Kültür ve Turizm Bakanı’na Devlet Tiyatroları emekçilerinin durumu hakkında soru önergesi veren Kezban Konukçu, “Devlet Tiyatroları başta olmak üzere kamuya bağlı kültür ve sanat kurumlarında görev yapan sanatçılar, sahne ve teknik personel ile idari ve destek emekçileri uzun yıllardır farklı istihdam biçimlerinin yarattığı eşitsizlik, güvencesizlik, özlük hakkı kayıplarıyla ve derin bir emek sömürüsü ile karşı karşıya bulunmaktadır.” dedi. Konukçu’nun soru önergesi şu şekilde:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzük’ün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.
Kezban KONUKÇU
İstanbul Milletvekili
Devlet Tiyatroları başta olmak üzere kamuya bağlı kültür ve sanat kurumlarında görev yapan sanatçılar, sahne ve teknik personel ile idari ve destek emekçileri uzun yıllardır farklı istihdam biçimlerinin yarattığı eşitsizlik, güvencesizlik, özlük hakkı kayıplarıyla ve derin bir emek sömürüsü ile karşı karşıya bulunmaktadır.
Aynı kurumda, aynı sahnede, benzer çalışma koşulları altında ve aynı veya benzer nitelikte işleri yerine getiren çalışanların; kadrolu, 4/B sözleşmeli, 2022 yılında ihdas edilen yıllık sözleşmeli sanatkâr memur ve yevmiyeli/günlük ücretli gibi farklı istihdam statülerine ayrılması, çalışanlar arasında ücret, sosyal güvenlik, iş güvencesi ve diğer özlük hakları bakımından objektif ve makul bir gerekçeye dayanmayan eşitsizliklere neden olmaktadır.
Sanatçıların yaşadığı sorun yalnızca sözleşmenin süresiyle sınırlı değildir. Temsil ve görevlendirme günlerine bağlı gelir elde eden emekçiler, temsil ve proje sayısının azaldığı dönemlerde gelirlerinin ciddi biçimde düşmesi nedeniyle düzenli ve öngörülebilir bir gelir planı yapamadıklarını; sezon aralarında geçimlerini sağlamak amacıyla tamamen güvencesiz farklı işlere yönelmek zorunda bırakıldıklarını birçok kez dile getirmişlerdir. Bu durum, yıllardır kurumun asli sanatsal üretimine katkı sunan emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının sürdürülebilirliği bakımından ciddi bir sorun oluşturmaktadır.
Ayrıca, tiyatro emekçilerinin uzun prova ve temsil saatleri, gece çalışmaları, turneler, fiziksel olarak ağır sahne işleri, dekor ve teknik ekipmanların taşınması ile sahne kurulum ve söküm süreçleri, çalışanların sağlığı ve güvenliği bakımından da acilen ele alınması gereken bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Sahne arkasında çalışan emekçilerin önemli bir bölümü, izleyicinin görmediği ancak temsilin gerçekleşmesi açısından zorunlu olan ağır ve nitelikli bir emek ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu çalışanların çalışma koşulları, ücretleri ve özlük hakları çoğu zaman sanatçı istihdamı tartışmalarının dışında bırakılmaktadır. Tiyatronun görünen yüzü kadar görünmeyen emeği de kamusal güvencenin konusu olmalıdır.
Öte yandan, mevcut soruna kalıcı bir çözüm olarak sunulduğu iddia edilen sınırlı kontenjana dayalı sınav modelleri ve bölgesel sınav uygulamaları, emekçilerin önemli bir kısmını baştan dışarıda bırakmakta; yıllardır kurumun asli sanatsal faaliyetlerinde, provalarda ve turnelerde emeklerini ortaya koyan sanatçıların birikimini ve liyakatini yok saymaktadır. Bölgesel kontenjanlara hapsedilen bu eleme süreçleri, mevcut güvencesizliği çözmek bir yana, adaletsizliği derinleştiren bir tasfiye ve eleme mekanizmasına dönüşmüştür. Sanatçılar üzerinden tasarruf edilmeye çalışılması, kamusal ve evrensel sanat hakkını da doğrudan tehdit etmektedir.
26 Aralık 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme sürecinde tarafınızca yevmiye ile görev yapan sanatçı ve teknik çalışanlar için “Hepsinin iş güvenliği endişesi giderilmiş, çalışma hayatları devletimizin güvencesi altına alınmıştır” ifadeleriniz dikkate alındığında; aradan geçen yıllara rağmen bu beyanların aksine, 2019’daki düzenlemelerin ve hatta 2022 yılında hayata geçirilen “yıllık sözleşmeli sanatkâr memur” statüsü/kadro ihdaslarının ardından dahi aynı kurumda benzer görevleri yerine getiren bazı sanat emekçilerinin kapsam dışı bırakılarak günlük ücretle çalıştırılmaya devam etmesi kabul edilemez bir çelişkidir.
Kurumda sözleşmeli ve günlük ücretli çalışan sanatçıların kamuoyuyla paylaştığı değerlendirmelerde de net bir şekilde vurgulandığı üzere; sanatçıların talebi yeni bir istihdam yaratılması değil, zaten halihazırda Devlet Tiyatroları bünyesinde görev yapan ve kurumun sürekli üretim ihtiyacını omuzlayan mevcut sanatçıların 4/B kapsamında düzenli ve güvenceli bir statüye geçirilmesidir. Mevcut statü, sanatçıyı her gün sıfırdan başlatan, hiçbir güvence zemini sunmayan bir döngü içinde tutmaktadır. Sosyal güvenlik haklarına tam erişimin olmadığı, iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırıldığı bu katı emek sömürüsü düzeninde, sanat emekçilerinin yaşamı ve geleceği her an askıya alınan keyfi bir belirsizliğe mahkûm edilmektedir.
Kültür ve sanat alanında kamu politikalarının temel amacı, çalışanları güvencesizliğe mahkûm etmek değil; sanat üretimini ve sanat emekçilerini güvence altına almak olmalıdır. Bu nedenle Devlet Tiyatrolarında görev yapan tüm sanat, sahne, teknik ve destek emekçilerinin çalışma koşullarının bütünlüklü biçimde ele alınması; farklı istihdam biçimlerinden kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi ve eşit işe eşit hak, güvenceli çalışma, liyakat, şeffaflık ve sosyal adalet ilkeleri temelinde kalıcı bir istihdam modelinin oluşturulması gerekmektedir.
Bu bağlamda;
1- Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi başta olmak üzere kamu kültür kurumları bünyesinde kadrolu, 4/B sözleşmeli, 2022’de ihdas edilen statüde ve yevmiyeli/günlük ücretli statüde çalışan toplam personel sayısı ayrı ayrı nedir? Yıllardır kadro güvencesine sahip olmayan 1, 5 ve 10 yıl üzeri çalışan emekçi sayısı kaçtır?
2- Bakanlığınızca 2019 yılında yevmiyeli çalışanların iş güvenliğinin sağlandığı açıklanmışken, 2022 yılında “yıllık sözleşmeli sanatkâr memur” statüsü oluşturulmasına rağmen bugün hâlâ binlerce sanat ve sahne emekçisinin kapsam dışı bırakılarak güvencesiz çalıştırılmasının gerekçesi nedir?
3- Temsil ve görevlendirme günlerine bağlı gelir elde eden, oyunların azaldığı dönemlerde gelirleri ciddi biçimde düşen ve sezon aralarında geçim sorunuyla baş başa bırakılan günlük ücretli emekçilerin bu durumu açık bir emek sömürüsü değil midir? Bu kalemdeki ödeneklerin asgari ücretin ve yoksulluk sınırının neresinde kaldığına dair şeffaf bir inceleme yapılacak mıdır?
4- Sanatçıları her gün sıfırdan başlatan, sosyal güvenlik haklarına tam erişimi engelleyen, yarın sahneye çıkıp çıkamayacaklarını dahi belirsiz kılan bu güvencesiz döngü, Anayasa’nın sosyal devlet ve eşitlik ilkeleriyle nasıl bağdaştırılmaktadır?
5- Yıllardır kurumun sahnesinde provalarda ve turnelerde emeğini ortaya koyan yüzlerce mevcut sanatçı dururken, 300-350 kişilik oyuncu topluluğuna karşılık 200 kişilik sınırlı kontenjan sınavlarının açılması bir liyakat ölçütü müdür, yoksa bütçe maliyetlerini düşürmeye ve deneyimli isimleri tasfiye etmeye yönelik bir tasarruf tedbiri midir?
6- Sınav ve işe alım süreçlerinde liyakat, şeffaflık ve tarafsızlığın sağlanması amacıyla hangi objektif değerlendirme kriterleri uygulanmaktadır? Bölgesel kontenjan kısıtlamaları nedeniyle yerelde yıllardır çalışan sanatçıların mağdur olmasını önleyecek koruyucu bir düzenleme yapılacak mıdır?
7- Dekor, kostüm, ışık, ses, sahne kurulumu ve sökümü ile diğer teknik birimlerde çalışan sahne arkası emekçilerinin iş sağlığı ve güvenliği bakımından karşı karşıya olduğu risklere ilişkin Bakanlığınızca kapsamlı bir risk analizi yapılmış mıdır? Bu çalışanların fazla mesai, gece çalışması, turne, ücret ve diğer özlük haklarındaki farklılıkların giderilmesine yönelik herhangi bir mevzuat çalışması bulunmakta mıdır?
8- Dekor, sahne ekipmanı ve teknik malzemelerin taşınması, kurulması ve sökülmesi sırasında çalışanların karşılaşabileceği fiziksel risklere karşı hangi iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmaktadır?
9- Devlet Tiyatrolarında çalışan sanat ve sahne emekçilerinin yıllık izin, rapor, emeklilik, sosyal güvenlik, kıdem ve diğer özlük hakları bakımından farklı istihdam biçimlerinden kaynaklanan hak kayıpları tespit edilmiş midir?
10- Geçmiş yıllarda günlük ücretli veya farklı sözleşmeli statülerde çalışan personelin kıdem, emeklilik ve diğer özlük hakları bakımından geçmiş hizmet sürelerinin tanınması hususunda Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır?
11- Devlet Tiyatroları ve diğer kamu kültür ve sanat kurumlarında farklı istihdam biçimlerinin hangi görevler için kullanılacağına ilişkin açık ve bağlayıcı bir personel politikası bulunmakta mıdır? Bulunmuyorsa, aynı veya benzer işi yapan çalışanlar arasındaki statü farklılıklarını ortadan kaldıracak kalıcı bir istihdam modeli oluşturulması için Bakanlığınızın somut bir mevzuat ve uygulama takvimi var mıdır?
12- Güvencesiz ve günlük ücretli çalışma statüsünün, sanat ve sahne emekçileri üzerinde ‘işini kaybetme korkusu’ yaratarak sanatsal ifade özgürlüğünü, sendikal hakları ve eleştirel sanat üretimini kısıtlayan bir baskı mekanizması olarak kurulması Bakanlığınızın bilinçli bir tercihi ve hedefi midir?
13- Kamu kültür ve sanat kurumlarının artırılan bütçe ödenekleri, asıl yükü omuzlayan yevmiyeli ve sözleşmeli emekçilerin haklarının iyileştirilmesine ve güvenceli kadroya neden aktarılmamaktadır? Sanat kurumlarının bütçesi, güvencesiz çalışma rejimini sürdürmek ve finanse etmek için mi kullanılmaktadır? Bu konudaki harcama kalemleri şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
14- Aynı kurumda aynı veya benzer işi yerine getiren çalışanlar arasında istihdam statüsünden kaynaklanan ücret, sosyal güvenlik, izin ve özlük hakkı farklılıklarının giderilmesi amacıyla kalıcı ve yekpare bir istihdam modeli oluşturulması için somut bir uygulama takvimi bulunmakta mıdır?
15- Bakanlığınız; yeni ve sınırlı kontenjanlı sınavlar ya da geçici çözümler yerine, sendikaların ve meslek örgütlerinin de talebi doğrultusunda, kurumun üretimini sırtlayan mevcut tüm sanat, sahne ve teknik emekçilerin hak kaybına uğramayacağı 4/B kapsamlı güvenceli geçiş modelini acilen hayata geçirmeyi düşünmekte midir?

















