Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz en fazla kadınları etkiliyor. İstihdama dahil edilmeyen kadınlar, yarı zamanlı işlerle de emekleri iki kez sömürülüyor. Kadın yoksulluğuna dair Ekmek ve Gül tarafından hazırlanan “Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması” anket çalışmasında dikkat çeken veriler ortaya çıktı. Çalışma kapsamında 15 ilde, 9 kadın derneği ve 23 Ekmek ve Gül Grubu ile birlikte 2 bin 804 kadınla yüz yüze anket çalışması yapıldı.
YÜZDE 88’İ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA
Anket, Adana, Ankara, Dilok, Aydın, Balıkesir, Bursa, Tekirdağ, Dêrsim, Xarpêt, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Meletî, Mersin ve Riha’da yapıldı. Ankete katılanların 7,3’ü 18-25 yaş, yüzde 17,4’ü 25-35 yaş, yüzde 42,6’sı 35-50 yaş ve yüzde 32,6’sı 50 ve üzeri yaşında. Çalışmaya katılan yüzde 62,7’sini evli, yüzde 73,9’u ortaöğretim ve üzeri eğitim, yüzde 26,2’si de ilkokul eğitimi ya da okula gitmemiş profillerinden oluşuyor. Ankete katılan kadınların yüzde 88’i açıklanan yoksulluk sınırının altında bir gelir ile yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
3 KADINDAN BİRİ İSTİHDAMDA DEĞİL
Ankete katılan kadınların yüzde 52,15’inin ücretli bir işte, yüzde 31,95’inin çalışmadığı, yüzde 15,9’unun emekli olduğu ve emekli olup çalışmaya devam eden 12 kadın olduğu görüldü. Ortaya çıkan tabloya göre 3 kadından biri hala istihdama dahil değil. Bakım yükünün kadınların istihdama katılımı önünde bir engel olarak gören 317 kadının yüzde 83’ünü çalışmayan kadınlar oluşuyor. Bu oran çalışan kadınlar için yüzde 11, emekliler için ise yüzde 6’dır. Türkiye’de 6 yaşının altında 6,3 milyon çocuk varken kamuya ait ve özel kreşlerin toplam kapasitesi 2 milyondur. Yani en az 3 çocuktan 2’sinin bakım yükü kadınların sırtında. Kadınların 5’te 1’i, istihdama katılımlarının önündeki en büyük engellerden biri olarak, “iş bulamama durumunu” dile getirdi. “İş bulamama” yanıtını veren kadınların büyük bir çoğunluğunun, hane geliri 40 bin lira ve altında. Bu kadınlar için iş bulmak bir tercih değil, hanenin mutlak açlık sınırından (yüzde 15) kurtulması için zorunluluk.
Katılımcılar en çok iş bulmada yaşanan eşitsizliği (yüzde 46), kadınların düşük ücretle çalışmasını (yüzde 44,2) ve bakım ile ev işlerinin kadınlara ait olmasını (yüzde 43,7) öne çıkardı. Ekonomik bağımsızlığın olmaması (yüzde 32,8), sosyal politikaların yetersizliği (yüzde 29,6) ve kreş ile bakım hizmetlerinin eksikliği (yüzde 23,7) de nedenler arasında yer almadı. Kreş ve bakım hizmetlerini yoksulluk nedeni olarak gören kadınların yüzde 83’ü çalışamıyor.
KADINLARIN ÜCRETLERİ BORÇ VE BARINMAYA GİDİYOR
Yemek düzenini değiştirmeyenlerin (yüzde 23) büyük çoğunluğu 100 bin TL ve üzeri gelir grubunda kümelenirken; 28 bin TL ve altı (açlık sınırı altı) gelir grubundaki hanelerin tamamına yakını beslenme düzenini bozmak zorunda kalıyor. Kadınların yüzde 42,9’u gelirlerinin büyük çoğunluğunu borçlarını kapatmak için kullandıklarını ifade ederken yüzde 30,8’i gelirlerini en çok barınma masrafları için harcadıklarını belirtiyor.
KADINLAR KENDİLERİNDEN ÖDÜN VERİYOR
Kadınların yüzde 63,5’i tatil, hobi, kültür ya da spor giderlerini; yüzde 59,1’i giyim ihtiyaçlarını; yüzde 54,4’ü kişisel bakım harcamalarını ertelediğini ifade etti. Hiç çocuğu olmayan kadınlarda kişisel bakım harcamalarını erteleme oranı yüzde 47,6 iken; 1 çocuklu ailelerde bu oran yüzde 53,7’ye, 2 çocuklu ailelerde ise yüzde 58,3’e yükseliyor. Çocuksuz kadınlarda sağlığı erteleme oranı yaklaşık yüzde 10 bandındayken, 3 ve üzeri çocuğu olan kadınlarda bu oran yüzde 15’e çıkıyor.
EK İŞ YAPANLARIN YÜZDE 82’Sİ SENDİKASIZ
Çalışmada görüşülen kadınların yarısı bankaya borçlanıyor. Borçlandığını ifade eden kadınların yüzde 13’ü 28 bin ve altında hane gelirine sahip kadınlar, yüzde 34’ü 28 bin-40 bin TL gelir grubundaki kadınlar, yüzde 38’i 40 bin-100 bin TL gelir grubundaki kadınlar, yüzde 11’i ise 100 bin TL ve üstü gelir grubundaki kadınlardan oluşuyor. Anketlerde ek iş yaparak gelirini artırmaya çalışanların oranı yüzde 21,4 olarak saptandı. Ek iş yapmak zorunda kalanların yüzde 90’ı, hane geliri 40 bin TL’nin altında olan kadınlardan oluşuyor. Ek iş yapanların yüzde 82’si sendikasız. Ek iş yapılmasına rağmen borçların kapanmaması, bu kadınlarda yüzde 88 oranında yoğun gelecek kaygısı ve umutsuzluk yaratıyor.
KAYGI YÜKSEK, UMUT DÜŞÜK
Katılımcıların yüzde 83,9’u geçim sıkıntısının yoğun stres, kaygı ya da bunalıma yol açtığını belirtti. Bu tabloda en sık ifade edilen duygu yüzde 43,3 ile kaygı. Bunu yüzde 24,1 ile belirsizlik, yüzde 16, 9 ile güvensizlik izliyor. Umutlu olan ise sadece yüzde 7,4’e tekabül etmektedir. Kadınların yüzde 39,7’si yoksulluğun nedenini “adaletsiz gelir dağılımı”, yüzde 8,6’sı sistem olarak tanımladı.
Feminist araştırmacı Semiha Arı, iktidarın politikalarının kadın yoksulluğu üzerindeki etkileri ve kadınların istihdama güvencesiz dahil edilmesini değerlendirdi.
Kapitalist sistemin yoksulluk üreten bir sistem olduğunu kaydeden Semiha Arı, emek ile sermaye arasında büyük bir uçurum olduğunun altını çizdi. İşçi sınıfının ücretlerinin eridiğinin ancak sermayenin gelirlerinin arttığını kaydeden Semiha Arı, milyonlarca kişinin açlık sınırı ve altında yaşadığını belirtti. Yoksulluk ölçümlerinin aile bazlı yapıldığına dikkat çeken Semiha Arı, “Bir aileye giren gelire göre yoksul olarak sınıflandırılır. Ama o aile içerisinde kadınlar, erkekler, çocuklar yoksulluğu aynı şekilde yaşıyormuş varsayımına dayanır. Böyle değil. Tam da burada kadın yoksulluğu ayırt edici bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de kadınların istihdama yani ücretli emek gücüne katılımı çok düşük yüzde 30 gibi bir oran var. Bunun da hepsi kayıtlı, tam zamanlı değil. Kadınlar çok ağırlıklı yarı zamanlı çalışıyorlar. Parça başı işler yapıyorlar. En güvencesiz işleri yapıyorlar. Bu ne demek? Kadınların gelire çok az ulaşması anlamına geliyor” dedi.
‘KADINLAR ERKEKLERE BAĞIMLI BIRAKILIYOR’
Geliri olmayan kadınların genelde baba ve evli olduğu erkeğe bağımlı olarak yaşamak zorunda kaldığını aktaran Semiha Arı, “ Evdeki erkek işsiz kaldığında kadın da sağlık hizmetlerine erişemiyor. İkincisi ev içi emek diye bir şey var. Yani kadın uyandığı andan itibaren ev işi yapmaya başlıyor. Çocuklar varsa çocuklara bakıyor. Temizliktir, yemektir, bulaşıktır, varsa yaşlıya bakıyor. Özellikle küçük çocuğu olan kadınların biz istihdamda çok daha az olduğunu görüyoruz. Bir de eve gelen gelir zaten çok düşükse kadın erkekten aldığı harçlıkla bütün evi idare etmeye çalışması demektir. Yettirmeye çalışmak demektir. Bu zaten yoksulluk sürecinin daha şiddetli yaşanmasına neden oluyor. Kendisinden feragat ediyor. Gelen geliri evin ihtiyaçları için harcıyor. Mesela birçok kadınla konuştuğumuz da ‘Kendiniz için bir şey yapıyor musunuz? Kendiniz için bir şey alıyor musunuz?’ diye soruyoruz. Kesinlikle ‘Hayır’ diyorlar. Bütün gün evin içinde olmak, kamusal alana çıkmamak demektir. Bu onun yoksulluğu daha şiddetli yaşaması demektir” ifadelerini kullandı.
GÖRÜNMEYEN EMEK
Bakım emeğinin tamamen kadınların sırtına yüklendiğini kaydeden Semiha Arı, “Bu kadınların hem istihdama katılmamasına neden olduğu için gelirden yoksul kalmasına neden oluyor. Evinde 3 yaş altı çocuğu olan kadın istihdamı çok düşük, yüzde 20’lere, 30’lara düşüyor. Ama o yaşta çocuğu olan erkek istihdamı yüzde 90’dır. Erkek çocuk bakımından hiçbir şekilde etkilenmiyor. Ev içi emek zaten görünmeyen emektir. Karşılığı olmayan, verilmeyen bir emektir. Genellikle ekonomi dışı görülür. Birde eşinize, babanıza verdiğiniz emek asla bakım emeği değil. O eşitsiz bir ilişkiye dayanan bir şeydir. Sömürü ilişkisidir” dedi.
AKP’nin bir yandan kadınları evde tutmak istediğini hem de parça başı iş ile kapitalist sisteme entegre etmeye çalıştığının altını çizen Semiha Arı, “ Burada da kapitalizm ile patriarkanın uzlaşısı var. Kadınların çocuk bakımı nedeniyle yarı zamanlı, evden çalışmaya çok yöneldiğini görüyoruz. Çok parça başı iş yapıyor kadınlar ama kadın orada bunu iş olarak ve maaş olarak görmüyor. Biraz yoksulluğu giderme, eve katkı olarak görüyor. Dolayısıyla burada kadınların emeğinin böyle çok boyutlu bir kullanımını görüyoruz” diye konuştu.
‘EŞİT İSTİHDAM MODELİ GEREKLİ’
Emek alanında cinsiyetçi ayrımın yoğun olduğunu, kadınların güvencesiz, yarı zamanlı, parça başı işlerle tanımlandığını kaydeden Semiha Arı, şunları belirtti: “Esas işler, tam zamanlı fabrikada, ofiste, kalifiye işlerde erkeklere tahsis edilmiş durumda. Bu çok atipik bir şeydir. Kadınların ev içi rollerini, o cinsiyet rollerini pekiştirecek istihdam modeli geliştirdiğinizde o cinsiyet uçurumunu artırıyorsunuz. Kadınlaşmış iş mevzusunu artırıyorsunuz. Bu bir handikaptır. Biz biraz bunu kooperatifler meselesinde de görüyoruz. Hani kooperatifler çok anlamlı. Tabii ki bir İMECE üretim vardır. Kadınların kooperatifleşmesine ilişkin ciddi politikalar var. İktidar kanadında da var. Onlar da çok teşvik ediyorlar. Ama nihayetinde bunlar güvencesiz alanlardır, bu güvenceli bir iş değil. O parça başı iş muğlaktır, bir gün çok iyi kazanırsın ama ikinci gün kazanamazsın. Kadınlar hiçbir zaman emekli olamaması demektir. Çünkü kadınlar sigortalı çalışmıyor. Parçalı çalışıyor, düzensiz çalışıyor. Bir eşit istihdam modeli gelişmiyor.”
‘PATRİARKAL İLİŞKİLER KADIN YOKSULLUĞUNU BİÇİMLENDİRİYOR’
Kadın yoksulluğunun her yerde benzer olduğunu ancak Kürdistan kentlerindeki yoksulluğa savaş politikalarının da dahil edilmesiyle daha da derinleştiğini aktaran Semiha Arı, şunları belirtti: “Kürt şehirleri açısından tabii 100 yıllık bir Kürt sorunu var. Yani siz buradaki yoksulluğun düzeyini savaş politikalarından, kalkınma politikalarından azade düşünemiyorsunuz. Çünkü bu devletin sosyoekonomik kalkınma indeksinde (bakanlığın yayınladığı) Kürt şehirleri son sıralarda yer alıyor. Burada özel güzel bir politika var. Türkiye genelinde bir istihdam yaratma kapasitesinde ciddi bir sorun var. Çok niteliksiz bir istihdam var. Ama Kürdistan açısından başka bir şey var. Tam da dediğim gibi biz bunu savaş politikalarından falan bağımsız düşünemeyiz. Burada özel bir politika var kadınları doğrudan etkileyen politik açıdan da farklı etkileyen bir şey var. Ama temelde o patriyarkal ilişkilerin çok güçlü bir şekilde her yerde kadınların yoksulluğunu biçimlendirdiğini görüyoruz.”
‘AİLE MERKEZLİ OLMAKTAN ÇIKARILMALI’
“Kadınların ev içi emek süreçlerini hafifletecek, bunu kadınların sorumluluğundan çıkaracak politikaları birlikte düşünmek gerekiyor” diyen Semiha Arı, “Kreş istemekten vazgeçmememiz gerekiyor. Ama böyle kamusal nitelikli ana dilinde ihtiyaçlara göre belirlenmiş kreşlerin olması gerekiyor. Kadınların sosyal güvencesinin babaya, kocaya bağımlı olmasından çıkarılması gerekiyor. Sosyal yardımlar mesela bakıyorsunuz tamamen aile merkezlidir. Aile merkezi olmaktan çıkarılması gerekiyor mesela yapacağımız şeylerden biri de bu olmalı. Hiç kimse boşanmış, yalnız yaşayan kadınlar ne yaşıyor bakmıyor. Daha esasa ilişkin politikalar gerekiyor. Kadınların güvenceli, emekli olabileceği işlerde çalışmasının hayata geçirilmesi, bütün bu politikaların aile merkezli olmaktan çıkarılması gereklidir” dedi.
MA / Berivan Altan – Müjdat Can
MA

















