Meclis’ten geçen çerçeve yasa, iktidar ile Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürecin yeni bir aşamaya taşınmasının önünü açarken, gözler yasanın İmralı’daki koşullara ve sürecin aktörlerine nasıl yansıyacağına çevrildi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatı ve Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, yasanın eksiklerine dikkat çekmekle birlikte önemli bir eşik oluşturduğunu belirterek, bundan sonraki dönemde İmralı’daki koşulların değişmesi ve sürecin daha farklı bir zeminde ilerlemesi gerektiğini ifade etti.
Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer İbrahimoğlu’nun sorularını yantılayan Bilmez, şunları söyledi:
Çerçeve yasayı hukuki boyutuyla nasıl değerlendiriyorsunuz, eksileri ve artıları neler?
Çerçeve yasanın hukuki açıdan eleştirilecek yanları bulunuyor. Fakat bu yasa, siyaseten ve sosyolojik olarak Türkiye toplumlarının ihtiyacı olan bir yasaydı. Bu anlamda çerçeve yasanın çıkmasıyla önemli bir eşik aşılmış oluyor. Hukuken başından beri Kürt tarafının bazı talepleri vardı. Sayın Öcalan başta olmak üzere Kürt siyasetçileri ve Kürt hukukçuları, bu yasanın bütüncül olması gerektiğini dile getiriyorduk. Fakat bu açıdan yasa, beklediğimiz gibi çıkmadı. Bu yönüyle eleştirilebilir. İkinci eleştirilecek nokta; Bu yasanın ilk olması daha kuvvetli şekilde vurgulanabilirdi. Çünkü yasanın devamı gelecek. Bir ibareyle çerçeve yasanın bir başlangıç olduğu daha net vurgulanabilirdi. Çünkü yasa sadece silahlı mücadelenin sonlanmasına dönük bir yasadır. Bundan sonra toplumsal talepleri ilgilendiren, toplumsal taleplere çözüm olabilecek yasalar, Türkiye’yi demokratikleştirebilecek yasalar gündeme gelecek. Bunun daha açık şekilde belirtilmesi gerekirdi. Böylece bazı eleştirilerin de önüne geçilebilirdi.
Bir diğer eksik yönde şu; Bize göre Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin mimarı, Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözümünün arayıcısı olan ve bunun için mücadele eden Sayın Öcalan’ın statüsünün daha açık bir şekilde ifade edilmesi gerekirdi. Fakat dediğim gibi bu yasa, önemlidir ve önemli bir eşik aşılmıştır. Sayın Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK kendini feshetti ve bunu dünya kamuoyuna açıklamıştı. Bu yasa o hamlenin bir karşılığı oluyor.
Yasanın şöyle somut yararı da olacak; Hapishaneler boşalacak. Evet, bazı sınırlamalar var. Fakat şu anda hapishanede tutulan 5 bine yakın PKK’linin yaklaşık 4 bini dışarı çıkacak. Bu Kürt toplumunda büyük bir rahatlığa yol açacak. Bu insanların hepsi birikimli, demokrasi mücadelesi vermiş. Serbest bırakılan insanlar, gelip Sayın Öcalan’ın paradigması doğrultusunda demokratik toplum ve demokratik ulus inşasında yer alacaklar. Bu çok büyük bir sinerji ve ivme yaratacaktır. Bu önemli bir kazanımdır.
Onun yanında Kürt meselesinin demokratik, barışçıl yollarla çözülmesi için çabalayanları hep “terör” cenderesine aldılar. Kürtler ve Kürtler adına siyaset yapanlar hep “terörle” suçladılar. Bu yasayla bu “terör” kartı onların ellerinden alınmış oluyor. Artık Kürtler, kendi hakları ve mücadeleleri için çekinmeden rahat bir şekilde çalışabilecekler. Kolay kolay “terörist” yaftası insanlara yapıştırılamayacak. Kürtler ve Kürtler adına siyaset yapanlar ya da Kürtler için mücadele eden neredeyse tüm insanlar hakkında soruşturmalar, davalar açılırken, bu sayı 60, 70 bin civarındadır. Bunlara maruz kalanların sayısı da 100 binin üzerindedir.
Bütün bunlar da yasa kapsamında ertelenecek. Bu da büyük bir rahatlama getirecek. Aslında bu yasayla Kürtler için tam bir çalışma zamanı başlıyor. Demokratik mücadeleyi yükseltme dönemi başlıyor. Çünkü artık Kürtler, “terörist” yaftası yemeden daha rahat örgütlenebilecek. Bu açıdan yasa, bir başlangıçtır ve kıymetlidir diyebilirim.
Çerçeve yasada 2005’ten öncesi kişileri kapsamadığına ilişkin madde de yer aldı. Bu maddenin yer almasının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile bağlantısı olduğu aşikar. Bu durumda Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, çalışma koşulları nasıl şekillenecek?
Bizde bütüncül bir yasa beklentisi vardı. Sayın Öcalan dahil bütün siyasi tutsakları kapsaması gerekiyordu. Bu yanıyla eksik. Çerçeve yasanın 2005 ve öncesini kapsamamasının muhtemelen teknik bir sebebi olabilir. Normalde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları hariç müebbet ceza alanların da tarih sınırı olmadan bu yasa kapsamında olması gerekirdi. 2005 öncesinde Türk Ceza Kanunu (TCK) farklıydı. Bunu gözden kaçırmamak gerekir. Yasada geçen 1 Haziran 2005 tarihi, Türkiye’de yeni ceza kanunu, yeni ceza infaz kanunu ve yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) yürürlüğe girdiği gündür. Eski ceza yasalarının tamamı kalkmış, yenileri yürürlüğe girmiştir. O nedenle bu tarih baz alınmış olabilir. Bu tarihten önce verilmiş ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezalarında ölüm olaylarının yaşanıp yaşanmadığını teyit etmek çok mümkün olmayabileceği için böyle bir artırıma gidilmiş olabilir. Çünkü o dönem ceza hukukunda “fikri içtima” uygulaması vardı. Yani bir kişinin tek bir fiil (hareket) ile birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet vermesi durumunda en ağır suçun cezası verilirdi. Diyelim ki bir dosyada ölüm olayı varsa dosyadaki sanıklara bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirdi. Fakat 2005’ten sonra her ölüm olayı için ayrı bir ceza verilir. Diyelim ki dosyada 3 ölüm olayı varsa 3 tane ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veriliyor. 2005 tarihi o yüzden baz alınmış olabilir. Fakat bu çerçeve yasanın amacı PKK’den hükümlü bulunan tüm herkesin özgürlüğüne kavuşmasıdır. Böyle olması gerekir.
Sayın Öcalan’ın yasa kapsamında ismi direkt geçmiyor olabilir. Fakat yasada kurulacak kurullar olacak. Sayın Öcalan, silahsızlanma, gerillaların geri dönüşü, sürgündeki insanların geri dönüş meselesini örgütleyecek bir kurula ihtiyaç olduğunu söylüyordu. Bu kurulda Barış ve Siyasallaşma olarak isimlendiriliyordu. Bu yasa bu kurulun kurulmasına imkan tanıyor ve Sayın Öcalan fiilen bu kurulda çalışacak. Çünkü sürecin yürütücüsü kendisi olacak. O yürütmeden sürecin başarıya ulaşması çok düşük. Bu sabır gerektiren ve çeşitli zorluklarla karşılaşabileceğimiz bir süreç olacak. Bu zorlukların çözümünde Sayın Öcalan, aktif rol alacak ve müdahale etmesi gerektiğinde müdahale edecek.
Bu istisna sayılan 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet ile müebbet dosyaları yani ölümlü olan dosyaların durumu da bu kurulun gündemine gelecek. Onların da özgürlüklerine kavuşma şansı olacak.
Ayrıca süreçten sonra gazeteciler, sivil toplum örgütleri, akademisyenler Sayın Öcalan ile daha rahat görüşebilecek.
Çerçeve yasa kapsamındaki kurullar neler olacak ve kurullar uygulamada nasıl işleyecek?
Bu yasa 3 kurulu öngörüyor. Birincisi içinde Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı yardımcının yer aldığı Takip ve İcra Kurulu’dur. Onun dışında Meclis’te İzleme Kurulu oluşturulacak. İzleme Kurulu Meclis’in dahil olması noktasında önemli bir yer de duruyor. Bir de alt kurul olacak. İşin pratik yönüyle geliş gidişleri organize edecek. Çıkacak sorunlara müdahale edecek. Hapishanedekilerin çıkması gereken fakat yasa kapsamına girmeyenlerin durumunu ele alacak. Bütün bu konularda Sayın Öcalan aktif olarak rol alacak.
“Umut hakkı” birçok kez gündeme geldi fakat halen bu konuda bir şey yapılmış değil. Çerçeve yasa dışında da uygulanabilirliği dile getirildi, “umut hakkı” gündeme gelecek mi?
Şu an bir çerçeve yasa çıktı ama “umut hakkı” konusunda bu çerçeve yasaya gerek yok. “Umut hakkı” ayrı bir konu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “Siz bir insana ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermezsiniz. Bu işkence suçudur” diyor. Dolayısıyla Meclis bu konuda bir düzenlemeye gitmek durumundadır. Bu yasa çıktıktan sonra bunun önü daha da açılmıştır. Mesela çerçeve yasa kapsamında kurulan komisyonlardan bahsettik. Onların adli, idari ve yasal düzenleme talep etme yetkisi var. Bu taleplerden biri de “umut hakkı” olabilir. Yine bu hak sadece Sayın Öcalan’ı ilgilendirmiyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan diğer tutsakları da ilgilendiriyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası işkence anlamına geliyor ve işkence herkes için işkencedir. Dolayısıyla “umut hakkı” meselesi bir kenarda durmakta ve çözülmesi için de şu an koşullar daha uygundur. Kısa bir süre sonra “umut hakkı” tekrar gündemimize gelebilir.
Bu yasa çıkarken bir sürü tartışma yaşandı. Özellikle ırkçı ve milletçi çevreler süreci sabote etmek amacıyla da olsa birçok spekülasyon yaptılar. Müvekkilimiz Sayın Öcalan’a ilişkin çeşitli iddialar gündeme getirildi. Fakat yasa çıktığında bir kez daha gördük ki aslında Sayın Öcalan kendi durumunu değil, demokrasi ve barışı önceliyor. Bütün çabası Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesidir. Kendi durumunu ön plana koymuyor. Fakat bu bizim O’nun özgürlüğünü talep etmememiz anlamına gelmiyor. Biz avukatları olarak Sayın Öcalan’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz. Kürt halkının da böyle bir talebi var.
Çerçeve yasanın imzaya açılmasının ardından açıklama yapan AKP’li Abdullah Güler, İmralı’ya gidişler için “idari izinleri” işaret etti. İmralı’ya gazeteciler, akademisyenler ve daha birçok alanda uzman kişi gitmek için başvuruda bulundu. Buradaki süreç nasıl işleyecek, bir sisteme bağlanacak mı? Siz de avukatları olarak müvekkiliniz Abdullah Öcalan ile görüşemiyorsunuz. Müvekkilinizle belli bir görüşme tarihi var mı, buna dair girişimleriniz oluyor mu, yetkililerden olumlu ya da olumsuz bir dönüş alıyor musunuz?
Bizim Sayın Öcalan’ın avukatları olarak hiçbir izne ihtiyacımız yok. Avukatlar hapishanelere kimseden izin almadan giderler. Müvekkilleri tutukluysa hafta içi, hafta sonu, akşam geç saatlere kadar görüşebilirler. Fakat İmralı’da 1999’dan beri bu hiç böyle olmadı. Hep tecrit diyoruz, hukuk rafa kaldırıldı diyoruz. Bunlar doğrudur. Halen de tecrit tam kalkmış değil. Yaklaşık 2 yıldır süren sürece rağmen biz avukatları sadece 3 kere Sayın Öcalan ile görüşebildik. Bu anlamda halen koşullar normalleşmiş değil. Fakat az önce söylediğim gibi çerçeve yasanın çıkması bir eşiktir. Bundan sonra sürecin sağlıklı yürümesi için de olsa Sayın Öcalan’ın koşulları tabi ki düzeltilecek. Süreç zor ve sabır istiyor bu yüzden Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerekir. Sayın Öcalan insanlarla görüşebilmeli, Sayın Öcalan ile görüşme talepleri olanların da görüşme yapabilmesi gerekir. Çünkü Sayın Öcalan ile görüşmek isteyen gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler var. Bunlar için idari izin gereklidir. Bakanlığa başvurular yapılmalı. Ama biz avukatları olarak zaten görüşebilmemiz gerekiyor. Biz başvurularımızı yapmaya devam ediyoruz. Bu süreçte gidişlerimizin önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz. Şu an için yaptığımız başvurularda olumlu ya da olumsuz bir dönüş almıyoruz. Geçmişte gidişlerimizi engellemek için Bursa İnfaz Hakimliğinden yasaklama kararları çıkarılırdı. Ancak şu an öyle bir kararın olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bizim gidişimizin önünde bir engel yok.
Çerçeve yasa tecridi kıracak diyebilir miyiz?
Çerçeve yasa bence tecridi kıracak, kırması lazım. Çünkü böyle devasa bir sorunu Türkiye Cumhuriyetinin neredeyse bütün sorunlarının ana kaynağı olan bir sorunu çözmeye çalışıyorsanız İmralı’daki tecridin kırılması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının düzeltilmesi gerekiyor. Çünkü zor bir sorunun çözümünden bahsediyoruz. Dolayısıyla tecrit kırılmak zorunda. Bu yasa eşiktir, bundan sonra İmralı’da durumlar daha farklı olacaktır.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Kürtlerin haklı davası için yeni bir aşama anlamına geliyor. Daha çok çalışmayı gerektiren bir döneme giriyoruz. Artık daha rahat çalışma koşuları var. 90’lı yıllarda insanlar, Kürtlerin hakları için ölümü göze alıyordu, faili meçhul cinayetler vardı. Bugün de hapishaneler tehdidi var, “terörist” damgası var. Ama bu yasadan sonra böyle bir tehlike kalmayacak. Dolayısıyla Kürtlerin anadilde eğitim yapılması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasının talep edilmesi daha kolay. Bütün bu talepleri dillendirmenin koşulları artık var. Bütün bunlar için daha çok çalışmanın koşulları daha fazla mümkün. Bizim de yeni dönemin gerekliliklerini yerine getirmemiz gerekiyor.
HABER MERKEZİ

















