Politika Gazetesi’nin yeni sayısının “Barış Kavramını Bilince Çıkarmak…” başlıklı başyazısında barış mücadelesinin pasif ya da reformist bir yönelim değildir; aksine emperyalistlerin ve egemen sınıfların sömürü alanlarını genişletmek için başvurdukları savaş politikalarına karşı duruşu simgelediği vurgulanmaktadır. Savaşlar her zaman sömürü olanaklarını artırmak için kullanılmıştır. Bu bağlamda barış için savaşım, sınıf savaşımının doğrudan ve ayrılmaz bir parçası olarak bilince çıkarılmalıdır.
Mustafa Suphi Vakfı Başkanı S. Kemal Atakan’nın “106 Yılın Deneyimi ile İleriye Bakmak” yazısında ise 106 yıllık mücadele geçmişine sahip olan Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarihinin birikimi ile değişen dünya gerçekleri ve 90’lı yıllardan çok farklı olan yeni kuşak gençliğin eğilimleri doğru kavranarak, onlara yeni bir yol açılması için değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca teorik üretim yapan entelektüel kadrolar ile inançla pratik mücadeleyi yürüten kadroların birliği, hareketin sürekliliğini ve istikrarını sağlayacağına işaret edilmektedir. Ülkedeki güncel “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne de bu ciddiyet ve tarihsel sorumlulukla yaklaşılmalıdır.
“İdeolojik Kriz ve ‘Ara Dönem’” başlıklı yazıda ise Veysi Sarısözen, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden bu yana uluslararası komünist hareket aşılmayan bir kavramsal krizden ve “ara dönemden” geçmekte olduğumuzu savunmaktadır. Sarısözen’e göre bu geçici dönemde hiçbir parti kendi teorik çizgisini yegâne doğru sayıp diğerlerine karşı “ideolojik savaş” açmamalı; “ideolojik ateşkes” ilan ederek yoldaşça diyalog, tartışma ve özeleştiri kanallarını işletmelidir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin (PKK) ve Abdullah Öcalan’ın kendini yenileme süreçlerine de bu dışlamayan, anlamaya çalışan diyalektik ve yapıcı perspektifle yaklaşılmalıdır.
Politika Gazetesi’nin yeni sayısında geçen yıl 10 Eylül’de çalışmalarının başlatıldığı duyurulan Türkiye Komünistlerinin Platformu ile ilgili de bazı yazılara yer veriliyor. “TKPlatform Çalışmalarında Yerelin Önemi” başlıklı ilk yazıda Nevzat Keçeci, ortak mücadele zemini ve kalıcı birliktelikler, soyut ve büyük siyasal programlarla değil; işten atılma, ulaşım, barınma, kadın şiddeti veya yerel çevre talanları gibi insanların günlük yaşamını doğrudan etkileyen somut pratikler üzerinden kurulabileceğini savunuyor. Örgütleyiciler insanları kendi hazır politik şablonlarına çağırmak yerine, yerellerde zaten var olan direnişlerin yanına gitmeli, somut dayanışma ilişkileri kurmalıdır. Çünkü güven ve kalıcı örgütlenme ancak ortak pratik içinde inşa edilir; “Önce örgüt, sonra mücadele” değil, mücadele içinde ilişki ve örgütlenme esas alınmalıdır.
DİSK T. Maden-İş eski Genel Sekreteri ve TKP MK eski üyesi Halit Erdem ise “TKPlatform Emek Mücadelesi ve Bileşenler” başlıklı yazısında 1970’li yıllardan sonra en ağır krizini yaşayan sendikal harekette sadece yeni bir söylem değil, kökleri geçmiş başarılı pratiklerde (15-16 Haziran direnişi, 1975 DİSK çizgisi vb.) yatan “tarihsel bir yönelime” ihtiyaç olduğuna işaret ediyor. Günümüz sermaye düzeninin işçi sınıfını taşeronlaşma ve esnek çalışma gibi yöntemlerle parçalamasına karşı; ekoloji, kadın, gençlik ve Kürt hareketi gibi farklı dinamiklerle ilişkiler, taban örgütlenmeleri ve bölgesel/merkezi koordinasyonlar aracılığıyla birleşik mücadele temelinde yeniden biçimlendirilmelidir.
TKPlatform ile diğer yazı olan “Türkiye Komünistlerinin Platform İhtiyacı” başlıklı yazıda ise, Kemal Sezer, Türkiye sosyalist hareketinin zengin mirasına rağmen parçalı ve etkisiz kalması (“vardan yok olmak”) ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin ağır baskılar altında örgütlü irade üretmesi (“yoktan var olmak”) arasındaki tezatlığın iyi analiz edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Çözüm, mevcut yapılara yeni küçük örgütler eklemek değil; farklı komünist geleneklerin kendi siyasal bağımsızlıklarını koruyarak birlikte iş yapabileceği ortak çalışma zemini olan “Türkiye Komünistlerinin Platformu”dur. Önemli olan masabaşı “birleşme” deklarasyonları değil, hayatın içinde kurulan “birlikte çalışma” kültürüdür.
“Pazara Kadar Değil, Mezara Kadar…” başlıklı yazıda ise Orhan Demirbağ, Türkiye Komünistlerinin Platformu olarak istenilen düzeyde olmasa da İstanbul, İzmir, Bursa, Mersin, Antalya gibi büyük illerde önemli çalışmalar yapıldığını, bir araya gelişler olduğuna değiniyor. Demirbağ, 1976’da DİSK’in 1 Mayıs yasağını kırarak Taksim’de 1 Mayıs’ı yüzbinlerle kutlamasının 50. yılında yoldaşlarımızın olduğu her yerde TKPlatformunun bayraklarıyla katıldığına tanıklık ettiklerini ifade ediyor.
“Farklılıklarımıza Rağmen Birlikte Çalışmak” başlıklı yazıda ise Armağan Barışgül (Politika Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü), Toplumdaki ortak sorunların çözümü için, kimsenin ulusal kimliğine, politik görüşüne, yaşına veya cinsiyetine bakılmaksızın el ele verilmesini gerektirdiğine vurgu yapılıyor. Karşılık bulmayan eski, köhne ve marjinal kalmaya hizmet eden bireysel çalışma tarzları terk edilmeli; işçilerin, emekçilerin ve halk yığınlarının demokratik çalışma zeminleri olan yerel meclisler ve platformlar aracılığıyla kolektif çalışmalar örgütlenmelidir.
“Yeni Dönem, Yeni Bir Mücadele ve Örgütlenme Anlayışı Gerektiriyor” başlıklı TKP eski MK üyesi Ömer Ağın ile yapılan söyleşide, Çerçeve Yasa ile başlayan sürecin Kürt sorunu açısından nihai bir sonuç değil, “kapının aralanması” olarak ifade ediliyor. Bu yeni dönem, çatışma zemininden hukuk ve siyaset zeminine geçişi işaret ederken; zihniyet, örgütlenme ve kadro anlayışında da kapsamlı bir yenilenmeyi zorunlu kılmaktadır. Sürecin yürütülmesindeki gerçek güvence soyut bir güven ilişkisi değil, halkın örgütlü ve kararlı mücadelesinin kendisidir.
Çerçeve Yasa ile ilgili bir diğer yazı olan “Yasa Geçti… Şimdi Güvenmek Değil, Görme Zamanı” başlıklı yazıda ise Saadet Metin, Çerçeve Yasa’ya evet demek hükümete güvenmek değil, barış ihtimaline kapı açmaktır; artık izleme ve denetleme zamanıdır, demektedir. İktidarın süreci kendi siyasi çıkarı için kullanmasını engellemenin yolu süreci boykot etmek değil, kendi taleplerimizle sürece müdahil olmaktır. Metin’e göre, Sendikalar, meslek odaları, aydınlar ve demokratik kitle örgütleri bir araya gelerek bağımsız bir “Gölge İzleme Komisyonu” kurmalı ve yayımlayacakları “Demokrasi ve Barış Karnesi” ile süreci toplum adına denetlemelidir.
“Doğu Karadeniz’de Sınıfı Aramak” başlıklı yazısında ise Süleyman Hacıbektaşoğlu, Doğu Karadeniz’de tarımsal üreticinin mülksüzleşmesi ve turizm/hizmet sektörünün büyümesiyle yeni bir sömürü alanı açıldığına işaret ediyor. Hacıbektaşoğlu’na göre, Sınıf mücadelesini sadece fabrika kapısında aramak hata olur; çay ve fındık üreticileri, mevsimlik tarım işçileri ile deresini, toprağını madene ve HES’lere karşı savunan köylülerin mücadeleleri birleştirilmelidir. Bunun yolu da insanlara yukarıdan teorik nutuklar atmak yerine, yerel meclislerde dertlerini dinlemek ve eylemlilikler bittikten sonra da bağları koparmamaktır.
“Mustafa Suphi ve 15’lerin Yoldaşı Olmak!” başlıklı yazıda ise Mehmet Ali Alçınkaya, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının 1920’deki mirasına sahip çıkmanın, onların taşıdıkları eşitlik, özgürlük ve enternasyonalist idealleri bugün barış, genel siyasi af, demokratik toplum meclisleri ve demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir sosyalizm anlayışıyla buluşturup yeniden üretmekten geçtiği savunuyor.
Songül Altınkaynak Gülvani ise “Zamanın Çarkları Arasında” Şair ve yazar Cem Erdeveciler’in yakında yayımlanacak “Zamanın Çarkları Arasında” adlı romanını ele alıyor. Resmi belgelerin ve tarihin yazamadığı bir dönemin ruhunu, toplumsal hafızayı ve insan vicdanını gelecek kuşaklara romanlar taşıdığını ifade eden Gülvani, insanın zaman karşısındaki yolculuğunu ele alan sevindirici bir cesaret ve emek ürünüdür diyor.
Akkuyu Nükleer Santraline karşı mücadeleyi anlatan “Akkuyu’dan Bugüne: Haklı Olmak Yetmiyor” başlıklı yazıda Av. İsmail Duygulu, Akkuyu’da reaktör binalarının yükselmesi karşısında, 30 yıldır bu projeye karşı mücadele eden nükleer karşıtı hareketin özeleştiri vermesini gerektirdiğini; çünkü salt haklı olmanın yetmediğini, bu haklılığı kalıcı örgütlenmeye ve kamu politikasını değiştirecek güce dönüştürmek gerektiğini savunuyor. Bilge Contepe’nin Büyükeceli’deki “Yeşil Ev” deneyi gibi halkın gündelik hayatına dokunan pratiklere değinilen Duygulu’ya göre, ekolojik kaygılar ile insanların geçim sorunları (“ya iş ya çevre” ikilemine düşmeden) birlikte ele alınmalı ve alternatif, demokratik bir enerji politikası üretilmelidir.
Ekoloji mücadelesi ve emek hareketi ilişkisini ele alan “Sınıf Mücadelesinin Yeni Gündemi: Emekoloji” başlıklı yazıda ise Cemil Aksu, Ekolojik krizin, liberal “yeşil kapitalizm” hegemonyasının dilinden koparılarak emek-sermaye çelişkisinin ve üretimin kalbinde, “Emekoloji” kavramıyla ele alınması gerektiğini savunuyor. Üretim noktasında kir ve zehirle ilk teması kuran işçinin sağlık kaybı ve meslek hastalıkları, ekolojik krizin ilk işaret fişeğidir. Bu nedenle; meslek hastalıklarının belgelenmesi, havzasal dayanışma ağları, ısı stresi altında çalışmanın kısıtlanması ve atık ithalatına karşı mücadele gibi somut adımlar sendikal mücadelenin ve sınıf siyasetinin asli gündemi yapılmalıdır.
Dünyanın her ülkesinden komünist ve işçi partileri üyelerinin Marksizm-Leninizm eğitimi alması amacıyla Moskova’da kurulan Uluslararası Toplum Bilimleri Enstitüsü ya da başka bir adıyla Uluslararası Lenin Okulu hocalarından Tair Mahamatov’un Mustafa Suphi Vakfı’nı ziyareti vesilesiyle kendisiyle yapılan bir söyleşiye de Politika Gazetesinde yer veriliyor. “Sovyetler Sonrası; Dünya, Rusya, Çin ve Merkezi Asya Üzerine Sesli Düşünceler” başlıklı söyleşide, Mahamatov, çok kutuplu yeni bir dünya düzeni olan “neoküreselleşme” çağına girildiğini belirtmektedir. Sovyet sosyalizminin çöküşünde ekonomi alanında her türlü özel girişimin tamamen yasaklanmasıyla oluşan kara ekonominin ve halkın inançlarına karşı yürütülen kaba-katı ateist propagandanın rolü büyüktür. Bu bağlamda, Lenin’in NEP politikasını güncelleyen Deng Şiaoping ve “Çin Karakterli Sosyalizm” modeli günümüzde incelenmesi gereken önemli bir teorik pratik alandır.
Gazetenin bu sayısında Rusya Federasyonu Komünist Partisi MK Genel Sekreteri Gennady Zyugyanov’nun seçimler öncesi hazırladığı “Zafer Programı”: hakkında Nisan 2026 MK Plenumuna sunduğu rapordan bir bölüm de yer almaktadır. “Sürünerek Hayatta Kalmaktan Kalkınmaya ve Adalete Giden Yol” başlıklı yazıda neoliberal liberal politikaların Rusya’yı stratejik olarak çökerttiği ve büyük bir sosyal kutuplaşma yarattığına işaret ediliyor. Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin (RFKP) sunduğu “Zafer Programı”nın, kilit sanayilerin millileştirilmesi, emeklilik yaşının düşürülmesi (erkeklerde 60, kadınlarda 55), özel sağlık sigortasının kaldırılması ve vergi yükünün ultra zenginlere kaydırılması gibi halkın doğrudan refahını, egemenliğini ve adaleti sağlayacak 10 temel somut stratejiye dayandığı açıklanıyor.
“Yapıcı olmak gerek… Barış ve demokrasi köprülerini inşa edecek örgütlenme üzerine” başlıklı yazıda ise Murat Çakır, Barış ve demokratik toplum sürecini halk kitleleri arasında toplumsallaştırmak için salt eylem odaklı “aktivistlik”in yetmeyeceğini; örgütlenmeyi bir “zanaat” olarak gören yetkin “yapıcıların” (örgütleyicilerin) yetiştirilmesi şart olduğunu savunuyor. Çakır’u bu açıdan Avrupa’daki bazı örgütlerin deneyimlerini aktararak, ABD’deki sivil haklar hareketinin altyapısını kuran “Highlander Halk Okulu” örneğinde olduğu gibi, Türkiye’de de toplumsal mücadele deneyimlerini örgütleyici bilgiye dönüştürecek, empati kurabilen ve dinlemesini bilen kadrolar yetiştirecek özgün eğitim yapıları ve okullar inşa edilmesi gerekliliğine işaret ediyor.
Gazetenin bu sayısında ayrıca TKP MK Genel Sekreteri Hasan Yılmaz’ın Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Miguel Marıo Díaz-Canel Bermúdez’e gönderdiği dayanışma mesajı da yer alıyor.
Politika Gazetesi’nin yeni sayısını aşağıdaki linkten indirebilir ve okuyabilirsiniz:
Politika Gazetesi 99. Sayı


















