Künye   Hakkımızda
19 Ağustos 2026, Çarşamba
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
  • DOSYA
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

İrfan Kaygısız ile Türkiye işçi sınıfının kompozisyonu üzerine: “Sınıfın birliği sendikal alandan değil, siyasal alandan sağlanabilir”

Sendika.org, “İşçi sınıfı hareketinin yeni doğrultusu” dosyası kapsamında Birleşik Metal-İş toplu iş sözleşmesi uzmanı İrfan Kaygısız ile konuştu.

19 Ağustos 2026
İrfan Kaygısız ile Türkiye işçi sınıfının kompozisyonu üzerine: “Sınıfın birliği sendikal alandan değil, siyasal alandan sağlanabilir”
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Türkiye işçi sınıfının nüfus içindeki payı 21. yüzyılda hızla yükseldi. Bu nicel gelişmenin ardındaki temel dinamikler ve toplumsal-politik karşılıklarına dair neler söylenebilir? 

Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfı giderek kalabalıklaşıyor. Toplumun ezici çoğunluğunun ücretlilik ilişkisi içinde olduğunu görüyoruz ve büyüyen bir işçi sınıfıyla karşı karşıyayız. Çalışan ve çalışma ihtiyacı duyan kesimler çeşitleniyor, artıyor; başka bir deyimle sınıfın oluşumu dinamik bir süreç olarak sürüyor.

Türkiye’de işçi sınıfının temelini oluşturan ücretli, maaşlı, yevmiyeli emeğin toplam istihdam içindeki payı geçmiş yıllara göre artma eğilimindedir. Resmi işgücüne işsiz sayılmayan işsizleri de eklediğimizde geniş tanımlı işgücünün yüzde 75’inin işçi sınıfı olduğunu söyleyebiliriz. Ana eğilim, işçileşme ve ücretlileşmenin hızlandığına; mülksüzleşme, proleterleşme eğiliminin arttığına işaret etmektedir.

Toplam küresel istihdama bakıldığında, istihdam içindeki kesimin 2001 yılında 2 milyar 650 milyon kişiden 2025 yılında yaklaşık 3 milyar 430 milyona ulaştığını görüyoruz. Bu, çeyrek asırda küresel işgücünün yaklaşık yüzde 30 oranında büyüdüğü anlamına gelir.

İşçi sınıfından (proletaryadan) söz ettiğimiz zaman, sadece üretim alanında fiilen çalışan işçilerden değil, aynı zamanda onların ailelerinden de söz ediyoruz demektir. Ev kadınlarının, gençlerin, iş göremez durumda olan bireylerin sınıf aidiyetleri en genel düzeyde aileleri dolayımıyla belirlenmekteyse de büyük kesiminin işçi sınıfına dâhil olduğunu söyleyebiliriz.

İşçi sınıfı, sürekli yenisi eklenen istihdam biçimleriyle büyürken aynı zamanda parçalanıyor ve çeşitlendirilmiş istihdam biçimlerinin önemli ölçüde esneklik temelli olması, güvencesizliği beraberinde getiriyor.

Parçalanma, işçi sınıfının iç gerilimini ve rekabetini artırıyor. Bu rekabetin giderilmesi, iç gerilimin azaltılması ve bir bütün olarak sınıfın birliğinin sağlanmasının sendikal alandan mı, yoksa siyasal alandan mı sağlanacağı sorusu önemini koruyor. Sendikal hareketin içinde bulunduğu duruma bakıldığında, sınıfın birliğinin sendikal alandan değil, siyasal alandan sağlanmasının daha mümkün olduğunu görüyoruz. Sınıfın farklı kesimlerinin ortak bir yapı içerisinde var olması, sendikal ve sendika dışı formları da kapsayan örgütlenme biçimleri ancak siyasal bir proje ile mümkün olabilir.

Hizmet sektörü daba hızlı büyüyor ama…

Türkiye işçi sınıfının sektörel dağılımı, cinsiyet, etnisite, yaş, eğitim durumu ve istihdam biçimi açısından yaşadığı değişim bize ne anlatıyor? 

2005-2025 yılları arasındaki 20 yıllık dönemde istihdamın sektörel dağılımına bakıldığında tarımın payının yüzde 25,5’ten yüzde 14’e düştüğünü, buna karşılık sanayinin payının ise yüzde 21,4’ten yüzde 20,2’ye gerilediğini, inşaatta istihdamın yüzde 5,5’ten yüde 6,8’e yükseldiğini ve tarım karşısında esasa dair değişimin ise hizmetler sektöründe yaşandığını ve istihdamın yüzde 47,6’dan yüde 59,0’a yükseldiğini görüyoruz.

Benzer bir durum dünya ölçeğinde de yaşanmaktadır. Bugün itibarıyla hizmetlerin toplam istihdam içindeki payı yüzde 50, tarım yüzde 25, sanayi yüde 18 ve inşaat yüzde 7 civarındadır.

Hizmetler sektörünün nicelik olarak büyümesi, sanayinin etkisinin azaldığı yönünde bir fikre neden olsa da sanayi işçisinin özgün ve diğer sektörlerden farklı durumu nedeniyle sanayi önemini hâlâ korumaya devam ediyor.

Sanayi işçisinin niteliği, fabrika yapısı, çok sayıda işçinin bir aradaki varlığı kaçınılmaz olarak birbirinden etkilenmesine ve işçilerin kolektif davranmasına daha fazla olanak sağlıyor. Bu durum örgütlenmeye ve mücadeleye de yansıyor.

Temmuz 2026 istatistiklerine baktığımızda genel sendikalaşma oranının yüzde 13,80 olduğunu; metal işkolunda bu oranın yüzde 17,51, ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolunda yüzde 6,99, konaklama ve eğlence işlerinde yüzde 3,61 olduğunu görüyoruz. Bu üç işkoluna bakıldığında sanayi ve hizmet sektöründeki örgütlenme düzeyi hakkında bir fikir edinebiliyoruz.

Mücadele deneyimi olarak bakıldığında da, metal sektöründe eylemlerin daha fazla olduğunu görüyoruz. Emek Çalışmaları Topluluğu’nun 2024 yılı İşçi Sınıfı Eylemleri Raporu’na bakıldığında, işyeri temelli eylem vakasının gerçekleştiği iş kolları içerisinde metal sektörü yüzde 19 ile ilk sırada yer almakta; ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolunda gerçekleşen eylemler ise yüzde 3 oranında görülmektedir.

Son yıllarda giderek artış gösteren bir istihdam biçimi de “Kendi işinin patronu ol” illüzyonuyla pazarlanan esnaf kuryeliktir. Hukuken bir “ortak” veya “bağımsız yüklenici” gibi gösterilir. Mesai kavramı ortadan kalkar, çeşitli üretim maliyetleri işçiye yüklenir ve işçi sınıfı atomize edilerek yalnızlaştırılır.

Gig ekonomisi, kapitalist çalışma düzeninin yeni bir hâlidir: Platform tabanlı esnek işler, parça başı işler ve dolayısıyla geçici iş ilişkisi/geçici iş sözleşmeleridir. Bir anlamda standart dışı çalışmanın yeni bir tezahürü. Kapitalist ekonomilerdeki payı günden güne gelişiyor. “Kendi hesabına çalışan işçiler” sayısal olarak çoğaldığı gibi sektörel olarak da çeşitleniyor. Birbirleriyle fiyat konusunda rekabet edip kendi ücretlerinin/gelirlerinin düşmesine yol açan “gig işçileri”, işçi sınıfının yeni üyeleridir.

İş Kanunu’nda değişiklik hedefleniyor; buna meşruiyet kazandırma da “dijitalleşme ve teknolojik değişim” ve platform tabanlı işlere dair iş hukukundaki boşluk gösteriliyor. Son ILO Genel Konferansı’nda konuyla ilgili yeni sözleşme imzalandı: “Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi”.

Tarımdaki çözülüş hızı azalmakla birlikte sürüyor. Köyden kopup kente gelenlere kırdan destek azalıyor, ücrete bağımlılık ve gider artışı ve dolayısıyla sadece ücretle yaşamak zorunluluğu artıyor; gelirler de tüketim giderini karşılamakta zorlaşıyor. Bu durum, mülksüzleşmeyi ve yoksullaşmayı daha şiddetli hâle getiriyor.

Sınıfın bileşimi de değişiyor. Kadın ağırlığı artıyor, göçmen işçi dâhil oluyor. Yoksullaşmanın sonucu olarak emekliler, öğrenciler gibi kesimler de emek sürecinde daha büyük ölçüde yer ediniyor.

Yaş, eğitim vb. durumuna baktığımızda da işçi sınıfının gençleştiğini görüyoruz. Ancak yeni genç kuşak, bir önceki kuşağın çalışma ilişkilerine sahip değil; bulduğu her işi de kabul etmeyen kentli genç kuşak beyaz yakalı Z kuşağı işçiler: “Yeni gençler tembel.” Eski kuşak işçilerin tepkisi bu sözlerde karşılık buluyor. Gençler, geleceksizlikten çekindikleri için pasifçe istifa edip yeni bir çalışma planı oluşturma girişimini tercih ediyorlar.

Sınıfın “tehlikeli” kesimi

İşçi sınıfındaki değişim, hizmet sektörüyle birlikte birçok sektörde çeşitli biçimlerde yaşanıyor. İşçi sınıfının profil değişimine dair, metal sektöründeki bir işveren örgütünün araştırmalarında şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Araştırmada metal işçisinin bekar veya evli ama çocuksuz oranı yüzde 38,24 iken bu oran sonraki yıllarda yüzde 41’e çıkıyor. Bu kesimin “mesuliyet duygusunun” diğerlerine göre daha az olduğu belirtilirken, çalışanların yüzde 30,93’ünün 30 yaşın altında olduğu belirtiliyor.

50 yaş ve üzeri “sorumluluk duygusu ağır basan”, emeklilikleri yaklaşmış ve diğer işçilere “sükûnet telkin” edecek işçilerin oranı ise yüzde 2,25’e düşmüş; bu oranın sonraki yıllarda yüzde 0,6’ya kadar gerilediği görülüyor. Bu yaş gruplarının son dönemde EYT nedeniyle daha da azaldığı açıktır. Dolayısıyla eski kuşak işçilerin genç işçiler üzerindeki baskısı da, yenilgi anlatımları da azalmaktadır.

İşçilerin yüzde 82,35’inin lise ve üstü öğrenime sahip olduğu, bu kesimin çoğunluğunun eskiye nazaran daha bilinçli, taleplerinde ısrarcı, kendine güveni daha fazla ve sosyal medyayı iyi kullanan işçilerden oluştuğu ifade ediliyor.

Bu işçi profilinin ve yaşanan eylemliliklerin bize anlattığı, hem patronlar hem de sendikalar bakımından yeni genç işçilerin “denetimsiz” olmaları, bir anlamda sınıfın “tehlikeli” kesimini oluşturmalarıdır. Ancak, eylem ve mücadele deneyimleri bakımından bu işçiler eylemlerin başlatıcısı değil, ağırlıkla sürdürücüsü olmaktadır. Diğer kesimlere göre radikalliklerinde kıdem tazminatı gibi mali kayıplarının kıdemlerinin kısalığı nedeniyle az olması yanında “mesuliyet duygularının” azlığı da önemli etkendir.

Göçmen işçilik: “İlk gelen, kendinden sonra gelenin üzerine bastı”

1990’lı yıllardaki çatışmalı süreç nedeniyle Kürtlerin metropol kentlere göçü, daha sonraki yıllarda ise Suriye’deki iç çatışmalar istihdamda yeni bir dinamiğin oluşumuna neden oldu. Büyük kentlere akan Kürtlerin önemli kısmı işçi sınıfına dâhil oldu. Bu nedenle de Kürtlerin işçileşmesi ya da işçi sınıfının Kürtleşmesi gibi kavramlar kullanıldı. Göçmen işçilere yakın dönemde Afganlar gibi başka uluslardan işçiler de eklendi. İlk gelen, kendinden sonra gelenin üzerine bastı.

Göçmen işçiler, sınıfın en kırılgan ve öfkeli katmanlarından biridir. Modern dönemin “tehlikeli sınıfı”. Bunu daha çok Fransa başta olmak üzere ölümlerle sonuçlanan ırkçı davranışlar sonucu yapılan ayaklanmalarda görüyoruz. Denetlenmesi ve örgütlenmesi en zor kesimlerden birini de göçmen işçiler oluşturuyor.

Bu arada, sınıfın iç dünyasını anlamak bakımından onun siyasal davranışına bakmakta yarar var. Politik olarak nasıl bir işçi topluluğu ile karşı karşıyayız? Bugünkü işçi sınıfının bilinç düzeyi ve siyasi eğilimlerine dair sendikaların yaptığı üye profil anketlerinden çıkan sonuçlar, ayrıca kişisel gözlemlerimiz bize işçilerin toplumun genelinden daha muhafazakâr, daha sağcı bir topluluk olduğunu gösteriyor.

Buna neden olan birçok faktör sayılabilir, ama işçi mahallelerinde solun etkisinin yok edilip MHP ve diğer sağ partilerin hegemonya kurmuş olmaları başta geliyor. Bu durum, işçilerin ideolojik ve kültürel olarak şekillenmesinde etkili oluyor. AKP, MHP işçi sınıfı içinde toplumun genelinden daha fazla desteğe sahiptir.

Yaygın bir başka kanı, işçi sınıfının kendi tarihsel ve sınıfsal pozisyonuna uygun bir seçmen davranışı içinde olduğu ve iktidar partilerine daha az oy verdiğidir. Geçen seçimlerde yaşanan yoksullaşma ve hak gaspları nedeniyle işçilerin oy verme davranışlarında bir değişim olacağı beklentisi vardı ama bu doğru çıkmadı.

Politik kayma var ama yine sağ içinde

İşçilerin yoğun yaşadığı coğrafi alanlarda ve işçi eylemlerinin yoğunlaştığı bölgelerde de farklı bir tablo ile karşılaşmıyoruz. Son seçimde, işçi eylemlerinin yoğunlaştığı Kocaeli, Gebze, Dilovası ve Çayırova ilçelerinin seçim sonuçlarına baktığımızda, AKP’nin genel ortalamanın altında oy aldığını, oy kaybı yaşadığını (yüzde 10-13 arası), ancak bu oyların yatay geçiş ile Zafer Partisi ile Yeniden Refah Partisi’ne gittiğini görüyoruz. Sonuçta, aynı politik eksende bir kayma söz konusu.

İşçi sınıfı denilince, ona tarihsel ya da teorik olarak atfedilen özelliklerle gerçek özellikleri arasında bir örtüşme varmış gibi konu ele alınıyor. Sınıfın tarihsel rolü ile gerçek bilinç, örgütlülük düzeyi vb. arasında genellikle örtüşme olmaz; bunun gerçekleşmesi uzun yılları bulan bir mücadeleyi gerektirir.

İşçi direnişleri: Kriz anında savunmacı, genişleme sürecinde atak

İşçi eylemlerinin/direnişlerinin yoğunlaştığı dönemleri göz önünde bulundurursak, harekete geçme ve harekete katılma/sürdürme dinamikleri açısından ne söyleyebilirsiniz? 

Az önce belirttiğim gibi, genelde eylemlerin başlatıcı aktörleri orta vasıf ve orta yaş grubundaki işçiler, sürdürücüsü de genç işçiler yanında kadın işçilerdir. Kadın işçilerin kararlılığında geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin de etkisi vardır.

Genel anlamda bakıldığında direnişler çoğunlukla gelir kaybı yaşandığı zaman ortaya çıkmıyor. Kriz anları, işin kıt olduğu dönemler, işçilerin taleplerini geri çektiği, işini korumayı esas aldığı dönemlerdir. Bu dönemde yapılan eylemler savunmacı pozisyonda, kaybedileni geri alma eksenli eylemlerdir. Ücret ya da kıdem tazminatının ödenmesinin sağlanması gibi.

İşçi sınıfının kazanımını, yeni haklar elde etmesini sağlayan eylemler daha çok işlerin iyi olduğu, toparlanma evresine girildiği, iş bulma olasılığının arttığı durumlarda, bir anlamda kayıplarını telafi etme amacıyla gerçekleşmektedir. İş bulma imkânlarının arttığı dönemde patrona karşı daha talepkâr ve cesur davranılmaktadır.

Asgari ücret artmazsa değil, artarsa eylem olur

Ancak asgari ücretle ilgili eylemlilikler bakımından bir şey söylemek isterim. Yaygın kanı, asgari ücret artmadığı zaman ya da az arttığı zaman işçilerin tepki vermesi ve eyleme başlamasının beklenmesidir. Oysa gerçek tam tersidir. Asgari ücret endeksli eylemler, birincisi asgari ücret artarsa olur, artmazsa genel olarak olmaz. İkincisi de düşük değil, görece yüksek artarsa eylemlilik daha fazla olur. Bunun elbette istisnaları bulunur ama son yıllara bakıldığında bunu görmek mümkündür.

Öncelikle son üç yıldır asgari ücret, önceki iki yıldan farklı olarak altı ay yerine yıllık artmaktadır ve yine önceki dönemlere göre resmî enflasyonun bile gerisinde artmaktadır. Ancak buna karşın bir eylem dalgası ortaya çıkmamıştır. Bunun esas nedeni, bu eksendeki eylemlerin tetikleyici unsurunun yoksullaşma ve gelir kaybı olmasının ötesindedir.

Böylesi durumlarda işçi, asgari ücret artışı öncesi ücreti ile asgari ücret artışı sonrasına bakmakta; kendi ücreti asgari ücretten ne kadar (miktar ya da oran) yüksekti, asgari ücret artışı sonrası hangi oran ya da tutara geriledi ve bunun telafisi için ne gerekli?

Dolayısıyla ücret artışına neden olan şey, ücretinin genel anlamda düşüklüğünden öte ücret rekabeti, işçinin ücretini başka işçilerin ücreti ile karşılaştırmasıdır. Asgari ücretin beklenenden görece yüksek artması sonucunda kıdemli işçinin ücreti ile yeni işçinin ücreti arasındaki makasın korunması talebi genel bir talep hâline gelmektedir. Toplu sözleşmeli işçilerde bu talep “kıdem zammı” şeklinde yansımaktadır. Bu eksende ücret artış talebini ortaya koyan işçiler, vasıflı ya da yarı vasıflı ve kıdemli işçilerdir.

2022 yılı başında asgari ücret artışı sonrası başta lojistik olmak üzere pek çok işkolunda ve birçok şehirde “yasadışı” grevler şeklinde yükselen işçi eylemleri yaşandı. Direniş ve grevlerin çok büyük bölümü, işçi sınıfının orta kademeleri tarafından gerçekleştirildi. Ayaklananlar asgari ücretli ya da vasıfsız, en alttaki işçiler değildi.

Bu dönemde sektörel ve coğrafi yoğunlaşma da söz konusu oldu. Antep Başpınar’da 33 işyeri ile Aliağa’da 22 işyerinden işçiler, İstanbul’da çorapçılar ve kuryeler gibi işçi sınıfının farklı kesimlerinin dâhil olduğu yaklaşık 120 civarında işyerinden işçiler, “asgari ücrete gelen zam kadar kendi ücretlerinin de arttırılması için” eylem yaptılar. Eylemlerin motoru olan işyerleri örgütsüz ve sendikal bürokrasinin denetimi altında olmayan işyerleridir.

Daha önce, ara zam / ücret artışı talepli eylemler dalgasının ardındaki belirleyenin emek-sermaye çelişkisinden çok işçi sınıfı içindeki rekabet olduğunu söylemiştiniz. Bu olgunun olumlu/olumsuz karşılıklarına dair ne söylenebilir? Olumsuzlukların giderilmesi -en azından törpülenmesi- için ne yapmalı? 

Öncelikle belirtmek isterim ki ben, asgari ücretin artması ya da ara zam yapılması gibi taleplerde tetikleyenin emek-sermaye çelişkisinden öte, kişinin kendi ücretini başkasının ücretiyle kıyaslaması olduğunu söylüyorum. Asgari ücret artış dönemlerinde yeni işe girecek ya da girmiş işçinin ücreti ile 10-15 yıldır çalışan işçinin ücreti arasındaki makasın daralması nedeniyle, kendi ücretini başkasıyla karşılaştırmanın, kıyaslamanın yoğun olarak yapıldığını ve ücret artış talebinin de bu makasın korunması ihtiyacından kaynaklandığını söylüyorum.

Genel anlamda ücret artışı taleplerinin sınıfın iç rekabetinden kaynaklandığını söylemiyorum. Genelde ücret artış talebi açıktır ki, yoksullaşma, reel ücret kaybı ve daha iyi yaşama gibi gerekçelerden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, emek-sermaye çelişkisi belirleyendir.

Sınıf içi rekabet çeşitli biçimlerde ortaya çıkabiliyor. Çeşitli meslekler, sektörler, uluslar, hatta işyerleri gibi çok sayıda neden, ayrıcalıklı olmanın gerekçeleri hâline getirilebiliyor. Bir kesim kendini diğerlerinden farklı, daha üst konumda, ayrıcalıklı görüyorsa bu kaçınılmaz olarak sınıfın iç rekabetini körükleyecektir.

Bunu engellemenin güç olduğunu görmeliyiz. Ancak bu güçlük, olumsuzluğu kabul etme anlamına da gelmez. Bununla baş etmek için sınıfın kolektif davranışının kazandırdığını, bir kesimin herhangi bir gerekçe ile ayrıcalığını öne sürerek kazanacağı ne ise, sınıfın büyük çoğunluğu bundan mahrum kaldıkça elde ettiğini uzun dönem koruyamayacağını bilmeli ve anlatmalıyız. İşçi sınıfının büyük çoğunluğu bir haktan mahrumsa, diğer azınlık kesimin o hakka sahip olması mücadelesini vermedikçe elindekini koruyamaz. Bu konuda yapılabilecek, her düzeyde kolektif davranmanın herkese kazandıracağını döne döne anlatmamızdır.

Bugün asgari ücretin 5 katı ücret alabilirsiniz ama asgari ücretli milyonlar, sizin işinizin tehdit altında olmasının gerekçesidir. Sizin ücretinizi artırmanızın bir yolu da asgari ücreti artırma mücadelesinden geçer. Asgari ücretin düşüklüğü, işçi sınıfının bütünü için sonuç doğurur. Bunu şu anda işyerlerinde güncel olarak yaşıyoruz.

Yeni tipte işçi direnişleri ve örgütlenmelerini heyecanla karşılıyoruz ancak burada da kalıcı kurumsal sonuçlar elde etme noktasında sıkıntılar yaşanıyor. Bu direniş ve örgütlenmeler, işçi sınıfı hareketinin içinde bulunduğu krizden çıkış açısından bize ne anlatıyor? 

Yeni dönemde öne çıkan işçi direnişleri ve bunu yapan sendikalar için yapılan kavramlaştırma “mücadeleci”liktir. Bunun bir başka anlamı ise, kendini yasalarla sınırlamayan bir mücadele hattının inşasıdır. Bu nedenledir ki, bazı sendikalar için “mücadeleci sendikalar” kavramını kullanıyoruz ve ayrımı mücadele etmesi üzerinden kuruyoruz. Bu tesadüfi olmasa gerek.

Yasal grev için bile aktif grev/pasif grev kavramını kullanıyoruz. Grevlerde de bütün mücadelesini işyeri önünde oturma ile sınırlamak yerine, bunun yanı sıra farklı alan ve yerlerdeki eylemler başta olmak üzere, patronları zorlayacak başka mücadele araç ve yöntemlerini devreye sokmak, sonuç almada etkili olabilmektedir.

Bu nedenle, krizden çıkış bakımından ayrım noktalarımızdan biri aktif mücadele hattında ısrar olmalıdır. Sonuç almayı sağlayıcı her araç ve yöntem meşrudur, kullanılmalıdır.

Öte yanda, temel sorunlarımızdan birisi kalıcı, kurumsal sonuçlar elde etmedeki başarısızlığımızdır. Son yılların yaygın sorun alanlarından birisi, mücadele içinde birlikte olduklarımızla uzun dönemli ilişki kuramamamızdır. İşçilerin mücadele içinde olması, onların orta ve uzun dönemde sizinle/sendikanızla sürdürülür bir ilişki içinde olması anlamına gelmemektedir. Hatta yaygın sorunlarımızdan birisi, amiyane deyimle kimi sendikaların “tahsilatçılık yapar” hâle gelmesi ve ihtiyacı karşılanan işçinin bir süre sonra uzaklaşmasıdır.

Her yıl binlerce işçinin ücret vb. alacağı için, özellikle de mücadeleci sendikalar ya da farklı sınıf örgütleri çeşitli eylem ve direnişler yapmakta, büyük çoğunluğundan da sonuç almaktadırlar. Ancak alınan bu sonuçlar kalıcı olmadığı gibi, hakkı alınan işçiler de bir süre sonra ilişkiyi kesmektedir. Mücadele içinde edindiği deneyim, birikim kalıcı ve sürdürülür hâle getirilememektedir.

Tek tek işçilerin kazanımı, haklarını elde etmesi elbette önemlidir; bu mücadele başka sendikaları da etkilemektedir. Ayrıca ilgili sektörlerdeki diğer patronları da etkilemekte, onlar da aynı mücadele ile karşı karşıya kalacağını bildiğinden daha temkinli davranmaktadır. Bunlar elbette önemli kazanımlardır ama sınıf mücadelesinin yükselmesi bakımından kalıcı etkiler yaratamamaktadır.

Mücadelelerde yer alan işçilerin sınıf bilinci kazanması, işçilerle sürdürülür ilişki kurulması ile mümkündür. Aksi durum, yanan ve sönen çoban ateşleri olarak kalmaya mahkûmdur. Kendisi için mücadele edilen her işçi ile sürdürülür bir ilişki biçimi yaratma çabası baştan kurgulanmalıdır. Bütün zorluklarına rağmen bunda ısrar edilmeli ve bunu sağlayacak yöntemler bulmaya çalışılmalıdır.

Haber Merkezi

Previous Post

ABD, UCM başkanı ve avukatına yaptırım uyguladı

Next Post

Hindistan’da otel yangını: 9 kişi yaşamını yitirdi, 15 yaralı

İlgili Haberler

Dünya basınında bugün: Rusya’dan İran’a silah desteği, Irak’ta silahsızlanma gerilimi
Gündem

Dünya basınında bugün: Rusya’dan İran’a silah desteği, Irak’ta silahsızlanma gerilimi

19 Ağustos 2026
İran Meclis Başkanı Irak’ta
Gündem

İran Meclis Başkanı Irak’ta

19 Ağustos 2026
Hindistan’da otel yangını: 9 kişi yaşamını yitirdi, 15 yaralı
Gündem

Hindistan’da otel yangını: 9 kişi yaşamını yitirdi, 15 yaralı

19 Ağustos 2026
ABD, UCM başkanı ve avukatına yaptırım uyguladı
Gündem

ABD, UCM başkanı ve avukatına yaptırım uyguladı

19 Ağustos 2026
MUSTAFA SUPHİ VE 15’LERİN YOLDAŞI: İNSANLIKTA, BARIŞTA, DEMOKRASİDE VE SOSYALİZMDE ISRAR ETMEK..
Gündem

MUSTAFA SUPHİ VE 15’LERİN YOLDAŞI: İNSANLIKTA, BARIŞTA, DEMOKRASİDE VE SOSYALİZMDE ISRAR ETMEK..

19 Ağustos 2026
Altında kısmi yükseliş
Gündem

Altında kısmi yükseliş

19 Ağustos 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir
Politika'dan Yorum

Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir

Politika Haber
9 Ağustos 2026
Politika'dan Söyleşi
Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor
Politika'dan Söyleşi

Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor

Politika Haber
12 Ağustos 2026

EN SON HABERLER

Dünya basınında bugün: Rusya’dan İran’a silah desteği, Irak’ta silahsızlanma gerilimi

Dünya basınında bugün: Rusya’dan İran’a silah desteği, Irak’ta silahsızlanma gerilimi

19 Ağustos 2026
İran Meclis Başkanı Irak’ta

İran Meclis Başkanı Irak’ta

19 Ağustos 2026
Hindistan’da otel yangını: 9 kişi yaşamını yitirdi, 15 yaralı

Hindistan’da otel yangını: 9 kişi yaşamını yitirdi, 15 yaralı

19 Ağustos 2026
İrfan Kaygısız ile Türkiye işçi sınıfının kompozisyonu üzerine: “Sınıfın birliği sendikal alandan değil, siyasal alandan sağlanabilir”

İrfan Kaygısız ile Türkiye işçi sınıfının kompozisyonu üzerine: “Sınıfın birliği sendikal alandan değil, siyasal alandan sağlanabilir”

19 Ağustos 2026
ABD, UCM başkanı ve avukatına yaptırım uyguladı

ABD, UCM başkanı ve avukatına yaptırım uyguladı

19 Ağustos 2026
MUSTAFA SUPHİ VE 15’LERİN YOLDAŞI: İNSANLIKTA, BARIŞTA, DEMOKRASİDE VE SOSYALİZMDE ISRAR ETMEK..

MUSTAFA SUPHİ VE 15’LERİN YOLDAŞI: İNSANLIKTA, BARIŞTA, DEMOKRASİDE VE SOSYALİZMDE ISRAR ETMEK..

19 Ağustos 2026
Altında kısmi yükseliş

Altında kısmi yükseliş

19 Ağustos 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Tüm Haberler
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Dosya
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!