İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Temsilciliği, Suluca 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi ile Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine dair hazırladığı raporu önceki gün açıkladı. Çok sayıda hak ihlaline yer verilen raporda, tutsakların maruz bırakıldığı hukuka aykırı uygulamalar ile idare ve gözlem kurullarının “paralel mahkeme” şeklinde faaliyet yürüttüğüne dikkat çekildi. Hasta tutsakların maruz bırakıldıkları hak ihlallerinin detaylı bir şekilde yer aldığı rapora göre; Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 4’ü ağır olmak üzere 11, Suluca 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ise 4’ü ağır olmak üzere 14 hasta tutsak tutuluyor.
Rapora göre, son evre Huntington hastalığıyla mücadele eden tutsak Hakkı Gören, “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmiyor. Yine ampute tutsak Mehmet Özen’in “cezaevinde kalamaz” raporu olmasına rağmen tahliyesi engelleniyor. Gördüğü işkence sonucu beyinde küçülmeye neden olan nörolojik bir hastalıkla mücadele eden Fevzi Arslan’ın durumu kötüye gidiyor. İleri derecede KOAH hastası olan Haci Alağaş, geçirdiği kalp krizi nedeniyle günlerce hastanede tutulmasına rağmen ailesine haber verilmedi. Bir çatışmada sonrası yaralı halde tutuklanan Kendal Barut, maruz kaldığı işkence sonucu bir gözünü kaybetmesine ve diğer gözünü de kaybetme riski olmasına rağmen tahliye edilmiyor. Raporda, Hakkı Gören ve Fevzi Arslan’ın sağlık durumları kritik aşamada olduğunun altı çizildi.
ÖHD Adana Temsilciliği Eşsözcüsü Aziz Sari, rapora dair değerlendirmelerde bulundu.
‘SAYI ÇOK DAHA YÜKSEK’
Paylaşılan verilerin sadece başvuru ve cezaevi görüşmeleri sırasında edinilen bilgilerden oluştuğunu belirten Sari, hasta tutsakların sayısının çok daha fazla olduğuna dikkat çekti. Sari, “Hapishanelerin fiziki koşulları insanı yalnızlaştıran ve zamanla hasta eden bir yapıya sahiptir” dedi. Takibini yaptıkları birçok hasta tutsağın tedaviye zamanında ulaşamadığına dikkat çeken Sari, bu nedenle en basit sağlık sorunlarının dahi ağır hastalıklara dönüştüğünü belirtti. Cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişimin önündeki en büyük engellerden birinin ağız içi arama uygulaması olduğunu dile getiren Sari, “Hastaneye geç sevk edilme veya hiç sevk edilmeme uygulamaları, mahpusların sağlık durumunu her geçen gün daha da kötüleştirmektedir” diye belirtti.
ATILMASI GEREKEN ADIMLAR
5275 Sayılı İnfaz Kanunu’nun 16. maddesinde yer alan Adli Tıp Kurumu (ATK) onayı zorunluluğunun ağır hasta tutsakların tahliyelerinin önünde ciddi bir engel oluşturduğunu söyleyen Sari, “Hasta mahpuslar adeta ölümlerine kadar cezaevinde tutuluyor, ancak tedavinin mümkün olmadığı son aşamada tahliye ediliyor. Bu tablo, ATK kararlarının bilimsel olmaktan uzak ve siyasi saiklerle verildiğine ilişkin kaygıları güçlendiriyor. Hapishaneler, barış ve demokrasi sürecinin turnusol kâğıdıdır. Acil olarak yapılması gerekenler açıktır. Öncelikle infaz kanununda hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller kaldırılmalı. ATK son karar mercii olmaktan çıkarılmalıdır. Tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurulu raporları, bağımsız ve bilimsel heyetler tarafından verildiği için infazın ertelenmesi veya infaza ara verilmesi konusunda yeterli kabul edilmelidir. Ayrıca yargı paketlerinde siyasi ve politik nedenlerle cezaevinde bulunan mahpuslara yönelik ayrımcı infaz uygulamalarından vazgeçilmeli, infazda eşitlik ilkesi hayata geçirilmelidir. Bugün Adana’da hasta mahpus olmak; sessizlik, tecrit ve ağız içi arama dayatmasıyla karşı karşıya kalmak demektir. Ağız içi arama uygulaması sona ermeden hasta mahpusların tedaviye erişimi ve yaşam hakkının korunması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Hamdullah Yağız Kesen / MA


















