WAN – Wan’daki göçmenlerin hikayelerini ve kimsesizler mezarlıklarında yaşananları ortaya çıkarmak amacıyla fotoğrafladıkları yaşamları sergi ile izleyicilere sunduklarını ifade eden fotoğrafçı Doğukan Tatar, “Amacımız kimsenin kimsesiz olmadığını göstermekti. Farkındalığı arttırmak için sergiyi farklı kentlerde de yapma planımız var” dedi.
2024 yılında gerçekleştirilen saha çalışmasına dayanan proje, kendi deyimleriyle, “mezarlıklarda silinen izleri” ve “sınırın belirsizliğinde kaybolan yaşamları” görsel bir anlatıyla izleyiciyle buluşturuyor.
Öte yandan sergide fotoğraf çalışmasının yanı sıra “Göçün Cinsiyeti: Sitayeş’in Hikâyesi” illüstrasyonu da sergilenen bir diğer eser oldu. Eserde, Afganistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan bir kadının yolculuğunu konu alınıyor. Berfin Hanalp tarafından hazırlanan çalışma, Nazlı Cem’in çizimleriyle görselleştirildi.
FARKINDALIK ARTTIKÇA KONU İÇSELLEŞTİ
Sergideki fotoğrafları çeken isimlerden Doğukan Tatar, çalışmalara 2024’te “kimsesizler mezarlıkları”nı baz alarak başladıklarını anlattı. Tatar, “Kimsesizler mezarlıklarının saha araştırmaları, akademisyen olan hocamız Marlen’in çalışmasıydı. Amacımız bu kimsesizler mezarlıklarında yaşanan ölümlerin neyden kaynaklı olduğunu bulmaktı. Bu yüzden sınıra yakın pek çok köyü dolaştık. 2 aylık bir saha araştırması süreciydi” dedi. Bu süreç boyunca sınır köylerinde pek çok eve misafir olduklarını ifade eden Tatar, ölümlerin nedenlerini, göçmenlerin gelişlerinde çizdikleri rotalara dair soruları yanıtlamaya çalıştıklarını söyledi. Wan’ın Türkiye sınırları içerisinde bulunan en büyük kimsesizler mezarlığına sahiplik yaptığını belirten Tatar, “Bu bilgiyi biliyordum ancak hikayenin arkasındaki trajediyi farkında değildim. Hiç bir hikaye, medyadan takip ettiğimiz gibi olmuyor. Biz dolaştıkça ve araştırmamız derinleştikçe konu benim için daha da içselleşti” diye konuştu.
Araştırmalar genişledikçe projeyi görünür kılma gereksiniminin arttığını ifade eden Tatar, görünmeyen hikayeleri görünür kılmak için çalışmalara koyulduklarını söyledi. Tatar, “Bu hikayelerle barış diyalogunu nasıl kurabiliriz diye düşündük ve fotoğrafı çekerken de mezarlık görüntülerinden çok belgeselvari ve kavramsal fotoğraflarla bu konuya yöneldik. Çünkü anlatacağımız hikaye gerçekten özel ve değerli bir hikayeydi. Bunu da koruyarak nasıl anlatabiliriz üzerine düşündük. Çekimleri de buna göre yaptık. Tabii ki etik değerleri de korumaya çalıştım” dedi.
“Amacımız kimsenin kimsesiz olmadığını anlatmaktı” diyen Tatar, “Bürokratik anlamda eğer bir cenaze 15 gün boyunca sahiplenmezse o cenaze kimsesizleştiriliyor. Bu şekilde mezara gömülüyor. Biz de mezarlıklarda dolaşırken bunlara şahitlik ettik. Yeni Mahalle Kimsesizler Mezarlığına gittiğimizde bir olay beni çok tetiklemişti. Çekim yapmaya gittiğimizde bir sürü mezar vardı. Aynı mezarlığı 7-8 ay sonra yeniden ziyarete gittik. Bir mezarda ‘O kimsesiz değil benim kardeşim’ yazıyordu. Mezar yenilenmiş ve yapılmıştı. Bu beni çok etkiledi. Onun hikayesini çok merak ettik. O olayla birlikte insanların kimsesizleştirildiğini anladık” ifadelerini kullandı.
Tatar, göçmenlik ve sınırlara dair farkındalık yaratmaya çalıştıkları sergilerini Türkiye ve Kürdistan’ın diğer kentlerinde de sergilemek için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
MA / Ceylan Şahinli
MA

















