Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Kürt Özürlük Hareketi bir dizi adım attı, üzerine düşen rol ve misyona göre kendini hazırladı. Böylelikle atılan adımlarla, “Negatif Barış” sürecinin birinci aşaması tamamlandı.
“Pozitif Barış” sürecinin hayata geçirilmesi için Meclis’te kurulan Süreç Komisyonu da çok sayıda kurum ve örgüt ve şahsiyeti dinleyerek bir rapor hazırladı. Meclis’e sunulan rapor için henüz somut bir adım atılmış değil. Hükümet ve iktidar kanadı meseleyi “sürüncemede” bırakmayı tercih ederken, halkın da AKP-MHP’ye dönük tepkisi de her geçen gün artıyor.
Kongra Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, sürecin geldiği aşamayı, Suriye ve İran ekseninde yaşananların sürece etkisini ve bölgesel güçlerin planları, bunlara karşı atılacak adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kartal, Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile başlayan sürecin ve önerilerinin 100 yıla damgasını vuran ve yaşanacak gelişmelerde etkili olacak çağrı ve öneriler olduğunu belirtti. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın başta Türkiye’de yaşayan halklar olmak üzere Ortadoğu’da yaşayan halklar için tarihi bir fırsat yarattığına dikkat çeken Kartal, “Buna rağmen Devlet ve AKP klasik Kürt korkusunu henüz aşamadı. Hemen hemen bir buçuk yıla yakın bir süreç ile karşı karşıyayız. Çağrı öncesi gelişmeler, çağrının yapıldığı tarih ve şimdiye kadar devletin bütün organlarında çok derin bir tartışma süreci yaşanıyor. Fakat görünen odur ki devlet, henüz Kürt korkusunu aşamadı. Türkiye halen bölgedeki mevcut statükonun korunması arayışı içerisinde. Bunun için de bu süreci olabildiği kadar ağırdan alıyor, zamana yayıyor. Bunun sebebi de bölgedeki gelişmelerin sonuçlarını görmektir” dedi.
‘İRAN’IN SÜRECE DOĞRUDAN ETKİLERİ VAR’
Suriye’de başlayan ve İran’da devam eden savaş sürecinin etkisinin büyük olduğuna dikkat çeken Kartal, AKP ve devletin tarihi bir fırsatla yüz yüze olduğunu belirterek, “Önder Öcalan’ın uluslararası güçlerin Ortadoğu’da yarattığı Türkiye’yi aşmak, Ortadoğu halklarını uluslararası müdahalelerden korumak ve halklar arası barış ve demokrasiyi geliştirmek için sunduğu bu tarihi fırsat konusunda henüz korkuları aşamadılar. İran’da yaşananların sürece doğrudan etkisi var. Daha önce de hükümet Suriye’deki gelişmelerin sonuçlarını bekledi ve doğrudan Şam’la birlikte sürece yaptığı müdahaleler biliniyor. O süreçte de yine adımlar ağırdan alınmıştı. Şimdi iktidar bir kez daha İran’daki gelişmeleri gözeterek sonuçlarını görmek istiyor” dedi.
‘KÜRT FOBİSİ DEVAM EDİYOR’
Federe Kürdistan Bölgesi’nde 2017 yılında gerçekleştirilen referandum sürecini hatırlatan Kartal, bölgede bulunan 4 ülkenin istihbarat temsilcilerinin Tahran’da bir araya geldiğini ve toplantının nedeninin ise Kürt meselesi olduğunu söyledi. Irak’ın ardından Suriye’deki gelişmelerle beraber yine aynı ülkelerin Kürt kazanımlarına karşı ortak hareket ettiğini belirten Kartal, “Bunun sebebi yeni Kürt kazanımları ve statüsünü engellemekti. Yine bölgede mevcut statükoyu değiştirmek için en etkili direnen Kürt örgütü olarak PKK’nin ortadan kaldırılması için ortak hareket edilmesi ve sonrasında da Irak’ta Güney Kürdistan’ın statünün ortadan kaldırılması, mevcut statünün il vilayet düzeyine indirilmesiydi. Bunlar o dönem basına sızmıştı ve biliniyordu. Yani bu hükümetlerle bağlantılı bir konu değil, devletler düzeyinde bir konuydu. Hükümetler, siyasetler değişebilir ama her hükümet bu konuda devlet politikalarını yansıtıyor. Dolayısıyla diyebiliriz ki; Kürt konusunda Ankara, Bağdat ve Tahran, Şam’a destek verdiler. Bu ülkeler ve zihniyet, Kürtleri kendileri için korku gören Kürt fobisini henüz aşamadılar. Dolayısıyla bu politika gündemde ve Türkiye-İran’daki bu savaş politikası sonuçlarını bekliyor” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE İRAN’DAKİ SÜRECİ İZLİYOR’
İran’da yaşanabilecek bir değişime karşı Türkiye’nin İran’ın statükosunun korunmasını istediğini belirten Kartal, bu politikanın temel konusunun Kürt meselesi olduğunu söyledi. İran ile Türkiye arasında Kürt meselesi dışında bir ortaklığın bulunmadığına dikkat çeken Kartal, “Tam tersine bu ülkeler arasında bin yıllık bir rekabet var. Sünni ve Şiiler olarak ayrılan iki imparatorluk var. İmparatorluğun bölgede hâkimiyet mücadelesi sonrasında özellikle 1979’dan sonra da gelişen Şia yönetimiyle Türkiye yine bir rekabet içerisindedir. Ancak Kürt sorununda ortaklaşıyorlar. Onun için Türkiye İran’daki süreci ne olacağını izliyor” diye belirtti.
‘GERİLLALAR TUTUMLARINI ORTAYA KOYDU’
Silahların bırakılmasının “teyit edilmesi” şartının bahane olduğunu belirten Kartal, AKP sözcüsü ve yetkililerinin yaptığı açıklamaların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geciktirilmesi politikaları kapsamında yapıldığını ifade etti. Yasal adımların atılmaması durumunda gerillaların silahı bırakmayacağına dikkat çeken Kartal, “KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Sayın Besê Hozat’ın öncülüğünde 30 kişilik bir gerilla grubu silah yakarak silaha ve silahlı mücadeleye yönelik tutumlarını çok tarihi bir merasimle hem Türkiye’ye hem bütün dünyaya karşı ortaya koydular. Bu bakımdan bu konudaki kararlılıklarını, ideolojik ve stratejik siyasal netliklerini ortaya koydular. Fakat AKP ve devletin bu tutumunun nedeni AKP’nin henüz pozitif barışa hazır olmamasıdır. AKP pozitif barışa hazır değildir” diye konuştu.
‘NEGATİF BARIŞ SÜRECİ İÇİN TARİHİ ADIMLAR’
Abdullah Öcalan’ın negatif barış sürecini yaratmak için tarihi ve büyük sorumluluk üstlendiğine işaret eden Kartal, “Kapitalist emperyal sistemin Ortadoğu’da 100 yıldır halkların çatışmasına, halklar arası yıkıma neden olan ulus devlet eksenli statükonun aşılması ve bölgenin uluslararası müdahalelerden kurtarılması için Önder Öcalan, negatif barış sürecini yaratmak ve bu süreçten pozitif barış sürecine geçmek için çok büyük ve tarihi adımlar attı. Bu adımları da tek taraflı attı. Şimdi bütün bu adımlara rağmen pozitif barış süreci dediğimiz yasal boyutta süreci zamana yayan ayak sürüyen bir AKP gerçeği var. Onun için şunu net olarak ifade edebiliriz ki; AKP ve devlet barışa tam olarak hazır değil. Sürece yayarak kendilerine göre bu süreci iktidar ve siyasi çıkarlarına göre yönetmek istiyorlar” diye belirtti.
‘İKTİDAR SÜRECİ KENDİSİNE GÖRE YÖNETMEK İSTİYOR’
İktidarın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden yana olduğunu ve sürecin savaşsız, çatışmasız bir şekilde sürmesini istediğini belirten Kartal, “Fakat iktidar süreci kendisine göre yönetmek istiyor. Süreç sürüyor ama AKP demokratik adımlarda ayak sürüyor. Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz süreç bu şekilde devam ediyor. İşte burada toplumsal alanın etkili rol oynaması gerekiyor. Başkan Apo sürecin karakterini çok net çiziyor ve iki sözle izah ediyordu; Süreç, mücadele ve müzakere sürecidir. Şimdi müzakerenin gelişmesi için de mücadelenin gelişmesi gerekiyor. Mücadele de tamamen siyasal toplumsal alan mücadelesidir. Farklı bir mücadele yok artık. Onun için toplumsal alan bu konuda stratejik rol sahibidir. Yani Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ne olduğunu sadece Kürt halkına değil, Türkiye kamuoyuna, Türkiye halkına, Ortadoğu ve giderek uluslararası alana anlatmak gerekir. Yani toplumsal alan, siyasal alan, diplomatik alan, basın yayın ve bütün alanlarda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin inşasına yönelik faaliyetler etkili bir şekilde yürütülmelidir. Çünkü bu AKP’yi yasal adımlar atılması noktasında zorlayacaktır. Bu alandaki çalışmalar yetersiz olursa işte o zaman AKP veyahut AKP ile birlikte hareket eden güçler sürecin yasal olarak gelişmemesi için olabildiği kadar kendilerine göre süreci yönetirler” dedi.
‘YASAL ADIMLAR PARLAMENTO İLE SINIRLI TUTULMAMALI’
Yasal adım beklenmeden mevcut anayasaya göre atılması gereken adımların olduğunu ve bu kararlarının uygulanmasının tamamen hükümetin elinde olduğunu belirten Kartal, “Hükümet gerçekten Kürt sorununun barış ve demokrasi çerçevesinde çözülmesinden yanaysa bu temelde demokratik adımların atılmasına öncelik vermeli. Mevcut Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına öncelik olarak el atmalıdır. Umut ilkesi bunların içindedir. Yine infaz kanunlarının düzenlemesi konusu var. Yıllardır cezasını doldurmuş 30 yıllıklar başta olmak üzere birçok insan keyfi kararlarla içeride tutuluyor. Bu konuların tamamında adımların atılması yetkisi hükümetin elindedir. Bunlar için bir yasanın çıkması gerekmiyor. Hükümet Kürt kimliğine ve kültürüne yönelik yeni düzenlemeler yapmalı. Çünkü Kürt kimliği ve kültürüne yönelik yasaklar var. Bu yasal adımları sadece parlamentoyla veya partilerle sınırlı da tutmamalı. Yani dışarıda toplumsal alanı da yaratmalı, kamuoyunu da kapmalı. Ancak AKP’nin bu konuda parlamento içerisinde işi ağırdan alan yaklaşımına paralel olarak dışarıda da toplumsal alana yönelik hiçbir çalışması yok. AKP yandaş medyası da sürece yönelik bilinen politikaların negatif anlamda sözcülüğünü yapıyor” ifadelerini kullandı.
‘YİTİRİLEN ZAMAN SÜREÇ AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUYOR’
Atılması gereken temel adımların başına PKK ve üyelerine yönelik özel bir yasanın çıkarılması gerektiğine işaret eden Kartal, PKK’nin kendisi feshettiğini hatırlatarak, “Ancak bir özgürlük mücadelesi var. Bu mücadelede yer alan binlerce gerilla var. Bu nedenle bunların demokratik yasal zemine geçme ve siyasal demokratik yaşamda yer alma, demokratik siyasal mücadele yürütmelerinin zemininin oluşturulması gerekiyor. Bunun için de konuya özgü özel bir yasanın çıkarılması gerekiyor. Şimdi bütün bu konularda AKP’nin ne yaptığı hala belli değil. Hala bu hazırlıklar partiler arasında dahi ortaklaşmış ve netleşmiş bir düzeyde değil. Hala olabildiği kadar zamana yayan yaklaşımlar var. Ancak biryandan da kamuoyunun ve Kürt halkının beklentisi var. Özgürlük mücadelesinin beklentisi var. Başta da Rêber Apo’nun bu konuda beklentileri var. Adım atılması konusunda ısrarı var. Bu açıdan yitirilen zaman aynı zamanda süreç açısından da risk oluşturuyor” diye kaydetti.
‘PROVOKATİF MÜDAHALELERİN OLMASINA ZEMİN SUNUYOR’
Sürece karşı olan güçlerin de bulunduğuna dikkat çeken Kartal, söz konusu geciktirme politikalarının sürece yönelik provokatif müdahalelerin olmasına zemin sunduğunu söyledi. Yasal adımların tartışılması ve görüşülmesi konusunda acele edilmesinin süreç açısından hayati olduğuna vurgu yapan Kartal, “Bu demokratik adımlar Türkiye Cumhuriyeti açısından da son derece isabetli olacaktır” dedi.
‘ÖZGÜR ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARININ ACİLEN SAĞLANMASI GEREKİYOR’
Abdullah Öcalan’ın statüsünün belirlenmesinin sürecin en temel konusu ve sürecin en önemli stratejik konusu olduğuna işaret eden Kartal, Abdullah Öcalan’ın başmüzakereci olarak süreci sağlıklı bir şekilde koordine edebileceğine işaret etti. Kartal, “Bunun için özgür çalışma ve yaşam koşullarının acilen sağlanması gerekiyor. Sürece yönelik ön yargıların aşılması için bu öncelikli bir konudur. Türkiye’de kamuoyunu hazırlamak, PKK ve Kürt sorununa yönelik bugüne kadar oluşturulan negatif algıları aşmak için en etkili çalışmayı ancak Başkan Apo yapabilir. Onun için Başkan Apo’nun statüsünün belirlenmesi, basın ve yayın kuruluşları ile ilişki içerisinde olması, süreci anlatması, PKK’ye yönelik yine sürece yönelik bütün sorulara yanıt vermesi kritik bir adımdır. Yine halklar arası bir kardeşleşme olacaksa o kardeşleşmenin gerçekten sağlıklı bir temele oturması için ön yargıların aşılması, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında geniş bir kamuoyunun ortaklaşmanın yaratılması Başkan Apo’nun doğrudan yapacağı çalışmalarla olabilir. Bu nedenle Önder Apo’nun statüsünün belirlenmesi gerekiyor” dedi.
‘AKP’DEN BEKLEYEN YAKLAŞIMLAR YANLIŞTIR’
Abdullah Öcalan’ın statüsünün ne olacağına dikkat çeken Kartal, “AİHM kararlarına göre Başkan Apo’nun özgür yaşam koşullarının oluşturması gerekiyor. Onun için bu konuların acilen netleştirilmesi gerekiyor. Ama şunu da özellikle ilave etmek istiyorum; Bütün bunları sadece AKP’den bekleyen, ‘AKP’nin adım atması gerekiyor’ diyen yaklaşımlar yanlıştır. Siyasal sorumluluk AKP hükümetinin elinde ama bu konuda adım atılmasını sağlamak için kamuoyu kendisini görevli görmeli. Toplumsal alan kendisini görevli görmeli. Barıştan ve demokrasiden yana olan Türkiye’deki bütün siyasi güçler, sivil toplum güçleri, akademisyenler, aydınlar, kadın, gençlik, çevreci, bütün barış ve demokrasi yanlısı güçler bu konuda toplumsal anlamda ses yükseltmeliler” dedi.
‘BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISINA SAHİP ÇIKALIM’
Kartal, devamla şunları kaydetti: “Barış ve demokrasi için ayakta olmalılar. Bu temelde AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin almış olduğu kararlar çerçevesinde hükümetin adım atmasını talep etmeliler. Bu çerçevede Başkan Apo’nun özgürlüğünü talep etmeliler. Bu süreç gerçekten Türkiye halkları açısından barış ve demokrasiyle taçlansın. Başkan Apo, Türkiye için değil bütün bölge halkları ve bütün uluslararası demokrasi ve barış kamuoyu için tarihi bir öncülük rolü oynasın. Onun için bu vesileyle biz halkımıza ve barış ve demokrasi yanlısı olan bütün güçlere çağrı yapıyoruz; Başkan Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na sahip çıkalım. Bu çağrıyı güçlendirelim ve bu temelde hükümetin yasal adımlar atması konusunda rol oynayalım.”
Ömer Güngör / MA


















