Künye   Hakkımızda
14 Ağustos 2026, Cuma
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
  • DOSYA
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Mustafa Durmuş: Yüksek enflasyon geçim krizine dönüştü

İktisatçı Mustafa Durmuş, TCMB’nin 2026’nın üçüncü Enflasyon Raporu’nu değerlendirdiği yazısında, uygulanan dezenflasyon politikalarının başarısız olduğunu belirtti. Enflasyonun bedelinin düşük ücret, yüksek faiz ve kemer sıkma politikalarıyla emekçilere ödetildiğini vurgulayan Durmuş, para politikasının tek başına fiyat artışlarını durduramayacağını ifade etti.

14 Ağustos 2026
Mustafa Durmuş: Yüksek enflasyon geçim krizine dönüştü
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

İktisatçı Mustafa Durmuş, 14 Ağustos’ta yayımlanan “Enflasyon, Geçim Krizi ve Enflasyon Raporu III” başlıklı yazısında Türkiye’deki yüksek enflasyonun nedenlerini ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) son Enflasyon Raporu’nu değerlendirdi.

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin toplumdaki güvenilirliğini giderek kaybettiğini belirten Durmuş, özellikle asgari ücret ve emekli aylıklarına artış yapılacağı dönemlerde enflasyonun siyasi tercihler doğrultusunda düşük gösterildiğini savundu.

ENAG ve İstanbul Ticaret Odasının verilerinin yanı sıra farklı yöntemlerle hazırlanan fiyat hesaplamalarının da Türkiye’de yaşam maliyetinin resmî rakamların gösterdiğinden daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.

Yazının tamamı şu şekilde:

Enflasyon, Geçim Krizi ve Enflasyon Raporu III

Her ayın ilk günlerinde TÜİK tarafından açıklanan TÜFE (enflasyon) verileri giderek daha az bir kesimin ilgilendiği bir veri olmaya başladı. Çünkü her ay aynı şey yapılıyor: veriler bir ‘gaslighting’e tabi tutuluyor. Yani iktidarın siyasal tercihleri, gerçek ekonomik verilermiş gibi servis ediliyor. Özellikle de asgari ücret ve emekli maaşlarına artış yapılacağı zamanlarda enflasyon, iktidarın siyasi tercihi doğrultusunda, olduğundan daha düşük gösteriliyor.

Oysa resmi verilerin dışındaki bazı veriler tam aksini söylüyor. Sadece ENAG ve İTO verileri değil, farklı yöntemlerle yapılan fiyat hesaplamaları ülkedeki enflasyonun ne kadar yüksek ve yaşamın ne denli pahalı olduğunu ortaya koyuyor.

Big Mac Endeksi (BMI)

Bunlardan biri olan Big Mac Endeksi, 1986 yılından bu yana The Economist dergisi tarafından hesaplanan ve her ülkedeki McDonald’s Big Mac peynirli hamburgerinin fiyatını takip eden bir fiyat endeksi. Bu sayede, dünya çapında satın alma gücü paritesi (SGP) ve para birimlerinin değerleri konusunda ülkeler arası hızlı ve kolayca anlaşılır bir karşılaştırma sunuluyor.

Bu endekse göre, Türkiye, standart bir hazır yemek olan Big Mac hamburgerinin dünyada en pahalı satıldığı beşinci ülke. Öyle ki Euro Bölgesi’ndeki fiyat ile (7,08 dolar), Türkiye’deki fiyat (6,91) arasındaki fark sadece 0,17 dolar. Bu da Avrupa’da ucuz bir öğün sayılabilecek bir hazır yemeği, Türkiye’de neredeyse lüks bir yemek statüsüne sokuyor.

Enflasyon neden yüksek?

Türkiye’deki enflasyonun yüksek olmasına neden olan hem dış hem de iç etkenler mevcut. Dış etkenlerin başında; savaşlar, çatışmalar ve iklim değişikliklerinden kaynaklanan tedarik zorluklarının neden olduğu, özellikle de petrol, hammadde ve gıda fiyatlarındaki artışlar geliyor. İç etkenler arasında; izlenen yanlış ekonomi politikaları ve piyasayı kontrol eden tekellerin aşırı kâra dayalı fiyatlama politikaları ve aracılar öne çıkıyor.

Dış etkenler

Gıda enflasyonunun yükselmesinde bir dış etken olarak, petrol ve ekonomik açıdan en önemli petrol türevleri arasında yer alan ve tarımsal verimlilikler için hayati bir öneme sahip bulunan gübre ve fosfat maliyetlerindeki artışlar belirleyici.

Öyle ki, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2026 yılının ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının yüzde 15–20 oranında arttığını tahmin ediyor. Bunun sonucunda, özellikle düşük gelirli ülkelerdeki çiftçiler artık artan gübre fiyatlarının yanı sıra sulama ve nakliye için yükselen yakıt maliyetleriyle de mücadele etmek zorunda kaldılar. (1)

Gübre kullanımındaki en ufak bir azalma bile, özellikle uygulama oranlarının zaten düşük olduğu yerlerde, mahsul veriminde keskin düşüşlere yol açabiliyor. Ayrıca küresel olarak en büyük piyasalardan biri olan gıda piyasalarının ürün hasadını beklemesi pek olası değil zira oligopolistik firmalar, fiziksel kıtlık ortaya çıkmadan çok daha önce, arzın daralacağını öngörerek fiyatları yükseltiyor.

Nitekim, FAO tarafından yayınlanan son verilere göre, küresel çapta, temel gıda maddelerinden oluşan sepetin fiyatı bu temmuz ayında bir yıl öncesine kıyasla yüzde 1 daha pahalıydı (yani temel gıda fiyatları 2025 seviyelerinin üzerinde seyrediyor). Bunda aşırı sıcak dalgalarının ve El Niño’nun, ürün hasadını olumsuz etkilemesi ve çatışmaların, savaşların ve jeopolitik gelişmelerin gıda piyasasında yol açtığı belirsizlikler ve bundan beslenen finansal manipülasyonlar çok etkili. Bu da küresel açlık riskini artırıyor.

Örneğin, temmuz ayında şeker fiyatındaki yüzde 5,6’lık artışın başlıca nedeninin, “Avrupa Birliği’ndeki mahsul verimi üzerinde devam eden sıcak ve kurak hava ve Asya’daki önemli üretici ülkelerdeki El Niño ile ilişkili hava koşulları olduğu ileri sürülüyor. Keza tahıl fiyatları Temmuz 2025 seviyesinin yüzde 6,9 üzerinde sabitlendi. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kuşatması yüzünden Karadeniz Bölgesinin ihracatında “süren aksaklıklar” ve son dönemdeki sıcak hava dalgalarının birçok ülkedeki mahsul verimi üzerinde yaratması beklenen etki nedeniyle, küresel buğday fiyatları da yüzde 5,8 arttı. (2)

Enflasyonla mücadele: başarılı mı, başarısız mı?

Dış etkenlere karşı kısa dönemde bir şey yapmak mümkün olamayabilir. Ancak içerde alınacak önlemler ve uygulanacak doğru ekonomi politikaları (üstelik halkı ezdirmeden) enflasyon artışını dizginleyebilir. Bunu gerçekleştirebilen ülkeler var.

Eğer hükümetlerin görevi toplumu yüksek enflasyona karşı korumaksa, mevcut İktidar Bloku bu görevi yapamıyor ya da yapmak konusunda yeterli gayreti göstermiyor. Bu yapılmadığında, yoksullaşma daha da artarken; izlenen mali destek ve faiz politikalarıyla sermaye ve servet zenginleri daha da zenginleşiyor. (Bu konuda iktidarın, ironik olarak, başarılı olduğu söylenebilir. Zira toplumdaki gelir ve servet uçurumu, özellikle de son 10 yıldır, inanılmaz bir biçimde derinleşti).

İç etkenler arasında; İktidar Blokunun yazılarımızda sıklıkla değindiğimiz yanlış faiz politikaları olmak üzere, tekellerin aşırı kâr hırsı, yüksek vergiler ve kapitalizme özgü yapısal nedenler geliyor.

Enflasyonun ekonomi politiği?

Enflasyon, kapitalist ekonomilerde, sistemin bir ürünüdür ve aynı zamanda işlevseldir: ekonomik genişlemenin ritmini düzenlemeye yarayan bir araç olarak kullanılır. Bu araç emek gelirlerinin düşük tutulması pahasına kârları artırmak ve sermaye birikimini teşvik etmek üzere tasarlanır. Ayrıca gizli bir vergi olarak işlev görür ki bu da özel ve kamusal sermaye birikimine verilecek mali desteklerin kaynağını oluşturur.

Yani enflasyon, ekonominin işleyişine doğrudan müdahaleyi gerektiren diğer kontrol yöntemlerine (toplumun bilincinden kaçırılarak), sunulan bir alternatiftir (bu yöntemler ya kârlılığı artırmak için maliyetleri düşürmeyi ya da ekonominin daha düşük bir kâr oranıyla işleyebilmesi için karar alma sürecini değiştirmeyi amaçlar).

Burjuva hükümetler enflasyona başvururlar çünkü; (i) ekonomik büyüme sürecinde ortaya çıkan temel sorunları çözemezler ya da çözmek istemezler ve (ii) bu sorunları çözecek kadar büyük bir ekonomik krizle yüzleşmek istemezler.

Enflasyon ilacı

Diğer yandan enflasyon nedenlerden ziyade, belirtilerle ilgilidir ve enflasyondaki ekonomi, yükselen fiyatları hesaba katacak şekilde yeniden uyum sağlar, dengeye gelir. Yani hastalıklı ekonomiyi ayakta tutabilmek için giderek daha büyük dozlarda enflasyon ilacı vermek gerekir. Sonunda bu yaklaşım uygulanamaz hale gelir ve iktidar, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı seçimle karşı karşıya kalır: ya temel sorunları çözmek için enflasyonu körükleyerek müdahale etmelidir ya da hastayı iyileştireceği umuduyla ciddi bir krizi tetiklemelidir. Pratikte elbette hükümetler genellikle ortada bir pozisyon alırlar ve müdahale ile krizin bir kombinasyonunu tercih ederler. Dolayısıyla enflasyon, ekonomik büyümenin genel sorunlarıyla bağlantılıdır ve bu büyümeyi düzenlemeye yönelik bir yöntemdir. (3)

Özetle, enflasyon geçici bir rahatlama sağlayan ve ekonominin bu engellere bir süre tahammül etmesini sağlayan bir geçici çözümdür. Ancak ekonomik büyüme (sermaye birikimi) sorunlarını aşmaya yönelik bu geçici çözüm ekonominin daha büyük sorunlarla karşılaşmasına, yani  yüksek enflasyonun kalıcı hale gelmesine,  ekonomik büyümenin yavaşlamasına ve ekonominin ciddi finansal krizlerle ve döviz kriziyle baş başa kalmasına neden olur.

Enflasyon Raporu 2026 III

TCMB’nin 13 Ağustos’ta açıkladığı son Enflasyon Raporu’nda; TÜFE’nin 2026 sonunda yüzde 28; 2027 sonunda ise yüzde 15 olarak gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2028 yıl sonunda yüzde 9’a geriledikten sonra, enflasyonun orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağı öngörülüyor.

2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yükseltilmesinde; “motorin, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarındaki görünüm dikkate alınarak, TL cinsi ithalat fiyatları varsayımında yapılan artışların etkili olduğu” vurgusu yapılıyor. Bu konuda, özellikle de gıda enflasyonuna atıfta bulunuluyor ve bunun enflasyon beklentisini artırdığı ileri sürülüyor. Çözüm olarak da parasal ve miktarsal kısıtlamalarla (sıkı faiz politikası ve kredi kısıtlaması gibi), finansal sıkılığın sürdürüleceğinin altı çiziliyor. (4)

Yoksullaşma artacak!

Öncelikle, bu rapor en azından 2026 yılında enflasyonun (özellikle de gıda enflasyonunun) yüksek seyretmeye devam edeceğinin, dolayısıyla da halkın yoksullaşmasının süreceğinin itirafı niteliğinde. Bu çerçevede, özellikle de toplumun düşük sabit gelirli kesimleri (başta emekliler ve asgari ücretliler ve yoksul köylüler olmak üzere), yüksek enflasyon karşısında ezilmeye devam edecek.

Geçim krizi!

İşin gerçeği, Türkiye’de yüksek enflasyon artık, gerçek bir geçim krizine dönüştü. Öyle ki on milyonlarca insan gelirleriyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Konut, enerji, gıda, ulaşım ve diğer zorunlu harcamalar önemli ölçüde artarken, birçok kişinin geliri bu artışlara ayak uyduramıyor. Her ne kadar iktidar medyası durumları çok iyi kesimlere dikkat çekse de; toplumdaki küçük bir varlıklı nüfus iyi yaşıyor, lüks araçlara biniyor, yurt içi ve yurt dışında lüks otellerde ve tatil köylerinde tatil yapabiliyor diye yoksulluk ortadan kaybolmuyor.

Kapitalist bir toplumda, aynı anda lüks içinde yaşayan milyonlarca insan hem de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorlanan on milyonlarca insan mevcut olabilir. Bunda bir çelişki yoktur, ancak eşitsizlikten kaynaklanan bir geçim krizi vardır. Bu kriz artık giderek daha fazla göze batıyor. İktidar ise bu onlarca milyonu görmezden gelmeyi tercih ediyor.

İnsanlar, mali durumları zorlandığında her zaman isteğe bağlı harcamalarını tamamen durdurmazlar: başka harcamalardan kesinti yaparlar, birikimlerini kullanırlar, borçlanırlar, büyük alımları ertelerler ya da daha az tasarruf ederler. Alışveriş merkezlerindeki kalabalıklar toplumun mali durumunun gerçek göstergesi olamaz. Gündelik yaşamda yapılan gözlemler, toplumun büyük bir kesiminin mali dayanıklılığının giderek azaldığını gösteriyor ki sistem çökmeden önce bu her zaman olur.

Dezenflasyon başarısız oldu!

Rapor ile ilgili ikinci tespit dezenflasyon politikalarının başarısız olmasıdır. Aşağıdaki tabloya göre; Türkiye (yüzde 28 ile) bu yıl itibarıyla dünyada enflasyonun en yüksek olduğu beşinci ülke. Bu da siyasal iktidarın yıllardır yürütmekte olduğu dezenflasyon politikalarının başarısız olduğunu gösteriyor.

Dezenflayon politikalarının başarısız olmasının nedeni enflasyonun kaynağı konusundaki tespitlerle, uygulanmakta olan ekonomi politikaları arasındaki uyumsuzluktur. Yani raporun enflasyonun kaynakları ile ilgili tespitleri ile enflasyonla mücadele yöntemleri arasında tutarsızlık var.

Öyle ki eğer günümüz enflasyonunun, aşırı talepten ziyade raporda da vurgulandığı gibi, jeopolitik çalkantılar, yükselen enerji fiyatları ve kırılgan tedarik zincirlerinin etkisiyle yükseldiği bir gerçek ise siyasal iktidarın toplam talebi kısmaya yönelik olarak uyguladığı ücretleri baskılayan gelir politikaları, düşük taban fiyatı politikaları ve yüksek faiz politikası nasıl açıklanabilir? Kısaca, enflasyon artık bir para ve gelir politikası (faiz oranı ve düşük asgari ücret) sorunu olarak ele alınmamalıdır.

Yanlış teşhis mi, siyasal tercih mi?

Bir başka anlatımla, günümüzün yüksek enflasyonu, aşırı ısınan işgücü piyasaları veya artan tüketici talebi tarafından beslenmiyor. Bunlar, yüksek enerji fiyatları, yüksek vergiler, jeopolitik çatışmalar, iklimle ilgili aksaklıklar, kırılgan tedarik zincirleri ve giderek artan bir şekilde büyük şirketlerin fiyat belirleme gücünden kaynaklanıyor.

Enflasyonun, enerji tekelleri, jeopolitik gerilimler ve arz kesintileri tarafından tetiklenmesine rağmen, onu bir aşırı talep ve işgücü piyasası sorunu olarak sunmak ve bu çerçevede örneğin asgari ücrete yıl içinde zam yapmayı reddetmek, ekonomik bir zorunluluk değil, siyasi bir tercihtir.

Yüksek faiz oranları ise enflasyonu ortadan kaldırmaktan ziyade, daha yüksek işsizlik, artan hane halkı borçluluğu ve kemer sıkma önlemleri yoluyla maliyetlerini yeniden bölüştürür. Bu, para politikasının istenmeyen bir yan etkisi değil, enflasyonun tipik olarak yönetildiği mekanizmadır. Sorunun aşırı harcama (talep) olmadığı göz önüne alındığında, faiz oranlarını yükseltmek enflasyonun altında yatan nedenleri çözmede pek bir işe yaramaz.

Toplumsal tükenmişlik

Diğer yandan enflasyon, Türkiye’de olduğu gibi, yıllarca yüksek seviyelerde asılı kaldığında, sorun ekonomik olmanın yanı sıra toplumsal tükenmişliğe dönüşür. Halk, artan borçluluktan beslenme bozukluğuna ve sağlık sorunlarının ağırlaşmasına kadar ağır bedeller öder. Bu noktada enflasyon artık sadece ekonomik bir sorun olmakla kalmaz, siyasi istikrarsızlığın kaynağı haline gelir ve bir meşruiyet krizine yol açar.

Özetle, T.C. Merkez Bankası’nın işi giderek zorlaşıyor: faiz oranlarını yükseltmezse, manşet enflasyonun yükselmesi nedeniyle güvenilirliğini iyice yitirme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Tersine, faiz oranlarını çok agresif bir şekilde yükseltmek resesyon baskılarını derinleştirebilir, özel ve kamu borç yükünü ağırlaştırabilir ve zaten artan gıda, konut ve enerji maliyetlerinden zarar gören halkı daha da yoksullaştırır. Kaldı ki önümüzdeki 2 yıl içinde genel seçimlerin yapılacak olması Merkez Bankası’nın akılcı bir faiz politikası uygulamasını önlüyor.

Sonuç olarak

Bu dinamikler, Merkez Bankası’nın mevcut yaklaşımının sınırlarını ortaya koyuyor. Enflasyonun iklim şokları, savaş ve temel kaynakların stratejik kontrolüyle yakından bağlantılı hale gelmesiyle, para politikası tek başına ciddi sosyal ve ekonomik maliyetler getirmeden fiyatları istikrara kavuşturamaz. Çünkü yüksek faiz oranları talebi bastırabilir, ancak petrol ve doğal gaz üretemez, limanlardaki tıkanıklıkları gideremez, tedarik zincirlerini onaramaz, toplumsal güveni tesis edemez ya da şirketlerin kâr marjlarını düşüremez.

Keza, tek başına faiz politikası altta yatan çelişkiyi çözemez. Bu çelişki, koordineli ve kamucu bir enerji politikası, kamu yatırımlarına yönelim, fiyat düzenlemeleri, sanayileşme stratejisi veya aktif mali müdahaleler yoluyla çözülene kadar, faiz oranları çözmesi gereken sorunu çözemeden dalgalanmaya devam edecektir. Para politikasındaki sıkılaştırma, gerçek bir çözümden ziyade, göstermelik bir kontrolü anlatan sembolik bir jest olarak kalacaktır.

Son olarak, siyasal iktidarın yaptığı gibi, yapısal enflasyonu bir talep yönetimi sorunu olarak ele almak, politika yapıcıların kararlı görünmelerini sağlayabilir. Ancak bu, fiyatları belirleyen, kaynakları kontrol eden ve yüksek finansal rant elde edenlerle zorlu bir yüzleşmeden kaçınmaya da neden olur. Bu da aslında, yüksek toplumsal maliyetlerle sonuçlanan, bir siyasal tercihtir. (5)

Burjuva hukukunun ve demokrasisinin dahi işlemediği ve muhalefetin darmadağınık olduğu bir ortamda, siyasal iktidar bu tercihi rahatça hayata geçiriyor ve sermayeden ve ranttan yana politikalarını sürdürüyor.

Anahtar sözcükler: Dezenflasyon, Enflasyon Raporu, Kriz. TCMB, Yoksullaşma.

Dip notlar:

https://www.networkideas.org/2026/07/22/the-iran-war-exposes-the-global-economys-fault-lines (22 Temmuz 2026).
https://news.un.org (7 Ağustos 2026).
Bob Rowthorn (1980), “Inflation and Crisis”, in Capitalism, Conflict and Inflation: Essays in Political Economy, London: Lawrence and Wishart, s.141.
TCMB, Enflasyon Raporu 2026-III |Genel Değerlendirme, https://www.tcmb.gov.tr (13 Ağustos 2026).
https://www.project-syndicate.org/commentary/why-interest-rate-hikes-are-unlikely-to-curb-inflation-by-carolina-alves-1-2026-05 (11 Mayıs 2026).

HABER MERKEZİ

Previous Post

PSAKD Bölge Sorumlusu: Ortak mücadele şart

Next Post

Sheinbaum: Kolombiya, Meksika’nın arama kurtarma ekibine izin vermedi

İlgili Haberler

Japonya’da sel
Gündem

Japonya’da sel

14 Ağustos 2026
Sheinbaum: Kolombiya, Meksika’nın arama kurtarma ekibine izin vermedi
Gündem

Sheinbaum: Kolombiya, Meksika’nın arama kurtarma ekibine izin vermedi

14 Ağustos 2026
Kansu Yıldırım: Türkiye kapitalizmi AKP döneminde jeoekonomik olarak yeniden yapılandı
Gündem

Kansu Yıldırım: Türkiye kapitalizmi AKP döneminde jeoekonomik olarak yeniden yapılandı

14 Ağustos 2026
Akaryakıta çifte zam geldi: Benzin ve motorin fiyatı ne oldu?
Gündem

Akaryakıta çifte zam geldi: Benzin ve motorin fiyatı ne oldu?

14 Ağustos 2026
Mazlum Abdi ile geçici hükümet heyeti görüştü
Gündem

Mazlum Abdi ile geçici hükümet heyeti görüştü

14 Ağustos 2026
Meteorolojiden İstanbul dahil çok sayıda kent için sağanak ve fırtına uyarısı
Gündem

Meteorolojiden İstanbul dahil çok sayıda kent için sağanak ve fırtına uyarısı

14 Ağustos 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir
Politika'dan Yorum

Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir

Politika Haber
9 Ağustos 2026
Politika'dan Söyleşi
Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor
Politika'dan Söyleşi

Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor

Politika Haber
12 Ağustos 2026

EN SON HABERLER

Japonya’da sel

Japonya’da sel

14 Ağustos 2026
Sheinbaum: Kolombiya, Meksika’nın arama kurtarma ekibine izin vermedi

Sheinbaum: Kolombiya, Meksika’nın arama kurtarma ekibine izin vermedi

14 Ağustos 2026
Mustafa Durmuş: Yüksek enflasyon geçim krizine dönüştü

Mustafa Durmuş: Yüksek enflasyon geçim krizine dönüştü

14 Ağustos 2026
Kansu Yıldırım: Türkiye kapitalizmi AKP döneminde jeoekonomik olarak yeniden yapılandı

Kansu Yıldırım: Türkiye kapitalizmi AKP döneminde jeoekonomik olarak yeniden yapılandı

14 Ağustos 2026
Akaryakıta çifte zam geldi: Benzin ve motorin fiyatı ne oldu?

Akaryakıta çifte zam geldi: Benzin ve motorin fiyatı ne oldu?

14 Ağustos 2026
Mazlum Abdi ile geçici hükümet heyeti görüştü

Mazlum Abdi ile geçici hükümet heyeti görüştü

14 Ağustos 2026
Meteorolojiden İstanbul dahil çok sayıda kent için sağanak ve fırtına uyarısı

Meteorolojiden İstanbul dahil çok sayıda kent için sağanak ve fırtına uyarısı

14 Ağustos 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Tüm Haberler
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Dosya
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!