Önce “Halk bizi anlamıyor mu?” diye sordum.[1] Sonra “Eski kelimelerle yeni bir dünya kurulabilir mi?” sorusunun peşine düştüm.[2] Saadet Metin de “Gençler nasıl bir dünya istiyor?” diye sordu.[3] Şimdi soruyu kendime çevirmek gerekiyor: Ben değişmeye hazır mıyım?
Bizim kuşak gençlere sık sık ne yapmaları gerektiğini söylüyor. Okusunlar, örgütlensinler, mücadele etsinler, dünyaya kayıtsız kalmasınlar istiyoruz. Haklı olduğumuz yerler olabilir. Ama haklı olmak, karşımızdakini anlamaya yetmiyor.
Gençlerin yaşadığı dünya bizim gençliğimizdeki dünya değil. Biz bir meslek edinmenin hayat kurmaya yeteceğini düşünebilirdik. Bugün eğitim ile iş, iş ile geçim, geçim ile bağımsız hayat arasındaki bağ zayıfladı. TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubunun yüzde 23,3’ü ne eğitimde ne istihdamda; genç kadınlarda oran yüzde 30,9.[4] Böyle bir gence yalnız sabretmesini, çalışmasını ve geleceğe hazırlanmasını söylemek yeter mi?
Yaşadıkları yer de değişti. Sokak, okul, işyeri hâlâ var; ama hayatın önemli bir bölümü ekranda akıyor. RTÜK’ün 2025 araştırmasında 15-21 yaş grubunda internet kullanımı yüzde 94,4; son bir ayda yapay zekâ uygulaması kullananların oranı yüzde 74,9.[5] Biz telefonu bazen dünyadan kaçılan yer sayıyoruz. Genç içinse telefon çoğu zaman dünyaya açılan kapılardan biri.
O halde gençliği neden hâlâ kendi gençliğimizin ölçüleriyle tartıyoruz? Parti toplantısına gitmeyen ama Akbelen için ses çıkaran, bir örgütün üyesi olmayan ama depremde dayanışmaya koşan, bizim kavramlarımızla konuşmayan ama barınma, özgürlük ve eşitlik isteyen bir genç neden apolitik olsun? Sorun, gençlerin siyasetten uzaklaşması kadar siyasetin onların yaşadığı yerlere yaklaşamaması da olabilir.
Daha önemlisi şu: Gençlerden dünyayı değiştirmelerini isterken değişimin sınırını da biz çiziyoruz. Örgütlensinler, ama bildiğimiz biçimde; mücadele etsinler, ama alıştığımız yöntemlerle; aramıza gelsinler, ama masanın yerini, toplantının biçimini, dili fazla değiştirmesinler.
Böyle olmaz. Gençlere alan açtığımızı söylemek bile bizi alanın sahibi, onları davet edilenler gibi gösterebilir. “Gençlere söz hakkı vermeliyiz” diyoruz. O söz zaten onların. Biz kimiz ki veriyoruz? Gençlerin kurduğu masaya oturmayı, açtıkları alanda birlikte yürümeyi de öğrenmeliyiz.
Bir şeyi de unutuyoruz. Biz gençken anamızla, babamızla, büyüklerimizle her konuda aynı düşünmedik. İtiraz ettik, sınırlarını zorladık, kimi zaman çatışarak kendi yolumuzu açtık. Bugün onların yerini biz aldık. Şimdi çocuklarımızın bize itiraz etmesi, başka türlü düşünmesi, başka türlü yaşamak istemesi neden yadırgansın? Kuşakların birbirini aşması hayatın akışıdır.
Nâzım Hikmet bunu çok daha önce söylemişti: “Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim.”[6] Şiirin devamında kendisini süren kavganın adsız bir neferi olarak konumlandırması da önemli. Üç kuşak ve mücadele aynı yerde buluşuyor: Babamızdan ileri olduğumuzu kabul ederken çocuğumuzun gerisinde kalabilmeyi de kabul ediyoruz. Kavga bizimle başlamadı, bizimle bitmeyecek.
Ben altmış yılı aşan hayatımda biriktirdiklerimi değersiz saymıyorum. Mücadelelerin, yenilgilerin, dayanışmanın, kitapların ve insanların öğrettiklerini bir kenara bırakacak değilim. Ama deneyim, söz sırasını sürekli elimizde tutma hakkı değildir.
Önce gençlerin bizden öğrenmesini beklemek yerine bizim öğrenmeye hazır olmamız gerekiyor. Bizim gençlerden öğreneceğimiz çok şey var. Geleceği yaşayacak olanlar, onu kendi sözleri, araçları, denemeleri ve yanlışlarıyla kuracaklar. Biz de yaşayarak, tartışarak, yanılarak öğrendik.
Gençler bize benzemek zorunda değil. Zaten benzememeliler. Bizim bıraktığımız dünyayı aynen sürdüreceklerse genç olmalarının ne anlamı kalır?
Ben onların kullandığı her kelimeyi bilmiyorum, dünyaya baktıkları bütün pencereleri tanımıyorum. Sorabilirim, öğrenebilirim, gerektiğinde fikrimi değiştirebilirim. Yeni bir dünya istiyorsak yalnız kelimelerimiz değil, ilişkilerimiz de değişmeli.
Ben gençlerin açtığı alanda onlarla birlikte yürümek, onlardan öğrenmek ve değişmek istiyorum.
Ya siz?
Dipnotlar:
[1] İsmail Duygulu, “Halk Bizi Anlamıyor mu?”, Politika Haber, https://politikahaber.com/ismail-duygulu-halk-bizi-anlamiyor-mu/
[2] İsmail Duygulu, “Eski Kelimelerle Yeni Bir Dünya Kurulabilir mi?”, Politika Haber, https://politikahaber.com/eski-kelimelerle-yeni-bir-dunya-kurulabilir-mi/
[3] Saadet Metin, “Gençler Nasıl Bir Dünya İstiyor?”, Politika Haber, https://politikahaber.com/gencler-nasil-bir-dunya-istiyor/
[4] TÜİK, İstatistiklerle Gençlik 2025, Hanehalkı İşgücü İstatistikleri, 14.05.2026, https://veriportali.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Genclik-2025-58017
[5] RTÜK, Gençlerin Medya Kullanımı ve Dijital Okuryazarlık Araştırması 2025, 15-21 yaş grubu, 26 il, 7.511 katılımcı, 24.07.2026, https://www.rtuk.gov.tr/rtuk-%E2%80%9Cgenclerin-medya-kullanimi-ve-dijital-okuryazarlik-arastirmasi-2025%E2%80%9D-sonuclarini-acikladi/5215
[6] Nâzım Hikmet, “Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri”, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Şiirler 2, Yapı Kredi Yayınları, 2001, s. 151-152.














