İstanbul Üniversitesi’nde bir öğün yemek 70 lira oldu. 2025’te 35 lira olan ücret önce 52,50 liraya, 2026-2027 akademik yılı başında 70 liraya çıkarıldı. Böylece üniversite yemekhanesinde bir öğünün fiyatı yaklaşık bir yılda iki katına çıktı. Öğrenciler 21 Eylül’de Beyazıt kampüsünden yemekhaneye yürüyerek zammın geri çekilmesini, yemekhanenin nitelikli ve ücretsiz olmasını istedi.[1]
Rakam küçük görünmesin. 2026’da lisans öğrencisine ödenen KYK burs veya öğrenim kredisi aylık 4 bin lira. Günde iki öğün 70 liradan hesaplandığında otuz günlük yemek 4 bin 200 lira tutuyor. Burs ya da kredinin tamamı yalnız iki öğün yemeğe ayrılsa bile yetmiyor. Barınma, ulaşım, kitap, kırtasiye, giyim ve sosyal yaşam henüz bu hesabın içinde değil.[2]
Öğrencilerin itirazı da yalnız 17,50 liralık son artışa değil. Söyledikleri açık: Sağlıklı ve nitelikli en az bir öğün bütün öğrenciler için ücretsiz olsun. Yemek ücretinin 2025’te 35 liradan 52,50 liraya, şimdi 70 liraya çıkması bu talebi yeni akademik yılın güncel sorunlarından biri haline getirdi.
Bu haberleri okurken aklım 13 Mayıs 1987’ye, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin önüne gidiyor. Öğrenim harcını protesto etmek için kendimi fakülte önündeki Atatürk büstüne zincirlediğim gün hangi duyguyu taşıyorsam, bugün yemek hakkı için ses çıkaran öğrenci arkadaşlarıma da aynı yerden bakıyorum.
Aradan neredeyse kırk yıl geçti. Sorunun adı değişti, öğrencinin cebindeki yokluk pek değişmedi.
Üniversite yıllarımın önemli bölümünü parasızlıkla geçirdim. Üç yıla yakın işgal evlerinde, yaklaşık bir buçuk yıl Ankara Çocuk Sevenler Derneğinin evinde, sonra arkadaşlarımızla kurduğumuz komün evlerde kaldım. Kitap sattık; hamurdan, deriden kolyeler, bilezikler, küpeler yapıp satarak geçinmeye çalıştık. Bunları nostalji olsun diye anlatmıyorum. Bir öğrencinin karnını doyurabilmesi, barınabilmesi, kitabını alabilmesi hâlâ mücadele konusuysa kırk yılda neyi çözemediğimizi konuşmak gerekiyor.
Üniversite öğrencisi müşteri değildir. Eğitim de yemek de barınma da yalnız satın alma gücü olanların erişebileceği birer meta haline getirilemez. Anayasa Türkiye Cumhuriyeti’ni sosyal hukuk devleti olarak tanımlıyor; maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımların yapılmasını devlete görev olarak veriyor.[3]
Bir öğrencinin beslenmesi eğitimden ayrı düşünülemez. Aç öğrencinin derse girmesi, çalışması, kütüphanede saatler geçirmesi bekleniyor. Üniversitenin kapısını herkese açıp o kapının içinde kalabilmenin maddi koşullarını ailesinin gelirine bırakmak eğitimde eşitlik sağlamıyor. Yemekhane üniversitenin tali bir hizmeti değil; öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesinin maddi koşullarından biri.
Benim gençliğimde öğrenim harcı için fakültenin önünde zincire vurulan bedenle bugün ücretsiz yemek isteyen öğrencilerin sözü arasında bu nedenle bir bağ görüyorum. 1987’de itiraz ettiğimiz öğrenim harcıyla bugünkü yemekhane ücreti elbette aynı şey değil. Fakat ikisi öğrencinin hayatında aynı yere dokunuyor: Parasızlık, eğitim hakkının önüne görünmez bir kapı koyuyor. O kapının üzerinde bazen harç, bazen yemek, bazen kira, bazen kitap parası yazıyor.
Üniversiteye girmek yetmiyor; orada yaşayabilmek ve öğrenimi sürdürebilmek gerekiyor. Öğrenci okulunu sürdürebilmek için uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorsa, barınamıyorsa, öğün atlıyorsa eğitim hakkı kâğıt üzerinde herkese açık olsa bile maddi olarak eşit kullanılamıyor.
İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin bugün söyledikleri çok somut: Nitelikli ve ücretsiz yemek. Bu talep bir tabak yemeğin fiyatından daha geniş bir tartışmaya açılıyor. Kamusal üniversite, öğrencinin temel ihtiyaçlarını ailesinin gelirine ya da borçlanabilme gücüne bırakan bir yer mi olacak; yoksa öğrenebilmesinin maddi koşullarını da sağlayacak mı?
Kırk yıl önce öğrenim harcını, bugün yemek ücretini konuşuyoruz. Yarın başka bir kalemin fiyatını konuşmamak için tartışmayı fiyat listesinin ötesine taşımak gerekiyor. Bir öğrencinin karnını doyurabilmesi hâlâ cüzdanındaki paraya bağlıysa, sosyal devletin öğrenciye değdiği yerde eksik kalan bir şey var.
Gençlerin istediği bir öğün yemek. Bizim konuşmamız gereken ise o gencin okuyabildiği, barınabildiği, beslenebildiği ve insan gibi yaşayabildiği bir üniversitenin nasıl kurulacağıdır.
Dipnotlar:
[1] İstanbul Üniversitesi, 2026-2027 öğrenci yemek ücretleri Yönetim Kurulu kararı; Evrensel, “İstanbul Üniversitesi öğrencileri yemek zammına karşı yürüdü: Yemekhane nitelikli ve ücretsiz olmalı”, 21 Eylül 2026.
[2] 2026 yılı lisans öğrencisi KYK burs/öğrenim kredisi 4.000 TL’dir. İstanbul Üniversitesi’nde 70 TL üzerinden günde iki öğün ve 30 gün hesabı 4.200 TL’dir.
[3] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 2, 5 ve 42.
[4] 13 Mayıs 1987’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi önünde öğrenim harcına karşı gerçekleştirdiğim eyleme ilişkin anlatım kendi kişisel tarihime ve belleğime dayanmaktadır.













