Arzu Çerkezoğlu…
DİSK’in başında bir kadının olmasını, yıllar önce büyük bir umut ve sevinçle karşılayanlardan biriydim. Türkiye’deki kadın hareketinin de bunu önemsediğini biliyorum.
Bugün size tam da bu nedenle, bir kadın olarak seslenmek istiyorum.
Bugün Ankara’da emeklilerin hak arama eyleminde bir emekli polis memuru yaşamına son verdi.
Görgü tanıklarının aktardığına göre, silahını ateşlemeden önce:
“Para için değil, onurumuz için mücadele ediyoruz,” dedi.
Arzu Hanım…
Siz bir kadınsınız.
Bir emeklinin karısının ne yaşayabileceğini, çocuklarının gözünün içine bakamayan bir babanın evde yarattığı sessiz acıyı, mutfakta hesabı yapmak zorunda kalan kadının kaygısını, bir ailenin yoksulluk karşısında her gün biraz daha ezilmesini bir erkek yöneticiden daha iyi anlayabileceğinizi ve empati kurmanız gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yoksulluk yalnızca emeklinin cebindeki para değildir.
Yoksulluk, evin içindeki kadının da hayatıdır.
Çocuğuna yetemeyen annenin çaresizliğidir.
Eşinin çaresizliğini seyreden kadının acısıdır.
Bazen sofraya ne koyacağını düşünmektir.
Bazen çocuklarından bir ihtiyacı saklamaktır.
Bazen yıllarca çalışmış insanların yaşlılıklarında kendi çocuklarına yük olduklarını düşünmeleridir.
Bugün bir emekli, emeklilerin hak aramak için toplandığı bir eylemin ortasında, “Para için değil, onurumuz için mücadele ediyoruz,” dedi ve hayatına son verdi.
Ben artık bunu yalnızca bir haber olarak okuyamıyorum.
Ve size şunu sormak istiyorum:
Daha ne olması gerekiyor?
Emekliler kaç yıldır sokakta?
Kaç yıldır anlatıyorlar?
Kaç yıldır “geçinemiyoruz” diye bağırıyorlar?
Kaç yıldır bizler onların ardından yazılar yazıyoruz, açıklamalar okuyoruz?
Sonra ne oluyor?
Bir açıklama daha…
Bir kınama daha…
Bir “acımız büyük” mesajı daha…
Ve hayat devam ediyor.
Hayır. Artık benim içim kaldırmıyor bunu.
DİSK’in açılımı: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu.
Ben özellikle o ilk kelimeye takılıyorum:
DEVRİMCİ.
Bu kelimeyi bir sıfat olarak taşımak kolay.
Peki bugün o kelimenin gereğini yerine getirmek ne demek?
Türk-İş’le görüşmek.
Diğer sendikalarla görüşmek.
Emekli örgütleriyle görüşmek.
Bir masa kurmak.
Ortak bir mücadele programı oluşturmak.
Ve insanlara “Artık yeter. Şu gün, şu saatte, şu yerde birlikteyiz,” diyebilmek.
Ben halkın daha neyi beklediğini anlamıyorum.
Ama belki de mesele halkın neyi beklediği değildir.
Belki mesele, halkın öfkesini ve çaresizliğini ortak bir güce dönüştürecek örgütlü yapıların neyi beklediğidir.
Arzu Hanım,
Ben sizden yeni bir açıklama istemiyorum.
Ben sizden harekete geçmenizi istiyorum.
Bir kadın olarak, bir sendikacı olarak ve DİSK Genel Başkanı olarak bugün o emeklinin evindeki kadını, çocuklarını, ailesini düşünmenizi istiyorum.
Ve sonra kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum:
“Ben şimdi ne yapmalıyım?”
Çünkü benim artık sorum:
“Ne söyleyeceğiz?” değil.
“Ne yapacağız?”
Ve bunu gerçekten bilmek istiyorum.














