Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed, 1 Eylül 2026’da Kamışlo’da gazeteci Banu Güven’e verdiği röportajda Suriye’de savaş sonrası oluşan yeni siyasi tabloyu değerlendirdi. SDG’nin feshedilmesi ve Şam’la entegrasyon sürecinin ardından mücadelenin askeri alandan siyasi alana taşındığını belirten Ahmed, bundan sonraki temel hedeflerden birinin Kürtlerin haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması olduğunu söyledi.
Ahmed, “Rojava’da, Kuzey Suriye’de sürdürülen mücadele yeni bir aşamaya gelmiştir. Silahlı mücadele, silahlı direniş siyasi evreye geçmiştir” dedi.
Sürecin kolay olmadığını vurgulayan Ahmed, Kürtlerin anayasal hakları konusunda yeni ve zorlu bir mücadele döneminin başladığını ifade etti.
“KÜRTÇE EĞİTİM KONUSUNDA BİZ DE HALKIMIZ DA MEMNUN DEĞİLİZ”
Röportajın önemli başlıklarından biri yeni eğitim sistemi ve Kürtçenin statüsü oldu.
Ahmed, Özerk Yönetim döneminde Kürtçe, Arapça ve İngilizce eğitim verilebildiğini hatırlatarak temel yaklaşımlarının her halkın kendi dilinde eğitim görmesi olduğunu söyledi.
Şam’la yapılan görüşmelerde Kürtçenin okullarda resmi eğitim dili olması için ısrar ettiklerini belirten Ahmed, gelinen noktayı yeterli bulmadıklarını ifade etti.
Ahmed, “Elbette bizim isteğimiz bu değildi. Tüm görüşmelerimizde, bütün müzakerelerde ısrarla Kürtçenin okullarda resmi eğitim dili olmasını istedik. Yani eğitimin tamamen Kürtçe olmasını istedik. Bugün ortaya çıkan sonuçtan halkımız memnun değil. Bizler de memnun değiliz” dedi.
Ahmed’in aktardığına göre mevcut düzenlemede okullarda haftada üç saat Kürtçe dil eğitimi verilmesi, tarih, coğrafya, felsefe ve etkinlik derslerinin ise Kürtçe okutulması öngörülüyor.
Mevcut düzenlemeyi geçmiş sistemin gerisinde olarak değerlendiren Ahmed, bölgede yıllardır bütün derslerin Kürtçe okutulduğuna dikkat çekti.
Özellikle eğitim hayatının büyük bölümünü Kürtçe sürdüren öğrencilerin kısa sürede Arapça sisteme geçmesinin ciddi sorunlara neden olabileceğini söyleyen Ahmed, öğrencilerin başarılarının ve eğitim geleceklerinin bundan olumsuz etkilenebileceğini belirtti.
Ahmed, Kürtçenin yalnızca okutulan bir ders değil, eğitim sisteminde resmi bir dil olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.
ÜNİVERSİTELERİN STATÜSÜ HENÜZ NETLEŞMEDİ
Ahmed, bölgedeki üniversitelerin geleceğine ilişkin görüşmelerin de sürdüğünü söyledi.
Üniversitelerin yasal statüsü ve eğitim sisteminin henüz kesinleşmediğini belirten Ahmed, üniversite yetkililerinin Şam’da görüşmeler yürüttüğünü aktardı.
Yeni eğitim yılının başlamasına kısa süre kalmasına rağmen müfredat hazırlıklarının tamamlanmadığını ifade eden Ahmed, Özerk Yönetim olarak geçiş sürecinde mevcut eğitim sisteminin bir yıl daha uygulanmasını önerdiklerini ancak Eğitim Bakanlığının yeni sistemi Suriye genelinde aynı anda yürürlüğe koyma kararı aldığını söyledi.
Ahmed, yeni müfredatın Kürtçeye çevrilmesi, kitapların basılması ve okullara dağıtılması gerektiğine dikkat çekerek hazırlıkların yetersiz olduğunu dile getirdi.
YPJ’NİN GELECEĞİ: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BÜNYESİNDE ÖZEL BİRİM
Röportajda YPJ’nin entegrasyon sonrasındaki konumu da gündeme geldi.
Ahmed, kendi yaklaşımlarının kadın güçlerinin Suriye ordusu içerisinde yer alması yönünde olduğunu ancak aylardır devam eden görüşmeler sonucunda Şam yönetiminin bunu kabul etmediğini söyledi.
Bunun üzerine YPJ’nin İçişleri Bakanlığı bünyesinde özel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi konusunda görüşmeler yürütüldüğünü aktaran Ahmed, YPJ’nin bir iç güvenlik gücü olmadığını, geçmişte IŞİD’e karşı mücadele etmiş özel kadın birlikleri olduğunu belirtti.
Ahmed’e göre üzerinde çalışılan modelde YPJ, İçişleri Bakanlığı bünyesinde özel operasyon birliği ve özgün bir kadın gücü olarak görev yapacak.
“KARAR MEKANİZMALARINDA KADINLAR YOK”
Şam’daki yeni yönetim yapısında kadınların temsil düzeyini de değerlendiren Ahmed, kadınların bazı kurum ve alt birimlerde yer aldığını ancak karar alma mekanizmalarındaki temsillerinin son derece sınırlı olduğunu söyledi.
Ahmed, parlamentodaki kadın oranının yüzde 10’a dahi ulaşmadığını belirterek, yeni anayasanın kadın haklarını güvence altına alması için güçlü bir kadın mücadelesine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.
Kendisinin de Suriye parlamentosuna girmesinin planlandığını belirten Ahmed, 1 Eylül itibarıyla buna ilişkin cumhurbaşkanlığı kararnamesinin henüz yayımlanmadığını söyledi.
Parlamentoda kendisiyle birlikte Afrin ve Haseke’den iki Kürt kadının daha bulunacağını aktaran Ahmed, görev alanının kararname sonrasında kesinleşeceğini belirtti.
Dış ilişkiler alanındaki geçmişi nedeniyle Dışişleri Komisyonunda görev alabileceğini ifade eden Ahmed, Anayasa Komisyonunda da yer almasının gündemde olduğunu söyledi.
YENİ ANAYASA İÇİN TAKVİM HENÜZ BELLİ DEĞİL
Ahmed, yeni Suriye Anayasası’nın hazırlanmasına ilişkin takvimin henüz netleşmediğini belirtti.
Yeni anayasanın yalnızca Kürtlerin kültürel haklarını değil, Suriye’de yaşayan bütün halkların siyasi ve toplumsal haklarını güvence altına alması gerektiğini söyleyen Ahmed, ülkede Türkmen, Süryani, Asuri, Ermeni ve farklı toplulukların yaşadığına dikkat çekti.
“Suriye sadece bir halkın devleti değil” diyen Ahmed, geçmişte devletin yalnızca tek bir halk üzerinden tanımlanmasının krizlere yol açtığını savundu.
Ahmed, Kürtlerin kültürel alanda önceki döneme göre bazı kazanımlar elde ettiğini, Nevruz gibi ulusal günlerin tanındığını ve Kürtlerin dillerini daha özgür kullanabildiğini söyledi. Ancak Kürtçenin eğitimde resmi dil olarak tanınmamasının temel eksikliklerden biri olduğunu vurguladı.
Siyasi partiler yasasının henüz bulunmadığını da hatırlatan Ahmed, yeni sistemin toplumun örgütlenmesine ve özgür siyaset yapmasına imkan sağlaması gerektiğini ifade etti.
AHMED: YAKLAŞIK 500 KİŞİNİN AKIBETİ BİLİNMİYOR
Ahmed, savaş sürecinde kaybolan, esir alınan veya gözaltına alındığı düşünülen kişilerin durumuna ilişkin de bilgi verdi.
Yaklaşık 500 kişinin akıbetinin bilinmediğini belirten Ahmed, bunların yalnızca SDG mensuplarından oluşmadığını, aralarında siviller ve farklı gruplardan kişilerin de bulunduğunu söyledi.
Ahmed, bazı kişilerin seyahat sırasında veya farklı bölgelerde kaybolduğunu, isim listelerinin Şam yönetimine iletildiğini ve akıbetlerinin belirlenmesi için görüşmelerin devam ettiğini aktardı.
AFRİN VE SEREKANİYE’YE DÖNÜŞLER
Yerinden edilenlerin geri dönüşlerine değinen Ahmed, Afrin’e önemli ölçüde dönüş yaşandığını ancak sorunların tamamen çözülmediğini belirtti.
Ahmed’in verdiği bilgiye göre Deyrizor ve başka bölgelerden gelen yaklaşık bin 200 aile halen Afrin merkezinde Afrinlilere ait evlerde kalıyor.
Serekaniye’ye dönüşlerde de sorunların devam ettiğini söyleyen Ahmed, bölge halkının kendi topraklarına geri dönmesi gerektiğini ifade etti.
“Entegrasyonun tamamlanması demek bütün dosyaların kapandığı anlamına gelmiyor” diyen Ahmed, çözüme kavuşmayı bekleyen çok sayıda başlığın bulunduğunu vurguladı.
“KÜRTLER ARTIK SURİYE’DE DEVLETİN İÇİNDEDİR”
Şam’la yürütülen entegrasyon sürecini değerlendiren Ahmed, bugüne kadar atılan adımların müzakere ve karşılıklı mutabakatla gerçekleştiğini söyledi.
Ahmed, “Şu an içinde bulunduğumuz durum bizim devlete dahil olma durumumuzdur. Biz artık bu devletin dışında kalmayacağız. Kürtler artık Suriye’de devletin içindedir” dedi.
Amaçlarının Suriye devletinin yalnızca bir halkın değil, Kürtlerin ve ülkede yaşayan diğer toplulukların da devleti haline gelmesi olduğunu söyleyen Ahmed, Haseke başta olmak üzere entegrasyon kapsamında bölgeye gelen merkezi yönetim görevlilerinin de yapılan anlaşmalar çerçevesinde hareket ettiğini belirtti.
VATANDAŞLIK HAKKI: “360 BİN KİŞİNİN KİMLİĞİ YOKTU”
Suriye’de vatandaşlıktan mahrum bırakılan Kürtlerin durumuna ilişkin de konuşan Ahmed, geçmişte yaklaşık 360 bin kişinin vatandaşlığının bulunmadığını söyledi.
Ahmed’in verdiği bilgilere göre Esad döneminde bunların yaklaşık 200 bini vatandaşlık hakkına kavuştu. Geri kalan kişiler de yeni süreçte başvurularını yaparak kayıt altına alındı.
Ahmed, Suriye’deki Kürt nüfusunun yaklaşık 3 milyon olduğunu tahmin ettiklerini de söyledi.
ÖCALAN’IN ROLÜ: “ETKİSİ TARTIŞILMAZDIR”
Ahmed, Türkiye’de yürütülen süreç ve Abdullah Öcalan’ın Suriye’deki gelişmelere etkisine ilişkin de dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Menbic’teki çatışmalar sırasında ve 10 Mart Anlaşması öncesinde Öcalan’ın saldırıların durdurulmasında ve sorunların diyalogla çözülmesinde önemli rol oynadığını söyleyen Ahmed, Öcalan’dan farklı yollarla mesajlar aldıklarını belirtti.
Ahmed, “Anlaşmaların imzalanmasında, sorunların diyalogla çözülmesinde, barışçıl bir entegrasyon sürecinin yürütülmesinde Sayın Öcalan’ın etkisi tartışılmazdır” dedi.
Öcalan’ın Ortadoğu’da büyük bir savaş yaşanmasından ve Kürtlerin bu savaşın içine çekilmesinden kaygı duyduğunu belirten Ahmed, Öcalan’ın Kürt meselesinin demokratik bir Suriye içerisinde çözüme kavuşmasını istediğini ifade etti.
Ahmed, Öcalan’ın SDG’ye koşulsuz şekilde “silah bırakın” yönünde talimat verdiği yönündeki haberleri ise reddetti.
Silah meselesinin Kürtlerin tanınması ve haklarının güvence altına alınmasıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirten Ahmed, 10 Mart Anlaşması’nın kendi iradeleriyle imzalandığını ancak Öcalan’ın sürece önemli destek verdiğini söyledi.
TÜRKİYE’YE ZİYARET MESAJI
Ahmed, kendisinin ve Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye giderek yetkililerle görüşmesine olumlu yaklaştıklarını da söyledi.
Bu konuyu Şam yönetimiyle de konuştuklarını belirten Ahmed, Türkiye’nin Kürt meselesinin önemli muhataplarından biri olduğunu ifade etti.
Ahmed, “Türkiyeli yöneticilerin bizi misafir etmeleri, görüşmelerin yapılması, ziyaretlerin gerçekleşmesi önemlidir. Biz de bunları yapabilecek güce ve iradeye sahibiz” dedi.
Türkiye ile doğrudan temasların sorunların çözümüne katkı sağlayacağını söyleyen Ahmed, ziyaretlerin ve görüşmelerin önündeki engellerin kaldırılmasını umduklarını dile getirdi.
“İSMİM LİSTEDE AMA NEDEN OLDUĞUNU BİLMİYORUM”
Ahmed, Türkiye’de kendisinin de bulunduğu bir “sakıncalılar” veya güvenlik listesi olduğuna ilişkin soruyu yanıtlarken, isminin neden listede bulunduğunu bilmediğini söyledi.
Türkiye’ye karşı herhangi bir silahlı eylemde bulunmadığını ifade eden Ahmed, kendi ülkesinde Kürtlerin haklarını savunan siyasi faaliyetler yürüttüğünü belirtti.
Ahmed, bu nedenle bir “terör listesinde” yer almasını haksızlık olarak değerlendirdi ve isimlerinin listelerden çıkarılması gerektiğini söyledi.
“DIŞİŞLERİ İLE KANALIMIZ YOK, GÜVENLİK BÜROKRASİSİYLE VAR”
Türkiye ile temasların hangi düzeyde yürütüldüğüne ilişkin soruya da yanıt veren Ahmed, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile doğrudan bir iletişim kanallarının bulunmadığını açıkladı.
Buna karşılık Türkiye’nin güvenlik bürokrasisiyle geçmişten beri temaslarının bulunduğunu belirten Ahmed, Suriye’ye ilişkin konularda mesaj alışverişinin sürdüğünü söyledi.
Ahmed, bu temasların “yüksek sayılabilecek” bir düzeyde olduğunu ifade ederek ilerleyen dönemde Dışişleri Bakanlığı ile de doğrudan iletişim kurulmasını istediklerini belirtti.
TÜRKİYE VATANDAŞLARININ DÖNÜŞÜ
IŞİD’e karşı mücadeleye katılmak amacıyla Türkiye’den Suriye’ye gelen kişilerin durumuna ilişkin de konuşan Ahmed, bu kişilerin geleceğinin Türkiye’de PKK konusunda yürütülen süreçle bağlantılı olduğunu söyledi.
Sayılarının çok yüksek olmadığını belirten Ahmed, dönüşler başladığında gerekli düzenlemelerin yapılacağını ifade etti.
“TÜRKİYE SURİYE’NİN GELECEĞİNDE BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ”
Suriye’deki bölgesel ve uluslararası güçlerin rolünü değerlendiren Ahmed, İran ve Rusya’nın geçmişte sahip olduğu etkinin büyük ölçüde ortadan kalktığını, buna karşılık Türkiye’nin hem geçmişte hem de bugün önemli bir aktör olduğunu söyledi.
“Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin belirleyici etkisi olacağını söyleyebilirim” diyen Ahmed, ABD ve İngiltere’nin de süreç üzerinde önemli etkisinin bulunduğunu kaydetti.
Ahmed ayrıca Şam ile ateşkes ve diyalog zemininin oluşmasında Türkiye’nin etkisinin bulunduğunu belirterek, kendilerinin de başından itibaren Şam’la çatışma istemediğini söyledi.
“TÜRKİYE İLE ÇATIŞMAK İSTEMİYORUZ”
Bölgesel dengeler ve İsrail-Türkiye ilişkilerine ilişkin soruları da yanıtlayan Ahmed, Kürtlerin herhangi bir tarafla düşmanlık ilişkisi içerisinde olmasını istemediklerini söyledi.
Türkiye’nin sınır komşuları olduğunu ve Türkiye’deki Kürtlerle güçlü toplumsal bağlara sahip olduklarını belirten Ahmed, “Doğal olarak biz Türkiye ile bir çatışma içerisinde olmak istemiyoruz. Türkiye ile sorunlarımızı çözebilirsek, iyi ilişkiler içerisinde olursak bu iki taraf için de yararlı olacaktır” dedi.
İsrail konusunda ise Suriye’nin parçası olduklarını hatırlatan Ahmed, İsrail’le ilişkilerin ve olası görüşmelerin Suriye merkezi yönetiminin yetkisinde olduğunu söyledi.
Ahmed, bölgede yeni savaşlar yerine diyalog ve barışçıl yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.
“KÜRTLER BÖLGESEL DENKLEMDE ÖNEMLİ BİR FAKTÖR”
Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir dönemden geçtiğini söyleyen Ahmed, bölgesel ve uluslararası aktörlerin hem güvenliklerini sağlamak hem de daha fazla siyasi inisiyatif elde etmek amacıyla bölgede etkili olmaya çalıştığını belirtti.
Kürtlerin dört ayrı devlet içerisinde ve stratejik bir coğrafyada yaşadığına dikkat çeken Ahmed, Kürt toplumunun bölgesel denklem açısından önemli bir güç olduğunu savundu.
Ahmed, Kürtlerle işbirliği geliştiren aktörlerin bölgesel dönüşümde daha avantajlı olabileceği yönünde bir yaklaşım bulunduğunu ifade ederken, Ortadoğu’nun gelecekte nasıl şekilleneceğinin henüz netleşmediğini söyledi.
HABER MERKEZİ


















