Bir telefonun madenini çıkaran, parçalarını üreten, montajını yapan, kullanan ve çöpe atan insanlar çoğu zaman farklı ülkelerde yaşıyor. Bir tişörtün pamuğu bir yerde yetişiyor, başka yerde boyanıyor, başka ülkede dikiliyor, binlerce kilometre taşınıp başka bir toplumda tüketiliyor.
Küreselleşen yalnız üretim değildir. Üretimin ekolojik bedeli de coğrafyalar arasında bölüşülüyor.
Maden çıkarılırken toprak ve su, tekstil üretilirken su ve kimyasallar, metalden çimentoya üretim sürecinde hava bedel ödüyor; elektronik eşya ise ömrünü tamamladığında atığa dönüşüyor. Bir ürün mağazaya ulaştığında fiyat etiketi vardır; fakat arkasında tüketilmiş suyun, kirletilmiş havanın, kaybedilmiş ormanın ve bozulan ekosistemin etiketi çoğu zaman yoktur.
Rakamlar bu eşitsizliği açıkça gösteriyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2024 Küresel Kaynak Görünümü’ne göreyüksek gelirli ülkelerde kişi başına kullanılan malzeme, düşük gelirli ülkelerin yaklaşık altı katı; kişi başına iklim etkisi ise yaklaşık on katı. Üstelik zengin ülkelerde tüketilen malların önemli bir bölümü başka ülkelerde üretiliyor. Böylece ürün bir ülkede tüketilirken, madeni, suyu, atığı ve kirliliği başka bir yerde kalabiliyor.
Bir ülke ağır sanayisini azaltabilir, şehirlerinin havasını temizleyebilir, bazı madenlerini kapatabilir. Ama kullandığı çeliği, tekstili, elektroniği ve başka malları dışarıdan almaya devam ediyorsa tüketiminin ekolojik maliyeti ortadan kalkmış değildir.
Bir ülke fabrikasını sınırlarının dışına taşıyarak havasını temizleyebilir; dünyanın havasını değil.
Bu yalnız ülkeler arasındaki eşitsizlik de değildir. Aynı ülkenin içinde madenin yanında yaşayan köylüyle madenden elde edilen ürünü tüketen kişi, termik santralin yakınındaki işçiyle şirket hissedarı, kuraklıkta ürününü kaybeden çiftçiyle yüksek tüketim gücüne sahip kentli aynı ekolojik bedeli ödemez.
Tüketim de eşit dağılmıyor. Çok tüketenle geçinmek için tüketen aynı kefeye konulamaz. Birinin sık sık değiştirdiği telefon, otomobil ya da giysi ile diğerinin temel ihtiyacı için aldığı ürün aynı tüketim değildir. Ekolojik sorumluluğu yalnız “hepimiz tüketiyoruz” diyerek paylaştırmak, gelir ve yaşam koşulları arasındaki farkı görünmez hale getirir.
Ekolojik kriz ortaktır; onu yaratmadaki sorumluluk da, ödenen bedel de eşit değildir.
Bu nedenle “insanlık doğayı tahrip ediyor” cümlesi tek başına yetersizdir. Hangi insanlar? Ne kadar tüketiyorlar? Üretimden kim kazanıyor? Kirlenmenin yanında kim yaşıyor?
Üstelik sorun eski “kirli sanayi” ile bitmiyor. Fosil yakıtlardan çıkış için gereken güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve enerji altyapısı da lityum, bakır, nikel, kobalt ve başka hammaddeler gerektiriyor. Fosil ekonomiden çıkarken aynı sınırsız tüketim anlayışını korursak yalnız çıkarılan madenin adı değişebilir.
Yeşil teknoloji, onu üreten toplumsal ve ekolojik ilişkinin kendiliğinden yeşil olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle ekolojik adalet, yoksul ülkelere “siz de artık üretmeyin” demek olamaz. UNEP de düşük gelirli ülkelerde insanca yaşam koşullarını geliştirmek için kaynak kullanımının artmasına ihtiyaç bulunabileceğini, asıl büyük mutlak azaltmanın yüksek tüketimli ekonomilerde gerektiğini belirtiyor.
Sorunun merkezinde üretimin miktarı kadar neyin, kimin için ve hangi bedelle üretildiği bulunuyor.
Piyasa bize bir malın fiyatını söylüyor; ama her zaman gerçek maliyetini söylemiyor. Bir fabrikanın kirlettiği nehrin temizlenmesi, madenden zarar gören köylünün kaybı, işçinin sağlığı ya da gelecek kuşaklara bırakılan çevre zararı ürünün etiketine bütünüyle yazılmıyor. Şirketin ödemediği bu bedel yok olmuyor; toplumun ve doğanın üzerine kalıyor. Üretimin ekonomik getirisi ile ekolojik maliyeti böylece aynı ellerde toplanmıyor. Ne üretileceğine ve nasıl üretileceğine karar verenlerle, bunun bedelini ödeyenler aynı insanlar değil.
Ucuz diye satın aldığımız bir mal gerçekten ucuz olmayabilir. Bedelin bir bölümü kasada ödenmemiş; maden işçisine, köylüye, başka bir ülkenin suyuna, ormanına veya henüz doğmamış kuşaklara bırakılmış olabilir.
Ucuz mal bazen maliyetin azalması değil, maliyetin görünmez hale getirilmesidir.
Zenginliği kim alıyor, bedeli kim ödüyor?














