Son zamanlarda birçok konuda olduğu gibi yazın alanında da yapay zeka üretimleri yaygınlaştı. Bütün yönleriyle yapay zeka konusunda yeterli bilgim olmasa da, çeşitli dergi ve gazetelerde bu alandan üretilen makale ve bilimsel yazıların tek yumurta ikizleri gibi içerik ve biçim olarak benzerlikleri, cümle kalıplarında aynılaşma yaygın bir şekilde yazın alanını kuşattı. Burada en ince nüans yapılanların insanda bıraktığı tatsız tuzsuz ve estetik kaygılardan uzak sonuçlarından çok, düşünceyi beli kalıplar içine hapseden sonuçları.
Bilimsel teknolojik gelişme yeni buluşlarla sonuçlanması kaçınılmazdır. Nesnel gelişimin sonuçları üzerinde engelleyici bir tutum ne insana fayda sağlar, ne de bu mümkündür. İnsanın bilinç eylem derecesi arasındaki ilişkisinde doğa karşısındaki her kazanım, yeni bir teknolojik sürece evrilmişse, kendine yabancılaşmayan bir üretim aracını refahı yönünde kullanması kadar doğal bir şey olamaz. İlk bakışta burada ürkünç olan şey, teknolojik buluşun insanı atıl duruma düşüren bir üretim aracına dönüştürmesi. Yazın ve sanat alanında yapay zeka üretimleri beli kalıpları veren ama gözlem, düşünce ve aklın yaratıcı sonuçlarını kapatan bir durumla karşı karşıyayız.
Yazın ve görsel sanatların konusunu gökyüzünün belirsiz yerlerinden gelen bir meteor gibi geçekçi olmayan hayaller içine hapsetmeye çalışan burjuva düşünce biçimi, tarihinin her döneminde bu yönde çeşitli biçimler denedi. Ama insana özgü bütün yaratımların bir toplumsal görüngü olduğu geçekliği burjuva düşüncesinin her dönem karşısına dikildi. Kuşkusuz kapitalizm koşullarında kişinin kendini yalnız ve güçsüz hissetmesi kötü bir şey. Bu durum ilerici-devrimci insanı sonuçlarını öngöremediği bedellere rağmen kriz dönemlerinde sırtındaki yükü hafifletme amaçlı bazı kolaycılığa itebiliyor. Tam da burada yapay zeka; düşüncede, yaratımda, gözlem ve analiz yeteneğini geliştirişçi bir rol oynayabileceği yanılsamasıyla bu alana sızmasını kolaylaşıyor.
Kapitalist düzende okul sisteminin daha ilk yıllarından son aşamasına kadar eğitim sisteminin hazırladığı kitaplardaki metinler tarandığında, sistemine uyumlu insan tipini yaratma amaçlı, öğrenmeyi öğreten bir yöntemden uzak; bilgi yükleyen, sorgulamayan ve neden sonuç ilişkisine bağlanmayan ezberci bir yönlendirmenin hakimiyeti görülür. Ülkemizde derin şoven ve din sosuyla beslenen bu alan, bir bakıma Türkiye insanının itaatkar, kapsayıcı bir kitlenin teslimiyetçi durumunu açıklar. Genellikle 12 Eylül Faşist diktatörlüğünden sonra okul sistemindeki bilinçli yönlendirme ile birlikte, yaygın bir şekilde kişisel gelişim kitapları ve aynı amaçlı, özellikle kamu kurumlarında seminerler verildiğine tanık olduk. Bu gün hala önemli maddi kaynakların ayrıldığı bu alan, İnce bir emek düşmanlığı ve anti-komünist içerikte kesintisiz devam ediyor. Bu duruma şaşmamak gerekiyor. Sistem kendi mankurt’larını yaratacak… Önemli olan bu gün, yapay zekanın yazın ve sanat alanındaki işleviyle devam eden bu sürecin karşısında bilimsel düşünüşün nasıl tavır takınacağıdır. Beklentim, bu alana bütün yönüyle hakim olan düşün insanlarının yapay zeka büyüsünün sosyolajik ve teknolojik sonuçlarını olumlu-olumsuz yönüyle ele almaları…
Burada ilk akla gelen şudur. Bilimsel ve sosyalist yazının bu alandaki tutumu nedir… İçinde yaşadığımız dünyanın barış ve aydınlık yüzü ilericiler, demokratlar, sosyalistler öğrenmeyi öğreten; yaratıcı, sorgulayan, muhalif insan tipini yaratma yönündeki çabaları nedir… Ne yazık ki bu cenahta da ucu kapalı, mutlak doğru iddiasıyla düşünce üreten, inisiyatif almayı beslemeyen şablon yapay zeka üretimleri yaygın bir şekilde kullanılıyor. Geleceğin sosyalist insan tipinin oluşma koşullarının en önemli ölçütü karşılaşılan yeni koşul ve sorunlarda yaratıcı çözüm üretme becerisidir. Bu oluşturulamazsa yeni tip mankurt’ların yaratılması kaçınılmaz olur. Belki de 1990 yılının başında sosyalist insanın ağır bir yenilgiyle sonuçlanan boyun eğişinin bir nedeni de budur…
Yazımızın başlığını “fincancı katırlarını ürkütmek” olarak koymuştuk. Uğrunda kavgaya değer bir onur sözde kalmadığı sürece, insanın varacağı en tepe noktadır. Düşünce alanının doruk noktası, bazen düzeltmeye de muhtaç olsa başka alanlarla da bağ kurabilen özgün, bir o kadar da kolektif yaratımıdır. Öykünmeci ve yaratıcı olmayan parlak sözlerle fincancı katırlarını ürkütebiliriz. Bunun sonucunda fincanların da tuz buz olabileceği öngörüsünü hesap etmek gerekmez mi.













