı; sürgüne gitmek zorunda kalanlar oldu. Belediyelerimize kayyım atandı. Bunun bir amacı vardı. Neden bunları yaptılar? Dağılmamızı, yılmamızı, siyaset alanını terk etmemizi istiyorlardı. Ama biz ayakta kaldık. Bugün buradayız, ayaktayız. Demokratik siyasette halen yürüyoruz. Söz olsun yaşamını yitirenlere ve zindandaki yoldaşlarımıza ki demokratik siyasetteki kararlı yürüyüşümüze devam edeceğiz. Bu eser sizin. Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin, bugün burayı dolduran delege arkadaşlarımızın ve halklarımızındır. Onlara da binlerce kez teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bu gerçeğe rağmen hatalarımızı görmezden gelecek değiliz. Bu kürsüden, özeleştiri yapmaktan çekinmeyen bir iradenin sesi olarak konuşuyorum. Bir siyasi hareketin gücü geçmişiyle yüzleşme cesaretinden gelir. Kendini yenileyebilmek de ancak bu cesaretle mümkündür. Bir dönemi değerlendirirken sadece dışarıdan gelen baskıları gerekçe gösteremeyiz. Kendi eksiklerimizi görmekten, bunu söylemekten çekinmeyeceğiz. Zaman zaman toplumla aramızdaki bağı yeterince güçlü tutamadık. Kimi meselelerde sesimizi geç duyurduk. Örgütsel reflekslerimiz her zaman aynı hızla devreye giremedi. Kimi zaman haklı olduğumuz konularda bile toplumun geniş kesimlerini ikna edecek bir dil kuramadık. Kendi doğrularımızı tekrarlamakla yetindiğimiz anlar oldu.
ŞİMDİ DİRENİŞİMİZİN YANINA İNŞAYI KOYMA VAKTİDİR
Türkiye’de yerel yönetimde demokratik ve şeffaf belediyeciliğin adresiyiz. Bu bir gerçek ama bu alanda da hedeflediğimiz düzeyde değiliz. Bazı belediyelerimizde istediğimiz karşılığı henüz alamadık. Bunun sorumluluğu yalnızca belediyelerimizde değil; ilgili kurullarımızdadır, bizdedir, bizzat eş genel başkanlardadır. Kendi kadromuzu yetiştirme ve yeni kuşakları siyasetin içine çekme konusunda daha yaratıcı adımlar atabilirdik. Bu konudaki noksanlığımızın bilincindeyiz. Türkiye’de büyük bir ekonomik kriz var ama bu krize denk düşen bir emek mücadelesini istediğimiz düzeyde maalesef hayata geçiremedik. Halklar ve inançlar konusunda en özgürlükçü partiyiz ama Türkiye’deki halklarla ve inançlarla bağ kurmakta daha iyisini yapabilirdik. Türkiye’nin her köşesinde büyük doğa tahribatları yaşanıyor ve ekoloji mücadelesi belki de ortaklıklarımızı en çok genişletebileceğimiz bir alan. Nerede bir tahribat varsa orada olmaya çalıştık, tepkimizi gösterdik ama güçlü bir ekoloji mücadelesi konusunda çabalarımız yeterli olmadı. Barış ve Demokratik Toplum Sürecini toplumun tümüne mal etme, onu gerçek anlamda toplumsallaştırma konusunda da eksik kaldığımızı buradan belirtmek istiyorum. Bugün her kentimizi saran uyuşturucu belasına karşı zaman zaman kampanyalar yürüttük. Bunlar önemli ve değerliydi ama bunu Türkiye’nin öncelikli gündemi haline getirme ve toplumu bu konuda harekete geçirme konusunda yetersiz kaldık. Engellilere dönük eksikliklerimiz olsa da önemli çalışmalar yürüttük. Bütün bu eksiklikleri birlikte gidereceğiz. Dün olduğu gibi bugün de eksiğini kabul eden ve görenlerde umut vardır. Bu olgunluk ve umut partimizde var. İnşallah bu eksikliği hep birlikte gidereceğiz. Artık sadece bu niye böyle oldu demeyeceğiz, yerine ne koyacağımızı tartışacağız. Eksiklikleri tespit edip önerilerimizi sunacağız. Şimdi direnişimizin yanına inşayı koyma vaktidir, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için yola koyulma vaktidir.
YAMALARIN OLMADIĞI, HEPİMİZİ KAPSAYAN BİR CUMHURİYETE İHTİYAÇ VAR
Değerli arkadaşlar, bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe de projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet’in 100 yılı kuruluş iddiasının aksine bir hikâye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen de milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise toplumun üzerine olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, artık hepimizi kapsayacak bir Türkiye’ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var; yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var. Türkiye’nin siyasi tarihi bitimsiz krizlerin tarihidir. 1925’lerde Takrir-i Sükûn, 1950’lerde Vatan Cephesi, 60’larda darbeciler, 70’lerde Gladyo, 80’lerde Evren ve darbesi, 90’larda kontrgerilla… 1950’lerin başında Menderes’in girişimleri 27 Mayıs darbesiyle son buldu. 60’larda Türkiye’nin devrimcileri tarihsel sorunların çözümünde ufuk açtılar. Her türlü zulme ve baskıya maruz kaldılar. Zulme uğrayan, baskı gören ve yaşamını yitiren bütün sol, sosyalist devrimci yoldaşları da saygı ve minnetle anmak istiyorum.
HEPİMİZ İÇİN ARTIK HATADAN DÖNME ZAMANIDIR
70’lerde Ecevit harekete geçti, Gladyo devreye girdi. 90’larda Özal barış için çabaladı ve kontrgerilla müdahale etti. Daha sonra Erbakan ve Erdal İnönü inisiyatif aldı ama onlar da norm dışı devletin müdahalesine maruz kaldı. 2000’lerde de yargı darbeleri, baskı, zulüm ve yoksullukla krizler derinleşti. Tarihin hiçbir döneminde ülke rahat nefes alamadı ve siyaset kurumu da hep yama peşinde koştu. Türkiye halkı hep ekonomik, siyasi, toplumsal krizler girdabında debelenip durdu. Enerjimizi birbirimize değil başka alanlara harcasaydık, şu anda bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Türkiye, içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ama hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Küresel planlara karşı birlik olma, bölgesel fırsatlar için ortak mücadele etme zamanıdır. Bu ülke, bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız, bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız. Cumhurbaşkanı da Cumhur İttifakı da bu sürece “Türkiye Yüzyılı” diyor. Emin olun ki süreç başarıya ulaşırsa gerçekten bu yüzyıl Türkiye’nin olacak; Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüzyılı olacak. Gelin, rejimin parametresini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında örelim ve Demokratik Türkiye Yüzyılına adım atalım. İşte bunu başarmak, siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret DEM Parti’de var, bu salondadır. Önümüzdeki yüzyılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin zulüm, baskı ve yoksulluk içinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olmaya hazırız. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil bin yılı da kurtarırız.
BAŞKA BİR BAHARIN EŞİĞİNDEYİZ; ÇATIŞMANIN VE ŞİDDETİN SONUNA DOĞRU YÜRÜYORUZ
Değerli arkadaşlar, bugün bir başka baharın eşiğindeyiz. 50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez teşekkür ediyorum. Yüz yıldır isyan ve inkâr denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbali ile Türkiye’nin istikbalinin aynı parametrede buluştuğu bir dönemdeyiz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun ki yere gelmez. Türkiye son elli yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden dolayı çok maliyet ödedi. Ortadoğu’da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Şimdi Kürt dengesini lehe çözecek bir süreçteyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımı gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan’ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kazanımı, Türkiye’nin ve Türkiye’deki Kürt’ün kazancı olarak görülüyorsa; Irak’taki, İran’daki ve Suriye’deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye’nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt’ün kazanımı Türkiye’nin kazanımıdır. Türkiye’nin kazanımı Kürt’ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır.
YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLADIĞININ BİLİNCİNDEYİZ
Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye ile Kürtlerin çıkarlarını ortak paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye’ye inanıyoruz, fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan, bütün kimliklere ve inançlara eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu aktör olursa Türkiye güçlenir, Ortadoğu istikrar kazanır. Ortadoğu’yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık 100 yıllık Sykes-Picot parantezini kapatmanın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazırız. Bu konuda endişe duyan siz değerli arkadaşlarım, endişelenmeyin. Siz varsınız, emekçiler var, devrimciler var, Türkiye halkları var, kadınlar var, gençler var, Aleviler var. Birbirimize güvenelim, sürece güvenelim. Endişelerimiz yerine daha güçlü mücadele ortaya koyarak bu süreci başarıya ulaştıralım.
DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE YENİ YOL VE YÖNTEMLER BULMALIYIZ
Toplum, siyaset ve devlet değişiyor; dünyada siyaset başka bir kulvara giriyor. Saatin akrebi yerinden oynadı, artık zamanı ve siyaseti eski noktada tutamayız. Biz de değişeceğiz, bu değişime göre konumlanacağız, ayakta kalacağız ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle bu 10 yıllık süreçte konjonktürel tercihlerimiz oldu. Kategorik olarak Türkiye’deki hâkim iki siyasal geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik, kendi yolumuzu belirledik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının çıkarını önceledik. Konjonktüre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir. Biz de ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Sizlere soruyorum: Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildiler? Hangisi yetkiyi alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi yüz yıldır içerisinde debelenip durduğumuz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Çok açık söylüyoruz: Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne de AKP dönemi bir tür modern asr-ı saadettir. Bizim iddiamız ve çözümümüz farklı. Başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız. Biz Türkiye’de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz ama bazıları hâlâ eski reçetelerde dermanı arıyor. Türkiye’de devlet, toplum, sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde 3. Yol’da kuruyoruz. İlle de hak diyoruz, ille de halk diyoruz, ille de ezilenler diyoruz, ille de demokrasi ve hukuk diyoruz. Yolumuz Üçüncü Yol’dur, yolumuz demokrasi ve barıştır. Çünkü yolumuz halkın yoludur; yoksulun, kadının, inançların, kimliklerin, emekçinin, ezilenin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz. Daha fazla emek vermemiz gerekiyor.
GELİN, DEMOKRATİK BİR YÖNETİM İÇİN EL ELE VERELİM
Ekonomi, ekoloji, istihdam ve üretim kaslarımızı parti olarak daha çok güçlendireceğiz. Sadece tespit yapmayacağız, aynı zamanda çıkış yolu da sunacağız. Çok açık ifade ediyoruz: Tek bir kişiyi dışarıda bırakmadan, 86 milyonun hakkını ve hukukunu koruyarak en iyi şekilde yönetmeye DEM Parti hazır. Bu ülkeyi gerçekten seven demokratlara, Alevilere, ezilenlere, Kürtlere, kadınlara çağrımızdır: Gelin, demokratik bir yönetim için el ele verelim. DEM Parti olarak; sadece Kürtlerin değil 86 milyonun aşıyla ve işiyle, işçinin ve emekçinin alın teriyle, Alevi’nin eşit yurttaşlık talebiyle, Roman’ın, Çerkes’in, Arap’ın, bütün kimliklerin ve inançların kendisini güvende hissettiği bir Türkiye için daha fazla çalışacağız. Daha fazla ter dökeceğiz, inşallah başarıya ulaşacağız.
BU ÜLKENİN KADERİNİ YENİDEN YAZABİLİRİZ, TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEYE TALİBİZ
Değerli Türkiye halkları, bu iddiamızı bugün burada, açık ve net biçimde duyuruyoruz: Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu konuda iddialıyız. Yarından itibaren hazırlığına başlayacağımız kongre, Türkiye’yi yönetecek bir kadro ve bir perspektif kuracak. Ekonomiyi, hukuku, dış politikayı, eğitimi ve sağlığı biz düzelteceğiz. Türkiye’nin bütün meselelerini çözmeye talibiz. Bunu taşıyacak siyasal birikim ve tecrübe bizde var. Ekonomide adaletli, eşitlikçi ve demokratik bir düzen kuracağız. Ekmeği büyüteceğiz, üretimi güçlendireceğiz, israfı bitireceğiz. Bugüne kadar hep sermaye ve rantiyeci sınıf yedi, faturayı halk ve ezilenler ödedi. Rantiyeci kazandı, halk kaybetti. Biz bunu değiştireceğiz. Yoksul ve gureba bizim yönetimimizde hakkını alacak. Dışarıda aç ve açıkta kimse kalmayacak. Hukukta herkesi aynı terazide tartacağız. Hukuku siyasete alet eden anlayışa son vereceğiz. Çünkü hukuk hepimize lazım. Hukukun kırılgan olduğu bir ülkede ne üretim ne yatırım ne de gelecek güvende olur. Demokrasiyi güçlendireceğiz. Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağız. Dış politikada da aynı netlikteyiz: Kafkaslardan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya halkların eşitliğini, bölgesel barışı, demokratik işbirliğini ve Filistin halkı başta olmak üzere ezilen halklarla dayanışmayı esas alan bir çizgiyi daha güçlü savunacağız. Bu bizim programımız, bu bizim iddiamız. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu ülkenin kaderini beraber yeniden yazmaya talibiz.
TEK BİR AJANDAMIZ VAR, O DA DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’DİR
Değerli dostlar, kimsenin şüphesi olmasın, biz bu sürecin teminatıyız. Süreci enfekte eden kim olursa olsun, ilk bizi karşısında görecek. Yumruğumuz sıkılı değil, elimiz açıktır. Göz hizasından konuşuyoruz ve gizli bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye’dir. Tek bir ajandamız var, o da barış ve demokratik toplumdur. İşte tam da bu sürecin hepimizi ve 86 milyonu güçlendireceğine inanıyoruz. Dost ve düşman bilsin ki dünyada, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor ve biz bu döneme hazırız. Kendimizi Diyarbakır’dan sorumlu hissettiğimiz kadar Ankara ve İstanbul’dan da aynı düzeyde sorumlu hissedeceğiz. Bu konuda eksiklerimizi de gidereceğiz. Türkiye’nin her bir karışına aynı sorumluluk duygusuyla yaklaşacağız. Kimse kaygı duymasın. Yarın, bugünden daha iyi olacak!
BU KONGRE PARTİMİZİN YENİ BİR SİYASİ LİMANA YELKEN AÇTIĞI KONGREDİR
Değerli arkadaşlar, bu kongre partimizin yeni bir siyasi limana yelken açtığı kongredir. 7 Eylül sabahı çok daha kapsamlı bir yenilenme sürecini başlatacağız. Bu yönetim, büyük kongrenin inşa hazırlığını yapacak. Program anlayışımızı, siyaset üslubumuzu, örgütlenme pratiğimizi ve kadro yapımızı değişen Türkiye ve dünya koşullarına göre yeniden şekillendireceğiz. Bu, geçmişi silmek değil; geçmişten aldığımız gücü yeni bir perspektifle buluşturmaktır. Bu kongreyi önemli kılan, önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yönetim yapısını ortaya çıkaracak olmasıdır. Bu yeni yapı, ülkenin ve bölgenin içinden geçtiği tarihsel dönüşümü doğru okuyacak; Demokratik Cumhuriyet Hareketini Türkiye’nin dört bir yanına yayacak. Kürt meselesinin demokratik çözümünü Türkiye’nin genel demokratikleşme süreciyle birleştiren siyasi hattı büyüteceğiz. Bu, önümüzdeki dönemin en temel hedefi olacaktır. Artık eski tartışmaların ve kavgaların ötesine geçme vaktidir. Silahların sustuğu, müzakerelerin konuştuğu bu yeni eşikte bizden beklenen sadece mücadele değil, aynı zamanda inşadır. Somut bir gelecek sunabilen siyasi iradeler ayakta kalacak, sadece itiraz edenler tarihin gerisine düşecektir. Bu dönüşüm de sadece merkezde değil her ilde, her ilçede, her mahallede karşılık bulan bir örgütlenme pratiğiyle mümkün olacaktır. Kadromuzu güçlendireceğiz. Gençler ve kadınlar siyasetin her kademesinde daha çok olacak. Toplumun tüm kesimleriyle diyaloğumuzu derinleştireceğiz. Bu dönüşümü tek başımıza değil, hep birlikte başaracağız.
DEMOKRATİK CUMHURİYET HAREKETİNİ BUGÜNDEN İTİBAREN BAŞLATIYORUZ
Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü; kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek. Yolumuz, yolunuz açık olsun.
Değerli arkadaşlar, her zorluğa rağmen alandan kopmayan, örgütlenmeye devam eden, umudu diri tutan tüm parti emekçilerine yürekten teşekkür ediyorum. Özellikle partimizin omurgasını oluşturan ve en zor süreçlerde birlikte mücadele ettiğimiz bileşen partilerimize sonsuz teşekkürlerimi iletmek istiyorum. PM ve MYK üyelerimize, il ve ilçe örgütlerimize, Kadın Meclisimize, Gençlik Meclisimize, belediye eş başkanlarımıza, belediye meclis üyelerimize, milletvekillerimize ve il genel meclis üyelerimize, bütün üyelerimize ve en önemlisi de bütün halkımıza teşekkürlerimi iletiyorum. Emin olun ki bu sürecin kahramanları sizlersiniz. Cezaevlerinde direnişi büyüten, sürgünde mücadeleyi sürdüren arkadaşlarımız her zaman bize güç verdi. Buradan onlara selam ve saygılarımızı gönderiyorum. Ayrıca bu süreçte yanımızda olan, dayanışmasını esirgemeyen ittifak ve dost güçlerimize, aydınlara, sanatçılara ve tüm emek ve demokrasi güçlerine şükranlarımı sunuyorum. Zor günlerde yalnız olmadığımızı hissettiren her kesime, destek verenlere teşekkür ediyorum. Bu birikimle, bu dayanışmayla yeni bir döneme giriyoruz. Biz buradayız, ayaktayız, değerlerimize sahip çıkarak Türkiye’yi yönetmeye talibiz.
6 Eylül 2026

















