Künye   Hakkımızda
14 Eylül 2026, Pazartesi
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
  • DOSYA
  • YAZARLAR
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result

Halkların İklim Zirvesi’nin talebi/önerisi “adil geçiş” mi?

Cemil AKSU

13 Eylül 2026
in Doğa, Yazarlar
Cemil Aksu Cemil Aksu
9 min read
Cemil Aksu Cemil Aksu
Halkların İklim Zirvesi’nin talebi/önerisi “adil geçiş” mi?
ShareTweetSend

Kasım ayında Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi gerçekleşecek. BM’nin hep “bla bla bla” ile geçen zirvesine “karşı” da Halkların İklim Zirvesi (HİZ) düzenlenecek, yılbaşından beri hummalı bir hazırlık sürüyor.  Katılım düzeyleri, inisiyatifleri, alternatif zirveden beklentileri, ideolojik yaklaşımları farklı bireysel aktivistler, çevre dernekleri, meslek odaları, ilgili sendikalar, politik ekoloji örgütleri, sol-sosyalist siyasi partilerin 40’ın üzerinde kentten katılan 500’ün üzerinde katılımcısıyla geniş bir meclis olarak örgütlemeye giriştiği HİZ şu ana kadar işleyiş ilkelerini belirledi, ortak anlayış metinlerini oluşturdu, bir dizi kentte il meclislerini oluşturdu, panel ve webinarlarla gündemindeki konuları tartıştı, spesifik siyasi gündemlerle ilgili açıklamalar yaptı.

Bu kapsamda HİZ, “Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar!” sloganı ile bir kampanya başlattı. Bu kampanyada “adil geçiş”, “temiz, adil, yerel, katılımcı ve demokratik bir enerji sistemi için topluluk odaklı yenilenebilir enerji”, “kapitalizmin kışkırttığı aşırı tüketim anlayışına ve büyüme odaklı enerji politikalarına” son verilmesi; “gezegenin sınırlarıyla uyumlu, yaşamın ve toplumun gerçek ihtiyaçlarını esas alan adil bir enerji planlaması”nın benimsenmesi gibi talepler dile getiriliyor. Peki HİZ’in (ve genel olarak da solun) “iklim krizi”ne karşı talepleri bunlar mı olmalıdır? Bu yazıda aksini savunmaya çalışacağım.

Yaklaşık 190 ülkenin katıldığı BM İklim Zirveleri, bir süreliğine de olsa, dünyanın gözünü “iklim krizi”ne çevirmesini sağlıyor. Esas tartışmalar ise, Zirve salonunun dışında, sokaklarda yaşanıyor. Çünkü artık aklı başında herkes BM Zirveleri’nin derdinin “iklim krizi” olmadığını görüyor. Sadece NATO’nun 2030 Savaş Konsepti ve Ukrayna’yı Rusya’ya karşı NATO savaşının üssü haline getiren atılımından sonra bütün emperyalist ülkelerin (“yeşil dönüşüm”de başı çeken Almanya’nın bile) hızlı bir şekilde “iklim krizi”ni ajandalarından çıkarmaları ve ardı ardına BM İklim Zirveleri’nin ekolojik karneleri berbat olan Polonya, Mısır, BAE, Azerbaycan, Türkiye gibi ülkelerde gerçekleştirilerek bu ülkelere destek verilmesinden bile bu sonucu çıkarmak mümkün.

Fakat sadece bu kadarı, BM’nin, eskiden beri emperyalist düzenin işleyişini sağlayan bir kurum olarak, dünya sistemindeki yerini ve “iklim politikaları” aracının işlevini belirlemeye yetmez. BM, emperyalist şirketlerin ve onun sözcülüğünü yapan hükümetlerin küresel ticaret ve işbölümü üzerine rekabet alanlarından biridir. Onlara bağımlı devletler açısından da bu rekabetten kendilerine biraz daha fazla pay almak için ülkelerini pazarlama fırsatıdır. Eski sömürgecilik zincirinin kırılması ve ardından kazanılan ulusal bağımsızlıkların BM kürsüsünde meşru bir zemin kazanması ise hızla 1970-80’lerdeki yeni sömürgeleştirme süreciyle geride kaldı.

“İklim krizi”, emperyalistler arasındaki en önemli rekabet konusu olan enerji dönüşümünün sözde bilimsel, gerçekte ise ideolojik söylemidir. Küresel iklim değişikliği olgusu, enerji dönüşümü alanındaki rekabette belli emperyalist şirketlere ve hükümetlere halk desteği sağlamanın bir manivelası haline getirilmiştir. “Küresel ısınma”dan “iklim krizi” kavramına geçiş, rekabetin keskinleşmesinin bir ifadesidir.

BM’NİN “HEGEMONİK İKLİM SİYASETİ”

BM ve onunla birlikte binlerce STK, küresel iklim değişikliği olgusu üzerinden hegemonik bir söylem geliştirerek, enerji dönüşümünü, “kara/fosil kapitalizm”den “yeşil/adil kapitalizm”e geçiş olarak sunan bir söylem ürettiler. Buna Aykut Çoban “hegemonik iklim siyaseti”[1] adını veriyor. Bu siyasetin temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

Kapitalist üretim tarzı yerine karbon indirgemeciliği, sistemsel yerine bireysel çözümleri öne çıkarma, piyasa temelli politikaları tek yöntem olarak sunma, sermayenin failliği yerine “tüketicinin” sorumluluğunu geçirme, emperyalizm olgusunu aklayarak “yeşillendirme” çabası.

HİZ’İN KARŞI İKLİM SİYASETİ “ADİL GEÇİŞ” Mİ OLMALI?

BM’nin bu hegomonik iklim siyasetine karşı bir süredir çevre hareketleri, sol partiler, aktivistler kendi iklim siyasetlerini oluşturmak için canhıraş bir çaba içindeler. İklim değişikliği ile bağlantılı afetlerin şiddetinin, sıklığının ve sürelerinin her yıl daha da artmasına karşın hükümetlerin bu konuda tam tersi politikalar hayata geçiriyor olmaları, alarm durumu yaratıyor. Bu afetlerin sistematik kökenleri hasıraltı edilirken, sonuçları yine bu hegemonik siyasetin meşrulaştırılması için kullanılıyor. Son olarak Nepal’de yaşanan sel felaketi bu durumu bir kez daha gözler önüne serdi.

COP31’e karşı alternatif zirve hazırlıklarını sürdüren HİZ de, “Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar!” belgisi ile bir kampanya başlattığını duyurdu. Duyuruda “dünya”nın “kömürü terk etmeye hazırlandığını”, “kömürlü termik santralleri kapattığını” savunarak Türkiye’nin de “Adil ve planlı bir kömürden çıkış takvimini acilen oluşturmak ve uygulamak” “sorumluluğu” olduğu ifade edildi.[2] Duyuruda kömürlü termik santrallerin bugünden başlayarak kademeli olarak kapatılması ve kömüre verilen teşviklerin sonlandırılması taleplerine bağlı olarak “adil geçiş planı oluşturulsun” deniyor ve bunun kapsamına dair öneriler yapılıyor.

Eğer BM’nin hegomonik iklim siyasetine karşı mücadele ettiğimizi iddia ediyorsak kapitalizm sınırları içinde ne öne sürülebilecek en ileri adımlar gibi görünen, meşhur deyimiyle “reformist olmayan reformlar”ın bugün siyaseten nasıl bir anlayışa tekabül ettiğini sorgulamamız gerekiyor. Buna göre, “iklim krizi”ni durdurmak için 2030, 2050, 2100 tarihlerine odaklanan aşamalarda her ülkenin kendisinin vaat ettiği “emisyon azaltım hedefleri”ni gerçekleştirerek ve belirli tarihlerde “net sıfır” sera gazı salımına ulaşarak “krizden çıkılacağı” vaat ediliyor. Bunun için de “fosil yakıt” kullanımının (bu arada son yıllardaki İklim Zirvesi raporlarında “fosil yakıt” bile tanımsızdır, kömür, petrol vb adı geçmez) hızla, hatta derhal durdurulması gerekiyor. Yani bugün ilan edilen “acil durum” hükümetler verdikleri sözleri uzun yıllar boyu tutarsa iklimi insanlığın bir sorunu olmaktan çıkaracak. Oysa, bırakalım sözlerini tutmalarını, tam tersine petrol, doğal gaz, madencilik alanlarında okyanus derinliklerinden Kuzey Kutbu’na, hatta Ay’a kadar kıyasıya bir rekabet var. Bilimsel çalışmalarda “kriz”in bugünkü aşamasının geçileceği en olası senaryo olarak gösteriliyor! Dolayısıyla en ileri “adil geçiş”i savunurken bu zaman planına bağlı kalmak ya da çerçeveyi salım azaltımından kurmak, bugün için seferber edilen güç inşasının gerçek düşmana yönelmesi yerine, bir süre ara yollarda yol alabilmeyi öngördüğünü, ama o ara yolların bizzat bilimsel çalışmalarca kalmadığının görülmesini engelliyor.

BM’nin kendi kurumları tarafından belirlenen bu “acil durum”dan çıkış için küresel çapta STK’lar belli kampanyalar yürüterek, toplumun farklı kesimlerinin “yeşil dönüşüm”, “enerji dönüşümü” vb. programlarına desteğini kazanmaya, kendi hükümetleri üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Bu anlayışın mücadele anlayışı görünürde buna dayanıyor: Hükümetler üzerinde baskı oluşturmak. Buradan çıkan politika araçları ve kitle iletişimi de elbette bu hegemonik siyasetin çerçevesini aşmayı değil, aksine bu sınırlarda kalmanın bugünün “gerçekliğine” uyduğunu vazediyor.  “Adil geçiş” de bu çerçevede üretilen söylemlerden biridir. Maliyetlerinin büyük oranda kamu bütçeleri ya da kamunun garantör olduğu krediler ile karşılanmasına dayanan “enerji dönüşümü”nün “adil” olması için bu fosil sektörlerde çalışanların da işsiz kalmamaları ve yeni “temiz” işler bulmaları için eğitilmelerini vb. taleplerini içeriyor.

Daha açıkça ifade etmek gerekirse, eğer daha geniş devrimci bir stratejinin ve örgütlenmenin içinde taktik bir araç olarak konumlandırılmadığı (ve kavramları özgünleştirilmediği) sürece, hangi tondan olursa olsun “adil geçiş”, “iklim krizi”nin yarattığı “acil durum”dan çıkış için önerilen “enerji dönüşümü”ne işçi sınıfının da desteğini almak için sermaye sınıfının bir önerisi. Bu öneri, çevre örgütleri, sendikalar ve hatta bazı sol partiler tarafından da savunuluyor. Bu çevre örgütleri ve sendikaların bir kısmının “sarı” çevreci/sendikacı olduklarını biliyoruz. Fakat, kendini anti-kapitalist olarak tanımladığı halde “adil geçiş”i savunanlar da var. Bu kesimlerin temel motivasyonu ise, kapitalizmi aşacak bir devrim ufukta olmadığına göre, iklim krizini durdurmak için işçi sınıfı “adil geçiş”i savunmalıdır!

DEVRİMCİ GEÇİŞ İMKANSIZ MI?

Elbette işçi sınıfı sermayenin ve hükümetlerinin enerji politikalarının iklim ve genel olarak ekosistemler üzerinde yarattığı yıkıma karşı mücadele etmelidir. Türkiye açısından hele ki son birkaç yıldır ayyuka çıkan hidrolik kırma ile fosil yakıt arama, siyanürlü altın ve nadir toprak elementleri madenciliği alanındaki ekstraktivist politikaların hem yoğun emek sömürüsüne hem de çevresel yıkıma neden olması nedeniyle işçi sınıfının sadece istihdam, ücret vb. ile sınırlı bir politikayla yetinmemesi gerektiği çok açıktır.[3] Fakat bu mücadelede talebimiz “adil geçiş” mi olmalıdır?

Elbette hayır.

“Adil geçiş” kavramı ya da söylemi her şeyden önce hegomonik iklim siyasetindeki kapsamından dolayı kullanılmamalıdır. Bu söylemde “adil geçiş” ekonomik, demokratik bir taleple sınırlı değildir, “yeşil dönüşüm”ün, yani “yeşil kapitalizm”in aynı zamanda “adil”, “toplumsal cinsiyet eşitliği”ni sağlayıcı, insan haklarına saygılı vb. bir toplumsal siyasal sistem vaatlerini içerir. Bu kavramlarla kitle bilinci kötürümleşir.

Diğer taraftan bu “geçiş”in nereden nereye geçiş olduğu, bu geçişin öznesinin kim olduğu, geçişin ne kadar sürede, hangi noktada tamamlanacağı gibi birçok stratejik soru cevapsızdır. Örneğin neden derhal termik santraller kapatılsın demiyoruz da “kademeli olarak kapatılsın” diyoruz? Termik santraller derhal kapatılırsa elektrik kesintisi olur diye mi, işçiler işsiz kalır diye mi yoksa şirketler zarar eder diye mi “kademeli” olsun istiyoruz? Eğer iklim açısından “acil durum” varsa bütün bunlar göze alınacak bedeller değil mi? Ama zaten biliyoruz ki, gerçekte “kademeli geçiş” şirketlerin amortisman muhasebesine bağlıdır; onlar yatırımlarının karşılığı olan karı elde ettikten sonra kapatılsın demektir. Yani istenirse derhal “geçiş” yapılabilir ve halkın yaşayacağı mağduriyet kamu kaynakları ile telafi edilebilir.

Şirketlerin ve hükümetlerin planında bir “adil geçiş” sözkonusu değilken, çevre örgütlerinin ve sol partilerin “adil geçiş”i savunmaları bu sorulara yanıt vermelerini zorunlu kılar. Bu durumda ise, egemenleri “adil geçiş”e zorlayacak ve yaptıracak bir gücümüz varsa, neden devrim yapmıyoruz, sorusuna da cevap vermemiz gerekir. İklim değişikliğinin önümüze getirdiği kritik eşiklere egemenlerin cevabı bunu zaman yaymak ve buna rağmen tüm işçi ve emekçilerin felaketlerin bedelini ödemesi, dahası sermayenin sopasını yemesi ise, “adil geçiş” için mücadele etmek yerine devrimci bir geçiş için mücadele etmek en azından o sopaya karşı elimizi yükseltmek anlamına gelecektir. 2040’a ya da devrimci stratejimize bağlı olarak en kısa sürede devrimi yapabiliriz, üstelik hemen “savaş komünizmi” gibi “iklim komünizmi” politikalarını hayata geçirerek bir sermaye iktidarının yapabileceğinden on kat, yüz kat hızlı ilerleyebiliriz. Sınıfın siyasal bilinci tam da bu çizgiyi örgütleme becerisindedir.

Örneğin “Temiz, adil, yerel, katılımcı ve demokratik bir enerji sistemi için topluluk odaklı yenilenebilir enerji desteklensin” talebini kim gerçekleştirecek, kime sesleniliyor? Ya da “Kapitalizmin kışkırttığı aşırı tüketim anlayışına ve büyüme odaklı enerji politikalarına son verilsin; gezegenin sınırlarıyla uyumlu, yaşamın ve toplumun gerçek ihtiyaçlarını esas alan adil bir enerji planlaması benimsensin” talebini? Bunlar kapitalizm sonrası gerçekleşebilecek talepler değil mi? Öyleyse kapitalistlerden kapitalizmi aşmalarını talep etmek gibi bir naif duruma düşmüş olmuyor muyuz? Bu hegemonik siyaset anlayışının önerdiği mücadele tarzı ile talepleri arasındaki çelişki ancak bu talepler için mücadele etmekte samimi olan örgütlerin yüzlerini devrimci bir örgütlenmeye, devrimci bir stratejiye dönmeleriyle aşılır.

Bununla beraber, emperyalist kapitalist güçlerin yeni enerji ve hammadde sahaları üzerinde egemen olmak için bir Dünya Savaşı’na doğru silahlanma yarışına girdikleri, bunun için uluslararası her türlü hukuku ilga ettikleri bir döneme girmiş durumdayız. Böyle bir dönemde, “iklim krizi”ne sistem içinde herhangi bir çözüm üretilemeyeceği, zaten egemenlerin de böyle bir derdi olmadığı aşikardır. “Enerji dönüşümü”, “yeşil dönüşüm” programlarının başta NTE madenciliği alanında, Trump’ın haydutça açıklamalarında görüldüğü gibi, emperyalist işgal, talan, ekstraktivizm dalgası yarattığı gerçeğinin üstü örtülemez. Dolayısıya böyle bir dönemde bir “adil geçiş” rüyası görmek, işçi sınıfının içine düşeceği en büyük gaflet olur. Sol, işçi sınıfına liberal çevrelerin söylemini taşımamalıdır. İşçi sınıfının gerek ekonomik/sendikal gerekse de politik alanda kendi programını, taleplerini geliştirmesi gerekir. “Kriz”den, “acil durum”dan çıkış için tek yol, kapitalizmin sonunu getirmek!

[1] https://www.polenekoloji.org/hegemonik-iklim-siyasetine-karsi-halkin-iklim-siyaseti-1/

[2] https://hiz2026.org/kampanya/yakarsa-dunyayi-fosiller-yakar/

[3] Bu konuda neler yapılabileceğine dair bir süredir “emekoloji” kavramı etrafında yürütülen tartışmalara bakılabilir.

Cemil Aksu

Cemil Aksu

Previous Post

12 Eylül sabahı: “Yollar açıldı”

Next Post

Netanyahu için çember daralıyor

Politika'dan Günün Yorumu
46 Yıllık Kesintisiz Düzen: 12 Eylül’ün Neoliberal ve Faşizm Mirasından Saray Rejimine
Dünya

46 Yıllık Kesintisiz Düzen: 12 Eylül’ün Neoliberal ve Faşizm Mirasından Saray Rejimine

Melike Korkmaz
12 Eylül 2026
Politika'dan Söyleşi
Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor
Politika'dan Söyleşi

Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor

Politika Haber
12 Ağustos 2026

EN SON HABERLER

Gazeteci Pınar Gayıp yedi ay sonra tahliye edildi

Gazeteci Pınar Gayıp yedi ay sonra tahliye edildi

14 Eylül 2026
Tapu devlette, kasa şirkette

Tapu devlette, kasa şirkette

14 Eylül 2026
İzmir’de LGBTİ+’lara yönelik operasyonda 16 kişi tutuklandı

İzmir’de LGBTİ+’lara yönelik operasyonda 16 kişi tutuklandı

14 Eylül 2026
DEMOKRASİ KENDİ İÇİMİZDE DE GEÇERLİ Mİ?

DEMOKRASİ KENDİ İÇİMİZDE DE GEÇERLİ Mİ?

14 Eylül 2026
İran Silêmanî kentini vurdu

İran Silêmanî kentini vurdu

14 Eylül 2026
Özel halk otobüslerinin kontak kapatma kararına belediyeden karşı açıklama

Özel halk otobüslerinin kontak kapatma kararına belediyeden karşı açıklama

13 Eylül 2026
Arakçi: Umman ile uzlaşı Hürmüz Boğazı’nın açılması anlamına gelmiyor

Arakçi: Umman ile uzlaşı Hürmüz Boğazı’nın açılması anlamına gelmiyor

13 Eylül 2026
Gazeteci Pınar Gayıp yedi ay sonra tahliye edildi

Gazeteci Pınar Gayıp yedi ay sonra tahliye edildi

Melike Korkmaz
14 Eylül 2026
0

Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanı gazeteci Pınar Gayıp, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında hakim karşısına çıktı. Duruşma...

Tapu devlette, kasa şirkette

Tapu devlette, kasa şirkette

Süleyman Hacıbektaşoğlu
14 Eylül 2026
0

Köprülerin ve otoyolların işletme hakları 30 yıllığına devredilmek üzere özelleştirme kapsamına alındı. Danışmanlığı Ernst & Young yapacak; sözleşmenin kapsamını ve...

İzmir’de LGBTİ+’lara yönelik operasyonda 16 kişi tutuklandı

İzmir’de LGBTİ+’lara yönelik operasyonda 16 kişi tutuklandı

Melike Korkmaz
14 Eylül 2026
0

İzmir’de LGBTİ+’lara yönelik “Ailem Güvende” operasyonunda gözaltına alınan 18 kişinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.  “müstehcenlik” soruşturması kapsamında adliyeye sevk edilen 18...

DEMOKRASİ KENDİ İÇİMİZDE DE GEÇERLİ Mİ?

DEMOKRASİ KENDİ İÇİMİZDE DE GEÇERLİ Mİ?

İsmail Duygulu
14 Eylül 2026
0

Tuncer Bakırhan’ın Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne imza atan bazı isimler için kullandığı “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız” sözü, güncel tartışmanın ötesinde...

İran Silêmanî kentini vurdu

İran Silêmanî kentini vurdu

Melike Korkmaz
14 Eylül 2026
0

Tasnim Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, İran dün gece Silêmanî’deki Kürt partilerin karargahlarını hedef aldı. Haberde, saldırının füzeler ve...

Next Post
Netanyahu için çember daralıyor

Netanyahu için çember daralıyor

Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

© 2026 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Tüm Haberler
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Dosya
  • Yazarlar
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri

© 2026 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!