Antalya, kasım ayında dünya iklim siyasetinin buluşma noktası. Devletler COP31’de iklim krizini tartışırken, doğayı ve emeği savunanlar da kendi sözlerini söylemeye hazırlanıyor. Ancak aynı kentte, büyük ölçüde ortak taleplerle iki ayrı yürüyüş ve iki ayrı toplantı dizisi düzenleniyor.
Üstelik ayrılık yalnızca yürüyüşlerin günleri ve güzergâhlarıyla sınırlı değil. Her iki girişim, kendi programını farklı salonlarda gerçekleştirecek. Uluslararası dayanışmayı savunanların aynı kentte ortak bir etkinlik düzenleyememesinin nedenleri üzerinde düşünmeliyiz.
İki yürüyüş, iki ayrı toplantı
Antalya Emek ve Demokrasi Güçlerinin çağrısıyla 14 Kasım Cumartesi saat 13.00’te Aydın Kanza Parkı’nda buluşulacak; saat 14.00’te Cumhuriyet Meydanı’na yürünecek. “COP31’e Karşı Yaşamı Savunuyoruz” mitingi konserle tamamlanacak.[1]
Halkların İklim Zirvesi (HİZ), 15–18 Kasım’da Kepez Belediyesi Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde yapılacak. Dünyanın farklı bölgelerinden örgütlerin ve konuşmacıların yer alacağı programda ekolojik yıkım, doğanın hakları, fosil yakıtlardan çıkış, enerji demokrasisi, barış ve gıda egemenliği tartışılacak.[2]
İklim Adaleti Forumu (İAF) ise 15 Kasım Pazar saat 13.00’te Antalya Arkeoloji Müzesi önünden Antalya Barosu’na yürüyecek. Aynı gün Halk Kürsüsü kurulacak. Forum, 16–17 Kasım’da Antalya Barosu Konferans Salonu’nda ekonomi-politik, iklim hukuku, emek, yerel mücadeleler ve ekoloji haberciliğini ele alacak.[3]
Bildiğimiz, yürüyüşlerin ve toplantıların ayrı programlarla düzenlendiği. Ortak taleplere rağmen neden tek bir buluşma gerçekleştirilemediği ise açıklanmaya muhtaç.
Farklılıklarla ortak iş yapabilmek
Her örgütlenmenin kendi tarihi, yöntemi ve öncelikleri olabilir. Ayrı örgütlenmek demokratik bir haktır. Birlikte çalışmak için aynı düşünmek, eleştiriden vazgeçmek veya örgütsel bağımsızlığı terk etmek gerekmez.
Ancak örgütsel bağımsızlık ile ortak iş yapamamak aynı şey değildir.
Antalya’daki iki girişimin neden ayrı programlar hazırladığını bütün yönleriyle bilmiyoruz. Bu nedenle niyetler hakkında hüküm kuramayız. Yine de karşılaştığımız tablo, yıllardır aşmakta zorlandığımız bir sorunu hatırlatıyor: Birlikte mücadeleyi savunmakla onu günlük yaşamda gerçekleştirebilmek farklı şeyler.
ÖDP deneyimi ne öğretti?
Özgürlük ve Dayanışma Partisi, 1996’da farklı sosyalist geleneklerin birlikteliğiyle kuruldu. Çoğulculuğu amaçlayan bu deneyim, sonraki yıllarda siyasal tartışmalar ve ayrılmalar yaşadı.[4]
Bu ayrışmaların programatik ve tarihsel nedenlerini yok sayamayız. Ancak farklılıkları kabul etmenin, onlarla birlikte siyaset üretebilmek anlamına gelmediğini de bu deneyim üzerinden tartışabiliriz.
Birliktelik kurmak emek ister; sürdürmek daha da fazla. Her görüş ayrılığı kopuşa dönüşürse ortak mücadele birikimi zayıflayabilir. Oysa aynı örgütte bulunmadan da aynı hak talebi çevresinde yan yana durmak mümkündür.
İnsanın kendine yaptığını başkası yapamaz
Sermayenin gücünü, devletlerin politikalarını ve ekonomik eşitsizlikleri eleştiriyoruz. Fakat kendi karar alma alışkanlıklarımızı, birbirimizle ilişkilerimizi de sorgulayabilmeliyiz.
Bir yandan kapitalizmi aşmaktan, başka bir dünyayı birlikte kurmaktan söz ediyor; diğer yandan ortak talepler için yan yana gelmekte zorlanıyoruz. Sonra devrim neden gerçekleşmiyor diye hayıflanıyoruz.
Elbette toplumsal dönüşümün koşulları örgütsel ayrılıklardan ibaret değil. Ancak birbirimizi dinlemeyi, farklılıklarla çalışmayı öğrenemiyorsak ortak bir toplumsal iradeyi nasıl geliştireceğiz?
Eskiden bu ilişkiye arkadaşlık, siyasal yaşamda yoldaşlık da denirdi. Yoldaşlık herkesin aynı düşünmesi değildi; birbirini eleştirebilmek, anlayabilmek, öğrenmek ve ortak sorumluluk üstlenebilmekti.
Çoğalmanın yolu kendimizden geçiyor
COP31 ve her iki halk buluşması sona erecek. Ormanları, suları, tarım topraklarını ve emeğin haklarını savunma mücadelesi ise sürecek.
Başarıyı yalnızca yürüyüşlerin kalabalığıyla veya toplantıların sayısıyla ölçemeyiz. Ayrı etkinliklerden sonra yerel direnişler arasında kalıcı ilişkiler kurulup kurulmadığına da bakmalıyız.
Önce egemenler ve doğaya zarar verenler karşısında bölünmemeyi öğrenmeliyiz. Bunun yolu farklılıkları bastırmaktan değil, onları koruyarak ortak iş yapabilmekten geçiyor.
Çoğalmanın yolu yine kendimizden geçiyor.
Başka bir dünya kurmak isteyenler, o dünyanın insan ilişkilerini bugünden geliştirebilmelidir.
Dipnotlar
[1] Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Kasım 2026 ortak basın açıklaması.
[2] Halkların İklim Zirvesi, 14–18 Kasım 2026 programı ve 21 Ekim 2026 tarihli uluslararası katılım açıklaması: https://hiz2026.org/program/
[3] İklim Adaleti Forumu, 15–17 Kasım 2026 etkinlik duyurusu; Antalya Körfez Gazetesi, 31 Ekim 2026 tarihli program haberi.
[4] Anıl Pala, Türk Siyasal Yaşamında Özgürlük ve Dayanışma Partisi, yüksek lisans tezi, 2008.













