Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı sonrası başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, devletin henüz bir adım atmamış olması tepkilere neden oluyor. 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde kongresini toplayarak fesih ve silah bırakma kararı alan ve bu kararı pratiğe döken Apocu Hareket Yönetimi’nin attığı adımlara karşılık “silahsızlanma tamamlanmadı” gerekçesini öne süren devletin yaklaşımı birçok kesim tarafından “oyalama” politikası olarak değerlendiriliyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Başkanı ve Eş Genel Başkan Yardımcısı Ercan Yılmaz, sürece dair değerlendirmelerde bulundu.
‘TOPLUMA KULAK VERİLSE ÇÖZÜM HIZLANIR’
Sürecin başladığı günden bu yana çok tarihi gelişmelerin yaşandığını belirten Yılmaz, bundan sonraki süreçte arkaya bakmadan ileriye doğru ne yapılabileceğinin tartışılması gerektiğini söyledi. Artık bazı somut adımların atılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, hasta, siyasi nedenlerle cezaevinde tutulan tutsaklar, Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması, kayyım politikalarına son verilmesi gibi kimi pratik adımların yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmadan atılabileceğine dikkat çekti.
“Devlet topluma, toplumun beklentilerine kulak verirse, bu meselenin çözümü biraz daha hızlanabilir” diyen Yılmaz, silah bırakanlarının durumunun ne olacağının toplum tarafından ciddi anlamda tartışıldığını belirtti. Daha önceki çözüm süreçlerinde silah bırakarak, Türkiye’ye gelen PKK’lilerin tutuklandığını hatırlatan Yılmaz, “PKK içinde faaliyet yürütüp, silah bırakan kişilerin dönmelerinin koşulları oluşmadan, ‘Neden silah bırakılmıyor?’ ya da ‘Silah bırakılmadığı için Kürt meselesinin ortaya çıkardığı durumları çözmeyiz’ demek toplumda bir karşılık bulmuyor. Topluma mantıklı gelmiyor. Bu nedenle öncelikle bu silah bırakmanın koşullarının oluşturulması gerekiyor” diye belirtti.
‘BARIŞ UMUDU ZEDELENİYOR’
Yaşanan sürecin dünyadaki diğer çözümlerden farklı olduğunun belirten Yılmaz, “Evet doğru ama bu a-tipiklik bu kadar uzun sürmemeli. Sürecin bütün aşamasının a-tipik gitmemesi gerekiyor. Bazı aşamalarda devletinde, Kürt hareketinin de diğer dünya örneklerinden faydalanması gerekiyor. Mesela önemli aşamalardan biri entegrasyon meselesi. Daha önce PKK militanlarının yer aldığı gruplar Türkiye’ye döndü ama şu anda Türkiye’nin bütün örgüt militanlarının geri dönüşüyle ilgili bir tecrübesi yok. Bu konuda tecrübesi olan ülkeler var. Bu ülkelerin bu süreçleri nasıl işlettiğine dair oradaki tecrübelerden faydalanılabilinir. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde ‘Silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon bölümü’ diye bir bölüm var. Tam da bugün konuştuğumuz konuları çalışan bir bölüm. Türkiye’nin BM’nin bu bölümünde faaliyet yürüten uzmanlardan, bu faaliyetleri yürüttükleri ülkelerden faydalanması gerekiyor. Mesela Demokratik Kongo Cumhuriyeti örneği olabilir. BM’nin orada yoğun bir şekilde çalışması olmuştu ve yaklaşık 150 bin silahlı militan silahlarını bırakarak, entegrasyon, silahsızlanma ve terhis sürecine girmişti. Bunun birçok boyutunun çalışılması ve Türkiye’nin bir program ortaya koyması gerekiyor. Buna bir hazırlık yapmak gerekirken, gidip gelip meselenin silahların bırakılmamasına endekslenmesi; süreci uzatan ve bununla birlikte barış umudunu zedeleyen bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de ifade, örgütlenme özgürlüğünün önünün açılması, geçmişle yüzleşmenin sağlanması gerektiğini belirten Yılmaz, adil yargılanma hakkının tesisi, hukuk devleti ilkesinin sağlanmasının tamamının demokrasinin ilerlemesine neden olacak gelişmeler olduğunu söyledi. Yılmaz, süreçten bağımsız olarak Türkiye’nin anayasasında taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde taahhüt altına aldığı ilkelerin sağlanması için bu adımların atılması gerektiğini vurguladı.
‘SOMUT ADIMLARIN OLMASI LAZIM’
İktidarın, “Silahı bir kenara bıraksınlar, şiddet ortamı sona ersin, ondan sonra oturup konuşuruz” yönündeki sözlerini hatırlatan Yılmaz, “Yaklaşık 20 aydır silah yok. Şükür ki hiçbir can kaybı, çatışma yok. Şimdi artık bu konuşma sürecinin başlaması gerekiyor. Bu 20 aylık süreçte yaşam hakkı ihlallerinin neredeyse durma noktasına gelmesinden kaynaklı mutluyuz ancak yurttaşların hayatına etki edecek somut adımların olması gerekiyor. Çocuğu Kürt meselesinden kaynaklı hapishanede olan ailenin henüz barış sürecinin evine yansıyan olumlu bir yönü yok. Seçme-seçilme hakkı ihlal edilen yurttaşın hala bu barış meselesinden elde ettiği bir pozitif yön yok. 90’lı yıllarda yakınlarını kaybeden yurttaşların bu adalet arayışlarına ilişkin sürecin getirdiği olumlu bir etki ne yazık ki hala yok. Bunlar olmadığı zaman toplum bu sürecin içinde kendini hissetmez ve bu sürece olan destek azalır. Toplum desteğinin olmadığı bir sürecin kalıcı barışa evrilmesi çok zordur” ifadelerini kullandı.
‘DEMOKRATİK ÜLKE’ İSTEĞİ
Çatışmasızlık halinin ne kadar kıymetli olduğunun topluma hatırlatılması gerektiğini dile getiren Yılmaz, daha önceki süreçleri anımsattı. Daha önceki süreçlerin başarıya ulaşmamasının topluma neler kaybettirdiğini sıralayan Yılmaz, “Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasını istiyoruz ve herkesin kendi kimliğiyle yaşayabildiği bir toplum istiyoruz. Bunun da sağlanmasının en önemli adımı Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümüdür. Kürt meselesi Türkiye’de demokratik yollarla çözüldüğü zaman, Türkiye devletini yöneten aklın zihnindeki bir bariyer yıkılmış olacak; hak ve özgürlükler olabildiği kadar genişleyecek” diye belirtti. İHD olarak bu güne kadar süreç bağlamında yaptıkları çalışmaları hatırlatan Yılmaz, önümüzdeki süreçte de özellikle yasal mevzuat düzenlenmesi konusunda hukuk örgütleri ve barolarla bazı çalışmalar yapmayı hedeflediklerini söyledi.
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel
MA

















