Raporda, “İklim değişimi bilimsel olarak inkâr edilemez bir gerçektir” denilerek, COP zirvelerinin esas amacının iklim değişimi sorununu çözmek olmadığı vurgulanıyor. Raporda, “Esas sorun, yaşanan yerel ve küresel çevre sorunlarının tüm sorumluluğunu doğrudan iklim değişimine yükleyerek ve bu mazerete sığınarak yeni uluslararası ticari yapıların oluşturulmasıdır” ifadelerine yer veriliyor.
Raporda ayrıca şu değerlendirme yapılıyor:
“Resmî metinlerde ‘ekolojik bir kurtuluş vizyonu’ olarak sunulan bu kurumsal mekanizmaların ve taahhütlerin arka planı, günümüzde çok ciddi metodolojik, ideolojik ve ekonomi-politik eleştirilerin odağında yer almaktadır. Bu raporun temel amacı, uluslararası çevre diplomasisinin ürettiği kavramsal çerçeveyi, sarsılmaz birer dogma gibi sunulan bilgisayar simülasyonlarını ve piyasa endeksli olarak sunulan çözüm mekanizmalarını kamusal fayda ekseninde ele almaktır.
Küresel iklim diplomasisi adı altında yürütülen çalışmalar, zaman içerisinde birer finansal pazar inşasına ve ‘yeşil boyama’ enstrümanına dönüşmüştür. Rio kökenli üç sözleşmenin birleşiminden ETS’ye kadar uzanan pazar temelli araçlar, sanayileşmiş Batı toplumlarının kümülatif tarihsel sorumluluklarını gizleyen ve faturayı gelişmemiş ülkelere çıkaran bir illüzyon yaratmaktadır.
Küresel Kuzey’in tüketim alışkanlıklarını görünmez kılan zirveler, yapay korku anlatılarıyla somut ve gerçek doğal meteorolojik parametreleri dışlamakta; kentlerdeki kırılganlıkların asıl nedeni olan ranta ve talana dayalı imar ve altyapı politikalarının sorumluluğunu soyut bir iklim değişimi olgusuna yüklemektedir. Bu nedenle, görünmez kılınan alanları açığa çıkarmak amacıyla kullanılan kavramsal ifadeleri de gündeme taşımak önemlidir.”
Raporun ön sözü şöyle:
Küresel ölçekte yürütülen çevre diplomasisi, günümüzde ekolojik bir kurtuluş vizyonu sunmaktan ziyade, serbest piyasa mekanizmaları eliyle doğanın finansallaştırıldığı ve kirliliğin metalaştırıldığı devasa bir küresel pazar inşasına dönüşmüştür. Bu doğrultuda kurgulanan Emisyon Ticaret Sistemleri (ETS), “Yeşil Boyama” ve “Net Sıfır” gibi araçlar, iki yüzyıl boyunca çevreyi ve atmosferi kümülatif olarak kirleten, kirlilikten sorumlu egemen ülkelerin tarihsel sorumluluklarından kaçmalarına yardımcı olmak için kullanılan araçlardır. Sürecin bu şekilde ticarileştirilmesi, egemen merkez ülkelerin ekolojik yıkımın faturasını küresel olarak güneydeki gelişememiş ve gelişmekte olan ülkelere yüklemesinin bir yoludur. Bu süreç için belirlenen en güncel araç ise “karbon” ticareti üzerinden yürütülen ticaret sistemidir ve “karbon sömürgeciliği” olarak ifade edilmektedir.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31) 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da yapılacaktır. Bu toplantıların süreci uzun bir dönemi kapsamaktadır. Sürecin ilk toplantısı 1995 yılında yapılan COP1 toplantısı ile başlamış ve 1997 yılında yapılan Kyoto Protokolü ile emisyon ticareti üzerinden resmileştirilmesi olarak şekillenmiştir. Sonraki toplantılar ise bu toplantılarda alınan kararların yapısal araçlarını oluşturan ve sistemin eksiklerini gideren toplantılardır.
TMMOB Yönetim Kurulu, Genel Kurullarında alınan kararların gereğini dönem içerisinde yerine getirmek amacıyla çalışmalarını yürütmektedir. TMMOB 49. Olağan Genel Kurulunda, COP31 toplantısının ülkemizde yapılacak olması nedeniyle sürece ilişkin bir rapor hazırlanmasını karar altına almıştır. Elinizdeki bu değerlendirme raporu, süreci özet olarak ele alan uluslararası arenada iklim üzerinden yürütülen çalışmaların kavramsal anlatıları ile piyasa endeksli çözüm dayatmalarını kamusal fayda ekseninde bir süzgeçten geçirmek amacıyla hazırlanmıştır.
Bu çalışma, bir yönüyle sürece ilişkin gizlenmeye çalışılan arka plandaki durumları anlatmaya çalışırken diğer yanıyla da kamuoyuna salınan ve çevre sorunlarının gerçek sorumlularını gizleyen birçok yanlış algıya neden olan söylemlere dikkat çekilmesidir. İklim değişiminin gerçeğinin bilimsel arka planını tartışmaya açmaksızın, doğa kaynaklı olayları üzerinden yaratılan korku ikliminin egemen kılınarak; plansız kentleşme ve ranta ve talana dayalı yapı üretimi, betonlaşma, madencilik başta olmak üzere denetimsiz ve kuralsız doğayı tahrip eden vahşi müdahaleler ile yanlış havza kullanımı gibi tamamen yapısal ve politik sorumlulukları “soyut bir söylemin” arkasına gizleyerek görünmez kılmaktadır. Şehirlerimizin en sıradan doğa olaylarında bile üst ve altyapısının çökmesinin suçunu doğaya veya izafi senaryolara atmak,
bilimsel verileri çarpıtan ideolojik bir algı yönetimidir. Rapor, bu ve benzeri göz boyamalara karşı ampirik ve doğrulanmış gerçekleri savunarak toplumsal bilinci netleştirmeyi hedeflemektedir.
Raporun, ekosistemi ve toplumun ortak yaşam koşullarını serbest piyasa acımasızlığına, yeşil borç tuzaklarına ve teknolojik bağımlılık mekanizmalarına terk eden küresel politikalara karşı güçlü bir kurumsal duruş sergilemesini; kamu yönetiminin bütününde ortak ve kararlı bir
kamusal planlama iradesinin tetiklenmesine katkı koymasını temenni ederiz. Raporda diğer bir yanıyla, ekosistemi ve toplumun ortak yaşam koşullarını serbest piyasa acımasızlığına terk ederken kullanılan küresel illüzyonlara dikkat çekmektedir. Çalışmanın nihai amacı, pazar endeksli teknolojik bağımlılık tuzaklarına, borç sarmallarına ve yapay gıda/atık ithalatı dayatmalarına karşı, gerçek veriyi, kamusal planlamayı, yerelleşmeyi, yerinde üretim ve tüketim ile tüketimde planlı küçülmeyi merkezine alan halkçı ve pazar dışı somut alternatif çözümler konusunda kamuoyunun dikkatini çekmektedir.
Dünyayı etkileyen bu ve benzeri zirve toplantılarında, halkların gerçek temsilcileri olmadığı sürece ekolojik yıkımın yavaşlaması bile mümkün değildir. Sorunu yaratanlar çözüm bulmak istemezler.
Raporun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
HABER MERKEZİ


















