İspanya’da barınma hakkı eylemlerinin patlak vermesine, Madrid’de 70 yılı aşkın süredir aynı dairede yaşayan 87 yaşındaki MaricarmenAbascal’ın evinden tahliye edilmesi oldu. DünaAbascal’ın ölüm haberi verildi. Bu muhtemelen erken seçim sürecinde de çok konuşulacak bir konu olacak. İspanya’daki barınma hakkı eylemlerini görüştüğümüz bağımsız gazeteci AnnaMontravetaRiu, Sanchez’inkonut krizini seçim kampanyasının merkezine yerleştirmeye ve artan kiralara ve tahliyelere öfkeli seçmenleri harekete geçirmeye çalışacağını ancak pek çok kişinin, hükümetin yıllardır iktidarda olmasına rağmen krizi çözmek için yeterince çaba göstermediğini düşündüğüne dikkat çekiyor.
MontravetaRiu, konut krizinin oldukça geniş ve farklı kesimleri bir araya getirdiğini söylüyor. Ama özellikle İspanya’nın en büyük iki işçi sendikası konfederasyonu olan UGT ve CCOO’nun, 11 Kasım’da 24 saatlik genel grev çağrısına katılacaklarını açıklamalarının çok önemli olduğunun altını çiziyor.
“Bu önemli bir gelişme; çünkü daha önce her zaman bu ölçekte birlikte hareket etmeyen iki kolektif örgütlenme biçimini bir araya getiriyor: barınma hakkı için örgütlenen kiracılar ile ücretler ve çalışma koşulları için örgütlenen işçiler. Verilen mesaj şu: Konut sorunu yalnızca işsizleri veya özellikle kırılgan durumdaki insanları ilgilendirmiyor. İşinde çalışan, hatta düzenli bir geliri olan ancak çalıştığı yerde yaşamayı karşılayamayan insanlar da dâhil olmak üzere toplumun çok geniş kesimlerini etkiliyor.”
Gazeteci AnnaMontravetaRiu’nun sorularımıza yorumları şöyle:
Birkaç haftadır İspanya’da konut sorunlarına karşı eylemler var. Anladığım kadarıyla konut sorunu Avrupa’nın birçok ülkesinde de yaşanıyor. Öncelikle İspanya’da konut krizinin boyutları nedir?
İspanya’daki konut krizi, onlarca yıldır giderek derinleşen yapısal bir sorun. Bugün krizin ulaştığı boyutu anlayabilmek için 2008 finansal krizinin mirasına, uygun fiyatlı konut eksikliğine ve konutun temel bir hak olmaktan giderek uzaklaşıp bir yatırım aracına dönüşmesine bakmak gerekiyor.
2008 krizinden önce, aşırı inşaat, mortgage kredilerindeki genişleme ve spekülasyonla beslenen büyük bir emlak balonu oluşmuştu. Bu balonun patlaması, ciddi bir ekonomik ve finansal krizi beraberinde getirdi. Piyasa birçok açıdan toparlanmış olsa da ülke, krize yol açan yapısal sorunların bir kısmını hiçbir zaman tam anlamıyla çözemedi.
Bugün en önemli sorunlardan biri, konut maliyetleri ile insanların gelirleri arasındaki farkın giderek açılması. Örneğin Barselona’da kiralar, enflasyon etkisi hesaba katıldığında, 2013 ile 2023 yılları arasında yüzde 41 artarken ücretlerdeki artış yalnızca yüzde 3,9’da kaldı. Bu durum, çalışan insanların bile konut masraflarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığı anlamına geliyor. Özellikle gençler ve düşük gelirli kişiler bu sorundan daha fazla etkileniyor.
Bu durum, tahliye kararlarının sayısına ve kiracıların giderek artan güvencesizliğine de yansıyor. Pek çok hane kirasını veya konut kredisini ödemekte zorlanıyor; bazıları ise artık karşılayamadıkları için evlerini terk etmek zorunda kalıyor. İspanya’da konutla bağlantılı çok sayıda tahliye yaşandı. Temel sorun ise birçok insanın evinde yaşamaya devam edip edemeyeceğinden emin olamaması.
Bir diğer önemli sorun, kamu konutu ve sosyal konut eksikliği. Katalonya’da sosyal kiralık konutlar, toplam konut stokunun yalnızca yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturuyor. Avrupa ortalamasının ise genellikle yüzde 15 civarında olduğu tahmin ediliyor. Birçok Avrupa ülkesinde, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kamu konutu ve sosyal konut arzı önemli ölçüde genişletildi. İspanya ise tarihsel olarak çok daha fazla özel konut mülkiyetine ve özel piyasaya dayandı. Bunun sonucunda sosyal konut stoku oldukça sınırlı kaldı. Bu da kiralar yükseldiğinde hanelerin karşılayabilecekleri alternatiflerin çok az olması anlamına geliyor.
Öte yandan konutlar yalnızca insanların barınma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmıyor. Konut, aynı zamanda bir finansal yatırım aracı, ikinci bir ev veya turistik konaklama olarak da görülüyor. Barselona gibi şehirlerde turistik konaklamanın daha kârlı olması, mülk sahiplerini kalıcı bir ev arayan yerel sakinler yerine kısa süreli ziyaretçilere öncelik vermeye teşvik ediyor. Büyük yatırım fonları ve kurumsal mülk sahipleri de piyasada önemli bir rol oynuyor. Bu durum, finansal yatırımların konutun karşılanabilirliği ve kiracıların barınma güvencesi üzerindeki etkilerine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.
Kırsal bölgelerde ise sorun farklı bir biçimde ortaya çıkıyor. Bazı köylerde boş veya terk edilmiş evler bulunurken, orada yaşamak isteyen insanlar kiralık ya da satılık konut bulmakta zorlanıyor. Ancak bu evler mutlaka konut piyasasında kullanılabilir durumda değil. Bazılarının kapsamlı bir tadilata ihtiyacı var, bazılarının mülkiyet durumu karmaşık ve kimi mülk sahipleri evlerini kiraya vermeyi tercih etmiyor. Dolayısıyla sorun yalnızca kaç konut bulunduğuyla ilgili değil; bu konutların doğru yerlerde olup olmadığı, yaşanabilir durumda bulunup bulunmadığı ve ihtiyacı olan insanların kullanımına açık olup olmadığı da önemli. Bu durum, hem talebin yüksek olduğu bölgelerde uygun fiyatlı konut eksikliğini gidermeye hem de kırsal topluluklardaki boş konutları yenileyerek yeniden kullanıma kazandırmaya yönelik politikalara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
İspanya son zamanlarda hep gündemde. Önce Filistin sonra İran’a saldırılar konusunda Sanchez’inTrump-Netanyahu’ya karşı açık tavır alması, AB ülkelerinden farklı olarak ülkesine göçmen kabul edeceğini açıklaması vb. Bunlarla beraber Sanchez, yolsuzluk iddiaları ile gündeme getirildi. Şimdi ise konut krizi ile karşı karşıya. Hükümetin konut krizi konusunda politikası nedir ve muhalefetin eleştirileri nedir?
İspanya’da konut krizi, halkın en önemli sorunlarından biri hâline geldi ve hükümet de bunun farkında. Sosyalist Parti ile sol görüşlü Sumar ittifakından oluşan Sánchez koalisyon hükümeti, kiracıları korumak ve konutu daha erişilebilir hâle getirmek amacıyla daha müdahaleci politikalar uygulamaya çalıştı. Ancak bu önlemleri parlamentodan geçirmek konusunda ciddi zorluklarla karşılaştı.
Bu durum, daha geniş bir siyasi bağlamın parçası. Sánchez, özellikle Gazze’deki savaş ve İran’la bağlantılı çatışmalar konusunda Filistin’i destekleyen, Netanyahu ve Trump’ın politikalarına karşı çıkan net bir tutum sergiledi. İspanya ayrıca İsrail’e silah ambargosu uygulamaya başladı ve yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlere yönelik kısıtlamalar getirdi. Bununla birlikte eleştirmenler, siyasi açıklamaların ekonomik ilişkilerin tamamen kesildiği anlamına gelmediğini savunuyor. İspanya’nın dış politikasının tutarlılığının da sorgulanmaya devam etmesi gerektiğini belirtiyorlar.
Konut konusunda hükümet, yakın zamanda iki acil durum kararnamesi aracılığıyla bir dizi önlem önerdi. Bu önlemler arasında kiracıların daha güvende olmasını sağlamak için kira sözleşmelerinin uzatılması, savunmasız durumdaki hanelerin evlerinden tahliye edilmesine karşı korumanın güçlendirilmesi, yatırım fonları ve diğer şirketlerin spekülatif amaçlarla gerçekleştirdiği belirli konut alımlarının sınırlandırılması ve uygun fiyatlı konut arzını artırmak için mali destek sağlanması yer alıyor. Amaç, insanların evlerini kaybetmesini önlerken yatırım fonlarının konutları düşük fiyatlarla satın alıp spekülasyon amacıyla kullanmasını da zorlaştırmak.
Madrid’de 70 yılı aşkın süredir aynı dairede yaşayan 87 yaşındaki MaricarmenAbascal’ın evinden tahliye edilmesi bir dönüm noktası oldu. Eylül ayında polis eşliğinde gerçekleştirilen tahliye, ülke çapında büyük tepkiye ve protestolara yol açtı. Maricarmen’in durumu, onlarca yıldır aynı evde yaşayan yaşlı insanların bile evlerinden çıkarılabildiği bir konut sisteminin sembolü hâline geldi. Olay, hükümet üzerindeki daha güçlü önlemler alma baskısını da artırdı.
Ancak 2 Ekim’de Parlamento, muhafazakâr Halk Partisi (PP), aşırı sağcı Vox ve merkez sağ çizgideki Katalan bağımsızlık yanlısı Junts partisinin oylarıyla iki konut kararnamesini reddetti. Bu partilerin önlemlere karşı çıkma gerekçeleri birbirinden farklıydı. PP ve Vox, kira düzenlemelerinin ve kiracıların daha güçlü biçimde korunmasının ev sahiplerini konutlarını kiraya vermekten caydırabileceğini, konut arzını azaltabileceğini ve sonuçta fiyatları daha da yükseltebileceğini savunuyor. Bunun yerine inşaatın artırılmasını, düzenlemelerin gevşetilmesini ve vergi teşvikleri sunulmasını destekliyorlar. Junts ise önerilen önlemlerin konut krizinin asıl nedenlerini yeterince ele almadığını savunarak kararnamelerin mevcut hâline karşı çıktı.
Parlamentodaki bu yenilgi siyasi krizi derinleştirdi ve 29 Kasım 2026’da yapılması planlanan erken genel seçimlerin önünü açtı. Hükümet, 6 Ekim’de kararnamelerin yeni versiyonlarını kabul etti. Bu yeni metinlerde büyük ölçüde ilk önlemler korundu, ancak bunların yürürlüğe girebilmesi için hâlâ parlamentonun desteğine ihtiyaç var.
Bazı siyasi yorumcular, Sánchez’in konut krizini seçim kampanyasının merkezine yerleştirmeye ve artan kiralara ve tahliyelere öfkeli seçmenleri harekete geçirmeye çalıştığını düşünüyor. Maricarmen’in tahliyesinin ardından düzenlenen protestolar, konunun daha fazla görünürlük kazanmasını sağladı. Ancak Sánchez açısından bir risk de var: Pek çok kişi, hükümetin yıllardır iktidarda olmasına rağmen krizi çözmek için yeterince çaba göstermediğini düşünüyor. Dolayısıyla seçimler yalnızca muhalefetin konut politikasına yaklaşımının değil, aynı zamanda hükümetin bugüne kadarki performansının ve somut çözümler üretme kapasitesinin de sınandığı bir sürece dönüşebilir.
Eylemler duruldu mu? Kiracılar arasında ne tür örgütlenmeler var? Kimler hangi örgütler liderlik yapıyor? Sendikaların harekete katılımı ne düzeyde?
Hayır, protestolar sona ermiş değil. Aksine, son haftalarda daha da güç kazandılar. İspanya genelinde büyük gösteriler düzenlenirken merkezî meydanlarda kurulan çadır kampları da varlığını sürdürüyor. Madrid’de insanlar hâlâ Puerta del Sol Meydanı’nda çadır kurarak eylemlerine devam ediyor. Barselona’da ise PlaçaCatalunya’da bir çadır kampı bulunuyor. 5 Ekim’de binlerce kişi, konut krizi karşısında önlem alınmasını talep etmek ve genel grev çağrısında bulunmak üzere Barselona sokaklarına çıktı.
Protestolar oldukça geniş ve farklı kesimleri bir araya getiriyor. Konut krizinden doğrudan etkilenen insanların yanı sıra, anne babalarının evinden ayrılmayı karşılayamayan gençler, mahalle örgütleri ve aktivistler de hareketin içinde yer alıyor. Bununla birlikte, konut sendikaları hareketin örgütlenmesinde özellikle önemli bir rol oynuyor.
İspanya’da, özellikle de Katalonya’da, konut hareketinin uzun bir geçmişi var. En önemli örgütlerden biri, 2009 yılında ipotek borçlarını ödeyemedikleri için evlerinden tahliye edilme riskiyle karşı karşıya kalan insanları savunmak amacıyla kurulan, PAH kısaltmasıyla bilinen İpoteklerden Etkilenenler Platformu’dur (Plataforma de Afectadospor la Hipoteca). Daha sonra Barselona belediye başkanı olan Ada Colau, bu hareketin kurucularından ve en tanınmış isimlerinden biriydi. Kriz geliştikçe hareketin odağı da giderek ipotek borçlarından kira fiyatlarına ve kiracı haklarına kaydı.
Günümüzde Katalonya’dakiSindicat de Llogateres ve İspanya’nın diğer bölgelerindeki Sindicato de Inquilinas gibi örgütler kiracıları bir araya getiriyor, tahliye riskiyle karşı karşıya kalan insanlara destek oluyor, ev sahipleriyle müzakere yürütüyor ve konut politikalarının değiştirilmesi için kampanyalar düzenliyor. Çalışmaları yalnızca gösterilerle sınırlı değil. Mahalle meclisleri ve aynı binalarda yaşayan kiracıların oluşturduğu gruplar da örgütlüyorlar. Böylece kiracıların ev sahipleriyle bireysel olarak mücadele etmek yerine kolektif biçimde hareket etmelerine yardımcı oluyorlar.
Özellikle dikkat çekici gelişmelerden biri de büyük işçi sendikalarının harekete katılması. Konut krizi giderek yalnızca bir barınma sorunu olarak değil, aynı zamanda bir emek ve gelir sorunu olarak da ele alınıyor. Çünkü kiralar ücretlerden çok daha hızlı arttığı için, çalışan insanlar bile artık bir evin masraflarını karşılayamıyor.
5 Ekim’de İspanya’nın en büyük iki işçi sendikası konfederasyonu olan UGT ve CCOO, 24 saatlik genel grev çağrısına katılacaklarını açıkladı. Grevin 11 Kasım’da yapılması planlanıyor. Sendikalar, kiracı örgütleri ve diğer toplumsal hareketlerle koordinasyon hâlinde çalışıyor. Bask bölgesindeki ELA ve LAB ile Galiçya’daki CIG gibi bölgesel sendikalar da bu seferberliği destekliyor.
Bu önemli bir gelişme; çünkü daha önce her zaman bu ölçekte birlikte hareket etmeyen iki kolektif örgütlenme biçimini bir araya getiriyor: barınma hakkı için örgütlenen kiracılar ile ücretler ve çalışma koşulları için örgütlenen işçiler. Verilen mesaj şu: Konut sorunu yalnızca işsizleri veya özellikle kırılgan durumdaki insanları ilgilendirmiyor. İşinde çalışan, hatta düzenli bir geliri olan ancak çalıştığı yerde yaşamayı karşılayamayan insanlar da dâhil olmak üzere toplumun çok geniş kesimlerini etkiliyor.
Planlanan grev siyasi açıdan da önemli; çünkü genel seçim kampanyasının başlamasından hemen önce yapılması öngörülüyor. Bu nedenle konut sorununu siyasi tartışmaların merkezine taşıyabilir ve tüm siyasi partiler üzerindeki, krizi nasıl çözmeyi planladıklarını açıklamaları yönündeki baskıyı artırabilir.
Konut krizi ve benzeri ekonomik sorunlar aşırı sağ tarafından sürekli suistimal ediliyor ve göçmenler karşıtı ırkçı söylemler ile işçi hareketi ve diğer toplumsal hareketler yollarından saptırılmaya çalışılıyor. İspanya’daki konut krizine karşı harekete aşırı sağcıların yaklaşımı nasıl?
Aşırı sağ, bir konut krizinin varlığını inkâr etmiyor. Bunun yerine krizi farklı bir şekilde açıklıyor ve konuta erişimi ulusal öncelik meselesi olarak çerçeveliyor. Temel mesajları, “önce kendi insanımız” anlayışına dayanıyor. Bu doğrultuda, İspanyol vatandaşlarının konuta ve kamu yardımlarına erişimde göçmenlerden öncelikli olması gerektiğini savunuyorlar.
Örneğin Vox, konut krizini açıkça kendi deyimiyle “kitlesel göç” ile ilişkilendiriyor. Göçün konut arzı ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırdığını ileri sürüyor ve bu argümanı, belgesiz göçmenlerin sınır dışı edilmesi gibi politikaları meşrulaştırmak için kullanıyor. Böylece spekülasyon, sosyal konut eksikliği ve kiralarla ücretler arasındaki giderek büyüyen uçurum gibi yapısal sorunlar arka plana itiliyor. Çok daha derin ekonomik ve siyasi nedenleri olan bir krizin günah keçisi göçmenler hâline getiriliyor.
Katalonya’da da aşırı sağcı ve bağımsızlık yanlısı bir parti olan AliançaCatalana’nın benzer söylemlerine rastlıyoruz. Vox gibi bu parti de göçü toplumsal uyum için bir tehdit olarak sunuyor ve kamu kaynaklarıyla konut yardımlarının öncelikle ulusal topluluğa tahsis edilmesi gerektiğini savunuyor. Her iki parti de ulusal öncelik fikrini kullanarak, sözde bu topluluğa ait oldukları ve korunmayı hak ettikleri düşünülen kişilerle bir yük ya da tehdit olarak gösterilen kişiler arasında ayrım yapıyor.
Bu yaklaşımın daha geniş bir ideolojik boyutu da var. Aşırı sağ, konutu sıklıkla ulusal ve ailevi mirasın bir parçası olarak sunuyor: Tehdit oluşturduğu düşünülen kişilere karşı korunması gereken bir mülk olarak görüyor. Bu anlatıda iki figür sürekli karşımıza çıkıyor: okupa — İspanya’da, mülk sahibinin izni olmadan bir konutu işgal eden kişiyi tanımlamak için kullanılan terim — ve göçmen. Bunlar birbirinden çok farklı durumlar olsa da aşırı sağ söylem, çoğu zaman ikisini de güvensizlik ve kontrol kaybı anlatısının içine yerleştiriyor.
Bu önemli bir mesele; çünkü insanların öfkesini ev sahiplerinden, spekülatif yatırımlardan ve yetersiz kamu konutu politikalarından uzaklaştırarak diğer kırılgan gruplara yöneltebiliyor. Uygun fiyatlı konut talebi etrafında insanları bir araya getirmek yerine, bu söylem toplumu konuta erişmeyi hak ettiği varsayılan kişilerle konutun karşılanamaz hâle gelmesinden sorumlu tutulan kişiler arasında bölüyor. Bu, Avrupa genelindeki aşırı sağ hareketlerde de görülen daha geniş bir eğilimin parçası. Ekonomik güvencesizlik giderek ulusal topluluk ile dışarıdan gelenler arasındaki bir çatışma olarak çerçeveleniyor.
Öte yandan aşırı sağ, genellikle mülk sahiplerini savunuyor ve kira düzenlemelerine ve devletin konut piyasasına diğer müdahale biçimlerine karşı çıkıyor. Vox, kiracıların daha güçlü biçimde korunmasının ve kira sınırlandırmalarının ev sahiplerini konutlarını kiraya vermekten caydırdığını, konut arzını azalttığını ve fiyatları yükselttiğini savunuyor. Bunun yerine düzenlemelerin gevşetilmesini, inşaat üzerindeki kısıtlamaların azaltılmasını, konut mülkiyetine yönelik vergi teşviklerini ve ev sahibi sayısını artırmayı amaçlayan politikaları destekliyor.
CEMİL AKSU / İSTANBUL















