“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 88 gün tutuklu kalan komedyen Deniz Göktaş, tahliyesinin ardından ilk kapsamlı söyleşisini The New York Times kültür eleştirmeni Jason Zinoman’a verdi.
10 Ekim’de yayımlanan söyleşide Göktaş, tutukluluk sürecini, mahkemedeki savunmasını, otosansürü, ifade özgürlüğünü ve mizahın siyasi baskı karşısındaki rolünü değerlendirdi.
Göktaş, 28 Eylül’de görülen ilk duruşmasında 1 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırılmış, 88 günlük tutukluluğunun ardından tahliye edilmişti. Karara karşı hukuki süreç devam ediyor.
“ÖNCELİĞİM BİR AN ÖNCE DIŞARI ÇIKMAK DEĞİLDİ”
Göktaş, mahkemede yapacağı savunmanın tahliye ihtimalini azaltabileceği konusunda avukatları ve yakınları tarafından uyarıldığını ancak savunmasını yumuşatmayı tercih etmediğini anlattı.
Mahkeme karşısında özür dileyen bir tutum takınmak istemediğini belirten Göktaş, önceliğinin bir an önce cezaevinden çıkmak olmadığını söyledi.
Göktaş, ifade özgürlüğünü savunmanın bir bedeli olabileceğini göstermek ve diğer komedyenlere de korkmadan konuşabilecekleri mesajını vermek istediğini belirtti.
“BİR SANİYE BİLE PİŞMAN OLMADIM”
The New York Times’ın, gösteriyi yaptığı için cezaevinde pişmanlık duyup duymadığı sorusuna Göktaş, “Bir saniye bile pişman olmadım” yanıtını verdi.
Tutukluluk döneminin hayatında kendisini en az yalnız hissettiği dönem olduğunu söyleyen Göktaş, yaşadığı sürecin kendisine daha önce sahip olmadığı bir özgüven kazandırdığını ifade etti.
Göktaş, bu duygudan artık vazgeçmek istemediğini belirterek, cezaevindeki ilk gecesinde hayatının en iyi uykularından birini uyuduğunu da anlattı.
OTOSANSÜR UYGULADIĞINI ANLATTI
Kariyerinde tanınırlığı arttıkça kaybedecek daha fazla şeyi olduğunu düşünmeye başladığını belirten Göktaş, bu nedenle zamanla kendi şakalarını sınırlandırmaya başladığını söyledi.
Bu durumun kendisini rahatsız ettiğini ifade eden Göktaş, gösterilerini izleyen öğrencilerin ve emeklilerin günlük yaşamlarında kendisinden daha cesur davranabildiğini fark ettiğini anlattı.
Bunun üzerine sonuçlarını düşünmeden komik bulduğu şeyleri yeniden söylemeye karar verdiğini belirtti.
“BİZDE HEM İPTAL KÜLTÜRÜ HEM DE HAPİS VAR”
Söyleşide ABD’deki komedyenlerin sosyal medya tepkileri ve “cancel culture” olarak adlandırılan iptal kültürüne ilişkin yakınmaları da gündeme geldi.
Göktaş, ABD’deki komedyenlerin Türkiye’dekilere kıyasla çok daha özgür göründüğünü belirterek, gelecekte iki ülke arasında bu konuda bazı benzerliklerin ortaya çıkabileceğini söyledi.
ABD’deki tartışmalara ilişkin ise esprili biçimde, “Övünmek gibi olmasın ama bizde hem iptal kültürü hem de hapis var” dedi.
“MİZAH İNSANLARA KONUŞMA CESARETİ VEREBİLİR”
Göktaş, mizahın otoriter yönetimler karşısındaki gücünün de abartılmaması gerektiğini söyledi.
Komedinin doğrudan siyasi düzeni değiştirebilecek bir araç olmadığını belirten Göktaş, buna karşılık insanlara empati, motivasyon ve konuşma cesareti sağlayabileceğini ifade etti.
Göktaş, üç yıl boyunca Türkiye’nin farklı kentlerinde aynı gösteriyi herhangi bir sorun yaşamadan sahnelediğini hatırlatarak, son yıllarda siyasi mizaha yönelik tahammülün belirgin biçimde azaldığını düşündüğünü söyledi.
Cezaevindeyken yaklaşık 20 dakikalık yeni bir stand-up malzemesi üzerinde çalıştığını da açıklayan Göktaş, yeni gösterilerinde yargılama sürecinin bütün anlatıyı belirlemesini istemediğini ifade etti.
Kaynak: The New York Times / Jason Zinoman
HABER MERKEZİ


















