Eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlayan protestolar, bir hafta içinde Fransa’nın dört bir yanına yayıldı. Dört yüzden fazla lisede eğitim dururken ülke genelinde iki bini aşkın kişi gözaltına alındı. Gençler insanca eğitim koşulları, daha fazla öğretmen ve okullar için yeterli kaynak talep ediyor. İktidar ise bu taleplere olağanüstü sert bir polis müdahalesiyle karşılık veriyor.
Siyasete ilk kez kitlesel biçimde adım atan bu kuşak, demokratik bir toplumsal güç olarak değil, bir “kamu düzeni sorunu” olarak görülüyor. Lille’de polis köpekleri öğrencilerin üzerine salınıyor, Sevran’da atlı polisler gençleri sokaklarda kovalıyor. Fransa genelinde polis, kol kilitleme ve boğma tekniklerinin yanı sıra göz yaşartıcı gaz, ses bombası ve plastik mermi kullanıyor.
Binlerce cep telefonuyla kaydedilen müdahale görüntüleri sosyal medyada hızla yayılıyor. Ailelerde büyük kaygı yaratan bu görüntüler, protestoları bastırmak bir yana, öfkeyi ve dayanışmayı daha da büyütüyor. 5 Ekim itibarıyla yalnızca son müdahalelerde 625 kişi gözaltına alınmış; öğrenciler, eğitim emekçileri ve polislerden oluşan 119 kişi yaralanmıştı. Polis Müfettişliği (IGPN) ise güvenlik güçleri hakkında üç ayrı soruşturma başlatmıştı.
Devlet, eşitlik, adalet ve nitelikli eğitim isteyen gençlere ölçüsüz bir şiddetle karşılık verirken eğitim emekçileri öğrencilerini korumak için harekete geçiyor. Öğretmenler ve okul çalışanları insan zincirleri oluşturuyor, bedenlerini öğrencilere siper ediyor ve polis müdahalelerini telefonlarıyla kaydediyor. Omuzlarında Fransız bayrağının renklerini taşıyan atkılar bulunan ve çoğu Boyun Eğmeyen Fransa’ya (La France insoumise) mensup seçilmiş temsilciler de arabuluculuk yaparak daha ağır sonuçların önüne geçmeye çalışıyor.
Sınıfsal bir gençlik hareketi
Ülkeyi sarsan lise hareketi, ulaştığı boyut ve siyasi gündemde yarattığı etkilerle çağdaş Fransa siyasetinde şimdiden önemli bir kırılma noktasına dönüşmüş durumda. Hareketin bundan sonra nasıl gelişeceği henüz belirsiz olsa da toplumsal tabanı ve talepleri onun açık bir sınıfsal karakter taşıdığını gösteriyor.
Fransız gazeteci Ulysse Rabaté, hareketin dört temel özelliğine dikkat çekiyor: Aşağıdan doğması, yoksul banliyölerden yayılması, siyasal bir nitelik taşıması ve halk kültürüyle siyasal kültürün dinamik bir bileşimini yaratması.
Hareket, Paris çevresindeki Seine-Saint-Denis ve Val-de-Marne gibi işçi sınıfı bölgelerinin liselerinde başladı. Öğrenciler ve öğretmenler artık yalnızca genel bir “kaynak yetersizliğinden” söz etmiyor. Esas olarak, dar gelirli ailelerin yaşadığı mahallelerdeki okulların eğitim koşullarının her geçen gün kötüleşmesine ve bu okulların sistemli biçimde ihmal edilmesine itiraz ediyorlar.
Başlangıçtaki talepler, eşit muamele görme arayışından ve ayrımcılığın günlük hayatta yarattığı deneyimlerden doğdu. Gençlerin kullandığı dil, giyim biçimleri ve yaşam tarzları hareketin kendine özgü görünümünü oluşturuyor. Sokak kültürü ile siyasal eylem iç içe geçiyor; gençler hem yaşadıkları mahallelerin toplumsal kimliğine sahip çıkıyor hem de herkes için eşit eğitim hakkı talep ediyor.
Yoksul mahallelerin isyan geleneği
Mahalleler, hareketin doğuşunda merkezi bir yere sahip. Bugünkü protestolar, daha önce işçi sınıfı mahallelerinde ortaya çıkan mücadele biçimlerinden izler taşıyor. Lise öğrencileri ile güvenlik güçleri arasındaki çatışma görüntüleri, 2023 yazındaki isyanları hatırlatıyor. Bu süreklilik, daha ilk günlerden itibaren polisin sert müdahalesinde de kendisini gösterdi.
Reşit olmayan bir gencin ses bombasıyla vurulması ve Tours kentinde bir lise öğrencisinin görme yetisini kaybetmesi, hareketin ortak hafızasına şimdiden kazındı. Böylece lise öğrencilerinin direnişi, alt sınıf mahallelerinde kalıcılaşan protesto geleneğinin hem siyasal mirasını hem de kültürel izlerini devralıyor.
İşçi sınıfı gençliğinin lise hareketi aracılığıyla siyaset sahnesine çıkışı, son yıllardaki daha geniş bir toplumsal hareketliliğin parçasıdır. Covid-19 salgını sırasında mahalle gençlerinin kendiliğinden geliştirdiği dayanışma ve protesto eylemlerinden 2023 isyanlarına, 2024 yazında aşırı sağa karşı gerçekleştirilen seçim seferberliğine kadar yoksul mahallelerin gençleri siyasal alanın etkin bir unsuru oldular. Demokratik talepleri sürekli görmezden gelinse de siyasetten kopmadıklarını, tersine yeni mücadele biçimleri ürettiklerini gösterdiler.
Bu nedenle lise hareketi, aynı zamanda aşırı sağa karşı yürütülen kültürel ve siyasal mücadelenin bir parçasıdır. Mahalleleri temsil ettiğini ileri süren kamuoyu figürleri artık açıkça taraf seçmek zorunda kalıyor. Irkçılık, ayrımcılık ve demokrasi sorunları etrafındaki çatışma hattı giderek belirginleşiyor. Bu toplumsal hareketliliğin 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine de yansıması kaçınılmaz görünüyor.
Somut talepler, güçlü dayanışma
Yıllardır egemen söylem, gençlerin ve yoksul mahallelerin siyasetten uzaklaştığını öne sürüyordu. Bugünkü protestolar ise bunun tam tersini kanıtlıyor. Gençler siyasete ilgisiz değiller; kendilerini dışlayan kurumlara ve eşitsizlik üreten siyasal düzene itiraz ediyorlar.
Harekete destek veren seçilmiş temsilciler, öğrenciler tarafından seslerini topluma duyurmaya yarayan önemli bir destek olarak pragmatik biçimde karşılanıyor. Ancak hareketin talepleri yerleşik siyasal yapılardan bağımsız olarak, doğrudan okullardaki yaşamdan doğuyor. Sloganlar “her şeye karşı” soyut bir öfkeye değil; daha fazla öğretmen ve yardımcı personel, yeterli ders saati, güvenli sınıflar, masa, sandalye ve eğitim malzemesi gibi son derece somut ihtiyaçlara dayanıyor.
Hareketin yetişkinlere karşı olmadığı da ilk günden beri açık. Tam tersine, öğrencilerle eğitim emekçileri arasında güçlü bir dayanışma kurulmuş durumda. Güvencesizlik, okul kapılarında öğrencileri, öğretmenleri ve yardımcı personeli ortak bir kader etrafında buluşturuyor. Özellikle eğitim destek çalışanları, öğrencilerin taleplerinin meşruiyet kazanmasında ve eylemlerin örgütlenmesinde önemli bir rol oynuyor.
Halk kültürü ile siyasal kültürün buluşması
Hareket, ilk saatlerinden itibaren siyasal partilerden ve sendikalardan bağımsız biçimde gelişti. Bu yapıların eylemlerin başladığı liselerde neredeyse hiç örgütlü varlık göstermemesi, hareketin siyasetsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, okulların önünde söz alan öğrencilerin sayısının artması, eğitimdeki ve yoksul mahallelerdeki yaşam koşullarına ilişkin bilinçli bir siyasal sesin doğduğunu gösteriyor.
Sarı Yelekliler gibi önceki halk hareketlerine yapılan göndermeler de gençler tarafından yeniden yorumlanıyor. Rabaté’nin belirttiği gibi, bu mahallelerde uzun süredir biriken adaletsizlik duygusu, eşitlik talebiyle doğrudan birleşiyor. Ortaya çıkan şey, halk kültüründen beslenen yeni bir siyasal kültürdür. Hareketi farklı ve güçlü kılan da budur.
Pablo Pillaud-Vivien, gençlerin siyasal sürece katılma isteğine nasıl yanıt verilmesi gerektiğini dört acil adımla özetliyor: Polis şiddeti derhâl durdurulmalı; kamu hizmetlerini daha da zayıflatacak bir bütçe kabul edilmemeli; okullara ve liselere ek kaynak aktarılmalı; yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ise mevcut krizden demokratik bir çıkışın imkânına dönüştürülmelidir.
Tarih boyunca baskı ve eşitsizlik, halk hareketlerini yalnızca engellememiş; çoğu zaman siyasal bilincin gelişmesini de hızlandırmıştır. Fransa’daki lise direnişi birdenbire ortaya çıkmış geçici bir öfke patlaması değildir. Onun toplumsal kaynakları yıllardır mahallelerde, protestolarda ve gündelik yaşamın içinde birikmektedir.
Bugün görünür hâle gelen, yoksulluğa ve ayrımcılığa karşı eşitlik isteyen; halk kültürüyle siyasal bilinci buluşturan yeni bir gençlik hareketidir. İktidarın bu kuşağı bir güvenlik sorunu olarak görmesi, onun demokratik ve dönüştürücü gücünü ortadan kaldırmayacaktır. Tam tersine, uygulanan baskı Fransa’nın yoksul mahallelerinden yükselen bu sesi daha da büyütmektedir.
Kaynakça
• Pablo Pillaud-Vivien, “Fransa: Cumhuriyet Evlatlarına Karşı”, Sin Permiso, 5 Ekim 2026.
• Vijay Prashad, Gençlerin mücadelesi,Observatorio de la Crisis, 1 Ekim 2026.
• Ulysse Rabaté, “Fransız Lise Öğrencilerinin İsyanı Büyüyor”, Observatoire de la Crise, 6 Ekim 2026.















