Mehmet Ali Alçınkaya, yaklaşan DEM Parti kongresi üzerine bir değerlendirme yayınladı. “Bu nedenle yaklaşan kongrenin en temel sorumluluğu, yalnızca yeni yönetim organlarını belirlemek değil; siyasal pratiği eleştiri ve özeleştiri temelinde yeniden değerlendirebilmektir.” diyen Alçınkaya’nın yazısının tamamı şu şekilde:
Türkiye’de sol-sosyalist hareket ile Kürt siyasal hareketinin yasal siyaset alanındaki gelişimi, farklı dönemlerde değişen parti adları ve örgütsel biçimlere rağmen belirli bir tarihsel ve düşünsel süreklilik taşımaktadır. HDP’den DEM Parti’ye uzanan süreç de bu sürekliliğin günümüzdeki ifadesidir. Bu dönüşüm, yalnızca hukuki baskılar karşısında geliştirilen kurumsal bir değişiklik değil; aynı zamanda değişen siyasal koşullarda demokratik siyasetin yeniden üretilmesi ve toplumsal mücadele araçlarının güncellenmesi arayışı olarak değerlendirilmektedir.
Bu siyasal çizginin toplumsal ve kuramsal zemini, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) geliştirdiği demokratik toplum anlayışıdır. HDK; emek, kadın, gençlik, ekoloji, farklı halklar, inançlar ve toplumsal kesimleri ortak demokratik mücadele zemininde buluşturmayı amaçlayan çoğulcu bir örgütlenme perspektifi ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, demokratik siyasetin yalnızca parlamenter faaliyetlerle sınırlı kalamayacağını; örgütlü toplumun demokratik dönüşümün asli öznesi olması gerektiğini savunmaktadır.
Ancak her siyasal deneyim gibi bu süreç de yalnızca başarılar üzerinden okunamaz. Geçmiş dönem, önemli bir temsil kapasitesi yaratırken, demokratik siyasetin toplumsallaştırılması, yerel örgütlenmelerin sürekliliği ve halkın doğrudan katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi konusunda eksiklikleri de görünür hâle getirmiştir. Demokratik siyaset zaman zaman seçim odaklı çalışmalara sıkışmış, yerel meclislerin ve komünlerin canlılığı istenilen düzeye taşınamamış, toplumsal dinamizm ile kurumsal siyaset arasındaki bağ kimi dönemlerde zayıflamıştır.
Bu nedenle yaklaşan kongrenin en temel sorumluluğu, yalnızca yeni yönetim organlarını belirlemek değil; siyasal pratiği eleştiri ve özeleştiri temelinde yeniden değerlendirebilmektir. Eleştiri, geçmiş birikimi reddetmek değil; onu daha ileri bir düzeye taşıyacak dersleri çıkarabilmektir. Özeleştiri ise başarısızlık aramak değil; eksikleri cesaretle görerek örgütsel yenilenmenin önünü açmaktır. Demokratik siyasal kültür, ancak bu iki ilkenin birlikte işletilmesiyle gelişebilir.
İdeolojik açıdan bakıldığında da temel mesele, demokratik toplum perspektifinin yalnızca kuramsal düzeyde savunulması değil, gündelik yaşamın örgütlenmesinde somut karşılık bulabilmesidir. Demokratik Konfederalizm ve katılımcı demokrasi tartışmaları, ancak mahallede, köyde, iş yerinde, kampüste ve yerel yönetimlerde halkın etkin katılımını güçlendirebildiği ölçüde toplumsal anlam kazanabilir. Kuram ile pratik arasındaki mesafenin daraltılması, yeni dönemin en önemli görevlerinden biridir.
Bu çerçevede Demokratik Komünler Birliği anlayışı, yerel demokrasiyi güçlendirmeyi ve toplumsal katılımı yaygınlaştırmayı hedefleyen bir örgütlenme modeli olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu modelin yaşama geçebilmesi, yalnızca örgütsel kararlarla değil; halkın gönüllü katılımını, yerel inisiyatifi, dayanışma kültürünü ve sürekli siyasal eğitimi güçlendiren bir çalışma tarzını gerektirir. Komünler ve meclisler, ancak toplumun gerçek ihtiyaçlarıyla buluştuğunda canlı ve dönüştürücü yapılar hâline gelebilir.
DEM Parti Kongresi bu nedenle yalnızca kurumsal bir yenilenme değil, aynı zamanda siyasal yöntemlerin, örgütlenme anlayışının ve çalışma tarzının yeniden değerlendirilmesi için önemli bir fırsattır. Kongre, parlamenter faaliyet ile toplumsal örgütlenme arasındaki dengeyi güçlendirebildiği, yerel örgütleri daha etkin hâle getirebildiği ve farklı toplumsal kesimlerle kurduğu ilişkiyi derinleştirebildiği ölçüde tarihsel işlevini yerine getirebilir.
Yeni dönemin başarısı, yalnızca seçim performansıyla değil; örgütlü toplumun güçlenmesi, demokratik katılımın yaygınlaşması, kadınların ve gençlerin siyasal süreçlerde daha etkin yer alması, yerel demokrasinin gelişmesi ve eleştiri-özeleştiri kültürünün kurumsallaşmasıyla ölçülebilir. Demokratik siyaset, toplumun gündelik yaşamında karşılık bulduğu ölçüde kalıcı ve dönüştürücü bir nitelik kazanacaktır.
Sonuç olarak HDP’den DEM Parti’ye uzanan siyasal dönüşüm, değişen koşullara uyum sağlayarak demokratik siyaseti sürdürme ve yeniden örgütleme arayışını ifade etmektedir. Yaklaşan kongre ise bu tarihsel birikimin eleştirel bir değerlendirmeyle geleceğe taşınacağı önemli bir eşiktir. Geçmiş deneyimlerden öğrenen, ideolojik açıklığını güçlendiren, örgütsel yenilenmeyi toplumsal katılımla birleştiren ve demokratik siyaseti yaşamın her alanında yeniden üretebilen bir yaklaşım, hem hareketin geleceği hem de Türkiye’de demokrasi ve barış tartışmaları açısından yeni imkânlar oluşturabilir. Bu nedenle yeni dönemin temel ihtiyacı; yalnızca yeni kadrolar değil, aynı zamanda güçlü bir siyasal muhasebe, yenilenmiş bir örgütlenme anlayışı ve demokratik toplum hedefini toplumsal yaşamın her alanında görünür kılacak sürekli bir siyasal pratiktir.
HM

















