Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde kaçak olarak yaşantısını sürdüren organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Youtube kanalından itiraflarını yayınladığı yedinci videosunda da çarpıcı sözler sarf etti. AKP’li eski Başbakanlardan Binali Yıldırım’ın oğlu, iş insanı Erkam Yıldırım’ın Güney Amerika’dan Türkiye’ye gerçekleştirilen uyuşturucu sevkiyatını koordine ettiğini öne süren Peker, 90’lı yıllarda gerçekleşen bazı faili meçhul cinayetlere de değindi. Peker, 24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde uğradığı bombalı saldırıda yaşamını yitiren Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, 14 Ocak 1994’te Sakarya’nın Sapanca ilçesinde öldürülen Behçet Cantürk, 4 Haziran 1994’te, o dönem Bolu’ya, günümüzde Düzce’ye bağlı Yığılca’da öldürülen Savaş Buldan ve 6 Temmuz 1996’da Kuzey Lefkoşa’da uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitiren Yenidüzen gazetesi yazarı Kutlu Adalı’nın, Mehmet Ağar-Korkut Eken ikilisi tarafından öldürüldüklerini söyledi. Peker, ünlü uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in ise benzer bir saldırıya hedef olmaktan yurtdışına kaçarak kurtulduğunu ifade etti.
Peker’in 90’lı yıllardaki faili meçhuller ve Cantürk ile Buldan’ın yaşamlarını yitirdikleri Adapazarı-Sapanca-Hendek üçgenine ilişkin beyanları tartışma konusu oldu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, konuya ilişkin olarak Gazete Fersude’den Zeynep Kuray’a konuştu. Keskin, bir temizlenme olması için muhalefet partilerinin ses çıkarması gerektiğini söyledi.
“DEMEK Kİ İÇERDE BİR ÇATIŞMA GEREKİYORMUŞ!”
Peker’in son videosunda işaret ettiği gibi 1990’lı yıllarda pek çok insanın faili meçhul cinayetlerle öldürüldüğünü veya gözaltında kaybedildiğini hatırlatan Keskin, “Biz Sedat Peker’in söylediklerini ve daha fazlasını yıllardır biliyor ve söylüyoruz. Zamanında davalar açılsın diye bu konuda pek çok suç duyurusu yaptık, ama hiçbir zaman bizim söylediklerimiz dikkate alınmadı. Demokratik ülkelerde bu böyle olmaz. Bizim coğrafyada da birtakım gerçeklerin ortaya çıkması için demek ki içerde bir çatışma gerekiyormuş” dedi.
“DEVLETTE DEVAMLILIK ESASTIR”
Susurluk dönemindeki aktörlerin tekrar gündeme gelmesinin, “Devlette devamlılık esastır” söyleminin tam karşılığı olduğunu vurgulayan Keskin, o günün bütün aktörlerinin bugün iktidarın yanında olduğuna dikkat çekti. AKP’nin iktidardaki ilk yıllarında bu yapılarla hesaplaşacağını söylediğini hatırlatan Keskin, “AKP, Beyaz Toroslar döneminin bittiğini söyleyip, kayıp yakınlarıyla görüşmeler yapmıştı. Ama ne oldu? AKP’nin iktidar ortağı değiştiğinde bu yapı tekrar ortaya çıktı” diye konuştu.
“KİRLİ GEÇMİŞE SAHİP BİR YAPI!”
Bu yapının zaten hiçbir zaman ortadan yok olmadığına işaret eden Keskin, “Ergenekon davası başladığında bir umut belirmişti. Ama o davanın üstü kapatıldı çünkü sulandırıldı. Derin devletle ilişkisi olmayan başka kişiler de oraya katılınca dava sulandırıldı ve hesaplaşma fırsatı ortadan kalktı.” dedi. Bu derin ve kirli yapının her zaman varlığını koruduğunu belirten Keskin, iktidar olmak isteyenlerin de onlarla uzlaşmaktan başka bir şansının kalmadığına işaret etti. Söz konusu yapının gerçek devlet olduğunu ifade eden Keskin, “bugün Mehmet Ağar’ın devlet olmadığını zaten kimse söyleyemez” şeklinde konuştu. Keskin, her dönem ortaya çıkan bu yapının askeriyede ve bürokraside temeli olan güçlü ve çok kirli geçmişe sahip bir yapı olduğunu kaydetti.
“DEVLET ADINA BÜYÜK SUÇLAR İŞLEDİLER!”
1990’lı yılların bu açıdan çok önemli bir dönem olduğuna işaret eden Keskin, bugün söz edilen isimlerin o dönemde devlet adına çok büyük suçlar işlediğine ama hiçbir zaman yargılanmadıklarına, cezalandırılmadıklarına dikkat çekti. Bu yapının halen boy göstermesinin nedeninin resmi ideolojiyi ve derin devleti sorgulayacak gerçek bir muhalefet olmamasına olduğunu ifade eden Keskin, “CHP’nin muhalefetiyle bu iş çözülmez. Kararlı, resmi ideolojiyi her tarafından tartışmaya açan güçlü bir muhalefet gerekiyor. Bu olmadığı için de bu yapının gücü devam ediyor” dedi.
“İLKAY ADALI KOCASINI KİMİN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ BİLİYORDU”
Peker’in son kasetinde Kürt işadamlarına yönelik cinayetler konusunda Mehmet Ağar’ı işaret etmesini değerlendiren Keskin, şunları kaydetti: “Bizim bunları bilmemiz için Sedat Peker’in söylemesi gerekmiyordu. Bunları zaten öldürülen iş adamlarının aileleri ya da Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Hanım biliyor. Biz İlkay Hanım’la birlikte yıllarca mücadele ettik. İlkay Adalı kocasını kimin öldürdüğünü biliyordu. Ama iç hukukta hiçbir sonuç alamadığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdi davayı ve kazandı. İç hukukta failler korundu. Sonuçta bu yapıyı koruyan bir yargı mekanizması vardı ve hala var. Gerçekten bağımsız bir yargı olsaydı bu kadar suç isnadı olan kişi veya kişiler dışarıda olabilirler miydi? Bu mümkün mü? Susurluk raporunda bunların hepsi yazıldı. O dönem Mesut Yılmaz bu raporu yazdırttı, sonra ne oldu? Mesut Yılmaz’dan iz kalmadı. İktidardan gitti. Yani bu yapıyı hedef alan hiç kimsenin iktidarda kalmasına izin vermezler ve de vermediler de bugüne kadar. Mesele bu. Maalesef bunu Sedat Peker söyleyince tartışıyoruz.”
“CEZAEVİNDEKİLER BU YAPIYI SORGULADIKLARI İÇİN İÇERDE”
Türkiye’de yargının hiçbir zaman bağımsız olmadığını vurgulayan Keskin, bu yüzden demokrasiden söz edilemeyeceğinin altını çizdi. Bugün cezaevlerinin muhalif siyasetçilerle, insan hakları savunucuları ve gazetecilerle dolu olduğunu hatırlatan Keskin, “Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk veya Ömer Faruk Gergerlioğlu insan mı öldürmüş, bir insan mı yaralamış ki içerde? Hayır. Ama karşıdakilerin tümünde böyle iddialar var ve hepsi dışarıdalar. Bugün cezaevinde olan insanların hepsi bu yapıyı sorguladıkları için cezaevindeler. Düşünce suçlusu olarak kabul edilen herkes bu yapıya karşı olan insanlardır. Bu nedenle zaten biz hepimiz düşünce suçlusuyuz. Çünkü başından beri bu yapıyı, derin devleti eleştiriyoruz. Bugün cezaevinde olanlar ya da benim gibi her an cezaevine girmeyi bekleyenler bu yapıyı eleştirenlerdir” dedi.
“MUHALEFET SES ÇIKARMALI”
Bugün cezaevinde olanların aynı zamanda Kürt meselesinde çözüm isteyenler olduğunu hatırlatan Keskin, sivil Kürt siyasetinden son derece rahatsız bir devlet yapısı olduğunu vurguladı. Sivil Kürt siyasetinin topluma yayıldığını, giderek yaygınlaştığını ve destek gördüğünü belirten Keskin, bunun istenmediğine işaret etti. Bu yapının devam etmesi için Kürt sorununun çözülmemesi gerektiğine dikkat çeken Keskin, “Çünkü bu yapının her zaman bir düşmana ihtiyacı var. O düşman da Kürtler” dedi.
Tek çözümün muhalefetten yüksek sesle ortak bir talep çıkması olduğunu belirten Keskin, yüksek sesle bir talep ortaya çıkmadıkça ise hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyledi.
HABER MERKEZİ

















