Politika’dan Yorum
Trump destekli AKP-MHP iktidarının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu şahsında başlattığı siyasi operasyon, bazı belediye başkanlarının itirafçılığı kabul etmesinden sonra belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin AKP’ye geçişi ile başka bir hal aldığı, herkesin malumu. Son olarak, “CHP’nin kalesi” olarak kabul edilen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da AKP’ye geçmesi ile gelinen durum ahlak üzerinden tartışılmaya devam ediliyor.
Birgün’den Yaşar Aydın, her gün yapılan kabzımal, belediye başkanı, sanatçı, sporcu, LGBT+ operasyonlarıyla yaratılan “gürültü ve toz bulutu” içinde iktidarın “temiz kimse yok” mesajı vererek, “memleket gerçeklerinin duyulmasının, görülmesinin” engellenmeye çalışıldığına dikkat çekmişti. Belediye başkan ve meclis üyelerinin itirafçı olması, AKP’ye geçmesi de hem bu kişiler nezdinde CHP/YP’de olan belediyeler hakkındaki yolsuzluk iddialarının inandırıcılığını arttırıyor hem de “temiz kimse yok” anlayışını pekiştirerek, muhalefetin ahlaki üstünlüğünü elinden alıyor.
Bizim açımızdan ise durumun vahameti şudur: Bu durum sadece “burjuva siyaset”le sınırlı değil. Son 15-20 yıldır CHP/YP’yi destekleyen sol-sosyalist hareket de “hükmen” bu çamuru üzerine çekmiş oluyor.
Burjuva siyasetinde ahlaktan anlaşılanın ahlaksızlık olduğunu ezelden beri bilinen bir şeydir. Sağcısından solcusuna burjuva partileri için siyasetin temel varlık nedeni, kamu kaynaklarının ve devlet rantının bölüşülmesinde pay sahibi olmaktır. Siyaset bu ganimet kavgasına indirgendiğinde, ilkelere dair her şey “teferruat” haline gelir. Dün galiz küfürlerle eleştirilen odaklarla bugün kurulan siyasi ortaklıklar, burjuva siyasetinin “dün dündür, bugün bugün” biçiminde özetlenen ilkesiz pragmatizminin doğal bir sonucudur. Burjuva siyaseti, sermayenin kendi ruhundan yarattığı kirlenmiş bir dünyadır. Sermaye devleti ve onun siyasi aktörleri için meşruiyetin ölçütü toplumun esenliği değil, mülkiyet ilişkilerinin ve rant aktarım kanallarının kesintisiz işlemesidir.
Sosyalistler de, bu “sermayenin kendi ruhundan yarattığı” toplumda siyaset yapıyor ve bu yüzden onun kirlerinin paçalarına bulaşmasından azade değildir. Siyasetin “malzemesi” bu topraktır, fakat sosyalist bir parti, topraktan gelenleri teorik, ideolojik ve ahlaki bir tedrisattan geçirerek arındırır, yeni hale getirir. Bu “arındırma”yı biteviye yapmak zorundadır, çünkü bu toprakla metabolik bir ilişki içindedir ve ayrıca “devletin ideolojik aygıları”nın sürekli baskısı altındadır.
Ancak bu arınma aksatıldığında ve burjuva siyasetinin kurallarıyla alan tutulmaya çalışıldığında en ağır “hükmen yenilgi” kaçınılmaz hale gelir.Çünkü ittifak kurduğunuz parti için de kendi itibarınızı ortaya koymuş olursunuz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerde hemen hemen bütün sol “1 Oy Kılıçdaroğlu’na” dediğinde aynı zamanda Kılıçdaroğlu’na kefil de olmuş oldu elbette. Konjonktürel ittifaklar uğruna burjuva adaylarına verilen “açık çekler” ve kefaletler, o odağın ahlaki ve siyasi bagajını da üstlenmekten kaçınamama durumu yaratır.
Sosyalist solun işçi sınıfı ve emekçi halk kesimleriyle organik bağlarının zayıflamış olması, onu reel politikada burjuva partilerinin çekim alanına girmeye zorlamaktadır. Niceliksel ve niteliksel olarak zayıflayan bir hareket, halkın yakıcı sorunlarına bağımsız sınıfsal çözümler üreten bir odak olmak yerine; kimin kiminle ittifak kuracağını, kimin adayıyla seçim kazanılacağını hesaplayan bir “pazarlık uzmanına” dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır. “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme” fırsatçılığına tenezzül edildiğinde, ilkeli eleştiriler kapalı kapılar arkasına hapsedilmekte veya sümen altı edilmektedir. Oysa pragmatizm uğruna ilkelerden verilen her taviz, sosyalist hareketin kendi öznel gücünü ve tarihsel meşruiyetini tasfiye eder.
Eğer ilkesizliğin egemen olduğu bu vasatta ahlaklı ve devrimci bir siyaset yapılacaksa, her koşulda doğruyu söylemekten vazgeçilmemelidir. Sosyalist siyaset için “doğru” olanın pusulası ise işçi sınıfının tarihsel ve sınıfsal bilincidir. Toplumsal gerçeklik iki temel kutup üzerinden şekillenir: “İki sınıf vardır: Proletarya ve burjuvazi; birine karşı olan öbürüyle beraberdir”. Sosyalist bir partinin temel görevi, emekçilere kendi gerçek çıkarlarının nerede yattığını açıkça söylemek; ittifak kurduğu güçlerin sınıfsal karakterini ve bu ittifakların sınırlarını halktan gizlememektir. Kendi siyasi, örgütsel ve ideolojik bağımsızlığını koruyamayan, burjuva siyasetinin çürümüş ahlakından ve kirlenmesinden kendini koruyamaz.
Lenin’in yalın aforizmasıyla özetleyecek olursak:
“Gerçekler devrimcidir.”
Sosyalist sol, burjuva siyaset sahnesinin itirafçılık, koltuk sevdası ve rant kavgalarıyla kirlenmiş zemininde alan tutmaya çalışmak yerine; işçi sınıfının bağımsız ideolojik ve örgütsel hattını inşa ettiği oranda bu çamurdan çıkacak ve topluma gerçek seçeneği sunabilecektir.
















