1974’ten beri Türkiye’nin kontrolünde bulunan Kuzey Kıbrıs’ta yapılan son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerinden sekiz ay geçti ama tartışmalar hala devam ediyor. Adanın kuzeyinde geçtiğimiz günlerde hazırlanan bir rapor, Ankara’nın seçime müdahale iddialarına yönelik kuşkuları artırırken, seçimleri tartışmalı bir şekilde yitiren eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bağımsız Cumhurbaşkanı adayı ve Lefkoşa Milletvekili Serdar Denktaş ve Basın Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Ali Kişmir’in de içlerinde olduğu bazı kişiler, kendilerini MİT görevlisi olarak tanıtan bazı kişilerce tehdit edildiklerini söylediler. Araştırmacı Mine Yücel, akademisyen Abdullah Korkmazhan, iş insanı Orhan Erönen, avukat Mine Atlı ve uluslararası danışman Derya Beyatlı tarafından hazırlanan raporun raportörlüğünü avukat Tacan Reynar yaptı.
Seçimleri tartışmalı bir şekilde yitiren eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, kendilerini MİT mensubu olarak tanıtan kişilerin özel kalem müdürüne ulaşarak “Adaylıktan çekilsin, yoksa kendisi ve ailesi için kötü olur” sözlerini sarf ettiklerini söyledi. T24’e konuşan Akıncı, aynı kişilerin kendisine “Seçimleri kaybetmesi için her şeyin düşünüldüğünü, eskaza seçimleri kazansa bile görevde kalamayacağını” söylediklerini belirtti.
Seçim döneminde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisiyle doğrudan doğruya bir temas kurmadığını belirten Akıncı, müdahalenin Erdoğan’a bağlı kurumlar tarafından gerçekleştirildiğini, dolayısıyla olan bitenden Erdoğan’ın da sorumlu olduğunu söyledi. Akıncı, Kuzey Lefkoşa’daki Türkiye elçiliğinin bir seçim merkezi gibi çalıştığını, Erdoğan’ın Türkiye’deki mevcut siyasi durumu Kuzey Kıbrıs’a da taşımak için elinden geleni yaptığını söyledi.
Adanın kuzeyindeki en güçlü sağ parti olan Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) Ankara tarafından bir aparat olarak kullanıldığını da ifade eden Akıncı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra UBP kurultayına da Ankara tarafından müdahale edildiğini ifade etti.
Mustafa Akıncı’nın T24’ten Metin Kaan Kurtuluş’a verdiği röportajın tam metni şöyle:
“- Bize biraz 2020 seçimlerine giden süreçte yaşadıklarınızdan söz edebilir misiniz?
Seçim arifesinde Türkiye’de, Türkiye’yi yöneten kişiye doğrudan bağlı ve ondan emir alan; zaten almayan kurum yok, hemen her şey Cumhurbaşkanı’nın direktifleriyle oluyor yeni sistemde, dolayısıyla doğrudan onunla bağlantılı kurumlar; bizim seçimle ilgili olarak, adını açıkça söylemek gerekirse Milli İstihbarat Teşkilatı devreye girdi.
Öncelikle kendi yaşadıklarımdan söz edecek olursak, özel kalem müdürüm aracılığıyla seçimden çekilmem talep edildi. Adaylıktan çekilmemin benim için, ailem için, yakınlarım için, herkes için “iyi olacağı” ifade edildi. Çekilmediğim takdirde kazanamayacağımı, kazanmamam için her türlü tertibatın alındığını, ama kazansam da orada durmayacağımı ifade ettiler.
“BU KADAR TEHDİT VE SALDIRILARIN YAŞANDIĞI BİR SEÇİM GÖRÜLMEDİ”
Bunlar tabii ki bu kadar aleni ve açık yapılmamıştı şu ana kadar. Geçmiş dönemlerde KKTC’de ve onun öncesinde; federal devlet olsun veya Kıbrıs Türk Toplumu halinde olduğumuz dönemler olsun, 74’teki harekât öncesinden bile gelerek “Kim lider olsun” sorusu gündeme geldiğinde Ankara’nın bir şekilde o dönemin yetkilileri aracılığıyla ağırlığını hissettirdiğini biliyoruz. Yani yakın tarihimiz bu türde olaylara tanıklık etmişti. Ancak hiçbir şekilde bu tarzda, AKP yönetiminin ve onunla birlikte hareket eden MHP’nin yönetiminin seçimlerde Türkiye’nin neredeyse tüm kurum ve kuruluşlarıyla olayın bizzat içinde olması, sahaya çıkması, Türkiye’nin buradaki büyükelçiliğinin bir seçim karargâhı gibi çalıştırılması pek yaşadığımız bir olay değildi.
Ama bu son seçimlerdeki kadar açık tehdit içeren, Türkiye’nin kurumlarının bu kadar her şekilde devrede olduğu, köy köy milletvekillerinin gezip seçim çalışması yaptığı, seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne zafer edasıyla dönülebildiği bir seçim olmamıştı bu zamana kadar. Bu kadar para, tehdit, vaat ve trol saldırılarının yaşandığı bir seçim görülmedi.
“KİMİN MESAJI OLDUĞU ÇOK AÇIK DEĞİL Mİ?”
– The Guardian’a yaptığınız açıklamaların ardından Ankara’dan çok sert bir tepki görmüştünüz. Cumhurbaşkanı Erdoğan veya başka bir hükümet yetkilisi sizinle direkt olarak seçimden çekilmeniz yönünde temasta bulundu mu?
O söyleşiden sonra benim sayın Erdoğan ile bir görüşmem olmadı. Bahsettiğiniz tarih Şubat 2020. Bizde henüz seçimler de ertelenmemişti. 2020’nin 5 Şubat’ında ben adaylığımı da açıklamıştım. Hemen o günlerde The Guardian’da çıkan ve bu saldırılara neden olan söylem de şuydu; aslında benim defalarca daha önce ifade ettiğim Kıbrıs Türkü’nün ne Rum tarafının bir azınlığı ne de Türkiye’nin bir vilayeti olmayı istediğini belirtmiştim. Ve Türkiye’nin de çıkarına olan sonucun Kıbrıs’ta bir çözüm olduğunu vurgulamıştım. Ve vilayetleştirme politikasının yanlışlığını, bunun korkunç bir senaryo olacağını, herkes için ifade etmiştim. Neye karşılık vermiştim bu cevabı? Kırım ilişkisi kurulmaya çalışılmıştı. ‘Rusya’nın, Putin’in Kırım’da yaptığını Erdoğan burada yaparsa?’ şeklinde bir soruya verdiğim cevaptı. Ondan sonra tabii ki bu saldırılar yoğunlaştı. Sadece ağır ithamlar ve sövgüler kullanıldı o dönemde. Benim Erdoğan ile bir temasım olmadı, bu olay üzerine. Beni Türkiye’den bir yetkili de arayıp, ‘Çekil seçimden’ falan demedi. Öyle resmi sıfatlı birileri de Milli İstihbarat Teşkilatı’nı görevlendirdiler bu iş için. Bu teşkilat kendi aklıyla iş yapabilir mi, bağlı olduğu yerden talimat almadan? Yani, ‘adaylıktan çekilsin’ söylemi herhalde bu kurumda görevli memurların ki bunlar memurdur, devletten ödenekli memurlardır, bunların siyasi bir kimliği yoktur. Bunlar siyasi makama bağlı, en azından bugün kime bağlı oldukları biliniyor. Onların talimatlarıyla görev yapan insanlardır. Dolayısıyla, evet bana Türkiye’den siyasi konumda olan birinden doğrudan böyle bir mesaj gelmedi ama bu anlattıklarımı kimin mesajı olarak algılayacaksınız? Çok açık değil mi?”
“ESAS HEDEF BENİM SEÇİLMEMİ SAĞLAMAKTI”
– Rapordaki açıklamalarınıza göre size ve Serdar Denktaş’a bir tehdit yapıldığını görüyoruz. Siz aynı partiden veya aynı siyasi görüşten insanlar değilsiniz. Neden sadece bir adayın bütün rakipleri korkutulmaya çalışıldı?
Esas hedef benim seçilmememi sağlamaktı. Serdar Bey aday olup olmamakta çok tereddütler geçirdi. İlk başlarda, pandemi nedeniyle erteleme olmadan önce, Serdar Bey aday değildi. Adaylığı daha sonra, seçim ertelendikten sonra gündeme geldi. Bu konuda herhangi bir bilgim yok, sadece tahminim şudur; Serdar Bey’in oylarının büyük oranda, o seçtirilen adaya gidebileceği ve bunu peşinen ilk turda almak istemeleri nedeniyle herhalde Serdar Bey’in aday olmamasını istediler.
“ERDOĞAN KENDİ ÇEVRESİNİ NASIL YÖNETİYORSA BURAYI DA ÖYLE YÖNETMEK İSTİYOR”
– Niye özellikle Ankara sizin kazanmamanızı istedi ya da başka bir adayın kazanmasını istedi? Ankara’nın, Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı olmasından çıkarı neydi? Ne hedefliyor Ankara sizce?
Benim görebildiğim ölçüler içerisinde durum şudur; bunun için birkaç neden söyleyebilirim. Ankara demeyelim ama Ankara’nın tek hâkimi konumundaki kişi olarak sayın Erdoğan, orada kendi çevresini nasıl yönetiyorsa burayı da öyle yönetmek istiyor. Ortak akıl denen bir şeyle hareket etmek yerine, ‘burada ayrı bir yapı var ve biz de bu yapıyı tanıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti olarak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, küçük de olsa ayrı bir varlıktır ve biz bunu dünyaya da tanıtmak istiyoruz. Ve en başta da biz tanıyoruz. Onun dediği de önemlidir, oturalım, konuşalım, ortak akılda buluşalım’ yerine ‘ben ne dersem o olacak’ mantığı.
İkinci önemli neden; Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs sorununda Crans-Montona’dan sonra, ‘oh be artık kurtulduk bu işten, yeniden o dar boğaza girmeyeceğiz, Akıncı giderse’ anlayışı hâkim oldu. Çünkü ben bu durumun ne bize ne Türkiye’ye aslında bir yarar getirmeyeceğini görüyorum. Bu statükonun kökleşmesi demek, Rumların tek başlarına bu adada, uluslararası hukuk içindeki hakimiyetlerinin devamı demek. Bu mevcut durumun devamı demek. Kıbrıslı Türklerin bir varlık olarak, siyaseten Rumlara eşit bir varlık olarak, bu adada yaşamalarının söz konusu olmaması demek. Ambargolar altında yaşamaya devam etmesi demek. Genç insanlarımızın bir gelecek bulamaması ve bir gelecek belirsizliği içinde bu adadan göç yollarına düşmesi demek.”
HABER MERKEZİ


















