Kürt sorununun demokratik çözümü için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan süreç bir yılı aşkındır devam ediyor. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan sürecin başarıya ulaşması için devletin çerçeve yasaları, “umut hakkı” gibi birçok konuda somut adım atması kamuoyunca beklenen ve yakinen takip edilen bir nokta. Devletin atacağı adımlarla da sürecin yeni bir ivme kazanacağı genel kabul gören bir durum.
Uzun yıllardır Türkiye’deki Kürt sorunun barışçıl yollarla çözümü için mücadele eden, 2005’te 150 imzacıyla birlikte barış çağrısı imzalayan ve dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’la görüşme gerçekleştiren Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz, sürece dair yaptığı değerlendirmelerde, sürecin hangi aşamada olduğuna dair net bir fikir beyan etmenin mümkün olmadığını, yine sürecin özgünlüğünden dolayı başka bir deneyimle kıyaslama olanağının da bulunmadığını belirtti.
‘TARAFLAR ARASINDA NEGATİF BİR DURUM YOK’
Sürecin yasal zemininin parlamentoda tanımlanması, müzakere sürecinin hukuksal zemininin ne olacağı, müzakere edenin konumunun tanımı ve silah bırakanlara ne olacağı gibi başlıkların çok önemli olduğunu dile getiren Tahmaz, “Bunlara dair talepler ve beklentiler var. Ama bunun ne zaman gerçekleşeceğine dair elimizde herhangi bir veri yok. Bunu netleştirme kudretine sahip yürütme organıdır. Yürütme organı da herhangi bir takvim açıklamıyor. Yürütme, sadece ‘silah bırakılmasını tespit etmek, teyit etmek ve ilan etmek’ diyor. Bu sürecin hiçbir yerinde sivil toplu örgütü veya siyasal mekanizma yok. Bunlar güvenlik üzerinde sürüyor. Bizim dahil olduğumuz bir şey olmadığı için ‘Nasıl oluyor?’, ‘Nasıl gidiyor?’ sorularına bir yanıt verebilecek durumda değiliz. Ama en azından şunu söyleyebiliriz. Taraflar şu andaki gelinen noktaya ilişkin çok negatif bir tutum içerisinde değiller. Yani kimse ‘bu süreç yürümüyor’ demiyor” ifadelerini kullandı.
‘KOMİSYON RAPORU MECLİS GÜNDEMİNE ALINMALI’
Mevcut sürecin Türkiye’ye özgü bir model olduğunu ifade eden Tahmaz, “Bu süreçte STÖ’lerin ve siyasetin bu işin parçası haline getirilmeye çalışıldığının bir tane örneği var. O da mecliste kurulan komisyondur. O komisyonun çıkarttığı rapor da şu anda meclis sitesinde, meclis başkanının önünde duruyor. Başka bir işlem yapılmış değil. Yani kamuoyuna ilan edildi ama meclisin gündemine gelmedi. Bunun artık resmi düzleme taşınması gerekiyor” diye konuştu.
Türkiye’deki siyasal atmosferin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne zarar verdiğini ve iktidarın bunu bahane olarak kullanabileceğine dikkat çeken Tahmaz, “Dünya örnekleriyle kıyaslandığımızda, Türkiye’nin siyasal ortamını da dikkate aldığımızda bu denenen modelin başarı şansıyla içerdiği riskler arasında açık var. Özellikle şu anda ana muhalefet partisinin içine çekildiği kriz hali ve kurulan siyasetin kendisi aslında sözünü ettiğimiz sürecin ilerlemesini aşırı derecede zorluklar çıkartabilir bir ihtimal var. Çünkü parlamentoda yasa görüşülmeye başlansa bile bugünkü parlamento yapısındaki yarılma hâli, CHP’ye yönelen operasyonlar, mutlak butlan kararı sonrası ortaya çıkmış siyasal tabloda riskli bir hal var. Çünkü parlamentoda yapılacak yasada ana muhalefet partisi olan CHP’nin alacağı tutum kritik bir meseledir. Bu sürecin toplumsallaşması için en önemli siyasal dinamiklerden birisi de CHP’dir. CHP’nin bu sürecin parçası olmama riski aynı zamanda toplumsal kaygıları güçlendirecek. Bu da iktidarın yasal düzenleme hazırlama yükü altına girmeme bahanesini oluşturabilir” dedi.
‘ÖCALAN’IN UYARISINA DİKKAT EDİLMELİ’
Çıkarılacak yasal çerçevenin parlamentoda güçlü bir ortaklaşmaya dönüşmesinin önemini belirten Tahmaz, “Yasal zemini olmayan bir süreçte en azından 20 aydır çatışma yok. Bu durumun başka bir örneği yok. Yöntemine ilişkinde başka örneği yok. Bunun için parlamentoda güçlü bir ortaklıkla yasal çerçeve çıkarılmalıdır. Bu olduğunda toplumdaki kaygıların ve temkinli bekleyişinin çok hızlı bir biçimde değişeceğini düşünüyorum. Bunun siyasal iklimi oluşturmak ise siyaset alanını daraltmaya yönelik çalışmalara son vermekle olur. Bunun başka yolu yok. Abdullah Öcalan, Diyarbakır’da gerçekleştirilen Demokratik Yerel Yönetimler Konferansına gönderdiği mesajda, ‘Demokrasiden bu kadar uzaklaşılarak hiçbir sorun çözülemez’ dedi. Bu sözün hem topluma hem sivil toplum örgütlerine ama en çok da iktidara bir şey anlatıyor olması gerekir” şeklinde konuştu.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sağlıklı ilerlemesi için “umut hakkı”nın uygulanması gerektiğini dile getiren Tahmaz, “Kürt tarafı barış ve demokratik toplum süreci derken AKP-MHP hala ‘terörsüz türkiye’ diyor. Bu da devletin hala güvenlikçi politika olarak olaya yaklaştığını gösteriyor. Umut hakkı ile ilgili tutumda bunun göstergesidir. ‘Umut hakkı’ söylemini ilk olarak ortaya atan siyasi aktör olan Devlet Bahçeli, şimdiye kadar bunu bir kere bile dillendirmedi. Komisyona sunduğu raporda buna yer bile vermedi” dedi.
‘TÜRKİYE İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT’
“Eşit ve birlikte yaşam, başkasının hakkını gasp etmeyecek bir tarzda bir toplum yapısıyla mümkün olur” diyen Tahmaz, “Kürt siyaseti barışın yolu Diyarbakır’dan geçer diyor bende Karadeniz’den Ege’den Trakya’dan geçer diyorum. Çünkü iki yönde tez var. Biri terör bitirme diyor diğeri barış ve demokratik çözüm çağrısı yapıyor. Barış için bir fırsat çıktı önümüze. Önce örgütün fes edildiği ve silahların sustuğu bir modelin dünyada örneği yok. Türkiye toplumu için çok büyük bir fırsattır. Bunun kıymetini bilmek gerekiyor. Kim ne kadar alır anlayışından çıkıp birlikte nasıl bir toplum istiyoruz ve birlikte nasıl kazanırıza bakmamız gerekiyor” diye belirtti.
MA / Ömer Akın
MA

















