HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, Bakanlar Komitesi’nin “umut hakkı”na dair tutumunu eleştirerek, Türkiye’ye basınç oluşturulması gerektiğini vurguladı. Beştaş, “Sayın Öcalan’ın statüsünün yasal kabulü sürecin selameti açısından zorunlu” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullu salıverilme imkanı olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet verilmesine dair “ihlal” kararına dair 12 yıldır herhangi bir düzenleme yapılmazken, gözler Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde. AİHM kararlarının yerine getirilip getirilmediğine dair denetleme yetkisi bulunan Bakanlar Komitesi, Haziran ayında yaptığı toplantıda, “umut hakkı” olarak da bilinen ihlal kararı gündemine almadı. Komite’nin Eylül ayındaki toplantısında konuyu gündemine almayacağı belirtilirken, 2027 toplantısında da gündeme alıp almayacağı bilinmiyor.
Aynı zamanda hukukçu olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, 12 yıldır herhangi bir düzenleme yapılmaması ve Bakanlar Komitesi’nin bu konudaki tutumunu değerlendirdi.
‘KOMİTE KARARI DENETLEMELİ’
Meral Danış Beştaş, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf olmasına rağmen sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmede direnç gösterdiğini söyledi. Politik nedenlerle bazı dosyalarda AİHS kararlarına uygun hareket edilmediğine dikkati çeken Meral Danış Beştaş, “Bunlardan bir tanesi de Sayın Öcalan’ın ‘umut hakkı’nın tanınmasına dair AİHM kararıdır. Aradan geçen bunca yıla rağmen hala iç hukukta bir adım atılmış değil. Bakanlar Komitesi daha önce bu konuyu gündemine aldı ve Türkiye’ye mevzuat değişikliği için süre tanıdı. Bu süre zarfında bir adım atılmadı. Bakanlar Komitesi 9-11 Haziran’da toplandı. Çünkü artık yaptırım aşamasında. Bu üyelikten çıkarmaya kadar varabilecek bir aşama” diye konuştu.
Komitenin son toplantıda konuyu gündeme almamasını eleştiren Meral Danış Beştaş, “Bakanlar Komitesi’nin mutlaka bunu takip etmesi gerekiyor. Bir kararın verilmesi yetmez, kararın takibi gerekir. Uygulanmasını denetlemek lazım ve politik olarak da basınç uygulamak lazım. Şöyle bir realite de var; uluslararası ilişkiler maalesef çıkarlara dayalı ilişkilerdir. Ülkeler arasındaki anlaşmalar bu konuda jeopolitik değerlendirmelere göre farklılık arz edebiliyor. Türkiye’ye karşı pozitif bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkün. Suriye’den gelen göçlerin Avrupa’ya yönelmemesi noktasındaki ilişkiler uzun yıllardır tartışılan konular. Türkiye’yi ‘siyasi karar veriyorsunuz’ diye eleştiriyoruz ancak bunun bir uzantısı uluslararası zeminde hayat buluyor. Bu yönüyle bunu eleştiriyorum, kendi kararlarını denetlemeleri lazım. Bunun uygulanması için aktif bir takip lazım ve zorlamaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘UMUT HAKKI YASAYA KONULMALI’
“Umut hakkı”nın hukukta “emredici bir karar” olduğunu belirten Meral Danış Beştaş, “Hukukta uygulanabilir’ denmiyor, emredicidir. Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası var. Sadece Sayın Öcalan değil, binlerce mahpus şu anda bu cezayla cezalandırılmış. Bu, hiçbir zaman dışarı çıkma ihtimali olmaması demek. Bunun yasada mutlaka tanımlanması gerekiyor. Bu, adı konulmamış bir idam cezası. Türkiye bir an önce ‘umut hakkı’na dair düzenleme yapması gerekiyor. Yasalara konulması gerekiyor” diye belirtti.
Türkiye’nin herhangi bir ikaz gelmeden “umut hakkı”nı uygulaması gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Türkiye AİHS’e taraf olmakla birlikte sözleşme hükümlerini de kabul etmiş oluyor. İlla bir kişinin başvurması, karar alması, Bakanlar Komitesi’ne gitmesine gerek yok. Ama şimdi geldiğimiz aşamada karar da verilmiş, karar da kesinleşmiş, itirazlar reddedilmiş. Bakanlar Komitesi’nin önüne gitmiş. Zaten uygulanması gerekiyor ve Türkiye’nin orayı beklemesine gerek yok. Kendi halkı için, kendi yurttaşları için bu adımları atması gerekiyor” dedi.
‘STATÜ SÜRECİN SELAMATİ İÇİN ZORUNLU’
Abdullah Öcalan’ın hem bir halkın önderi hem de barış için temel siyasi aktörlerden biri olduğunu dile getiren Meral Danış Beştaş, şöyle devam etti: “Kürt meselesinin çözümünde bu sürece öncülük etmesi sadece Kürt halkı için değil, Türkiye’deki bütün halklar için çok önemli bir olanak. Diğer yandan Sayın Öcalan’a ilişkin kullanılan dil değiştirilmiyor. Hala ilgili medya organları, hem iktidar kanadında, hem de bir kısım muhalefet kanallarında farklı nitelemelerle Sayın Öcalan’dan söz ediliyor. Bu da kendi içinde çok ciddi bir çelişki barındırıyor. Yani bir yandan süreci yürütecek ve Cumhur İttifakı’nın bir ortağı ‘bu sürecin siyasi koordinatörü olsun’ diyerek, diğer yandan kanallar ve medya organları kutuplaştırıcı ve ötekileştirici dili kullanmaya devam edecek. Bunun bir açıklaması yok. Bir samimiyet gerekir. Sayın Öcalan’ın statüsünün yasal kabulü ve bunun zeminin yasalarda yer alması, bu sürecin selameti açısından mutlak surette zorunludur. Bunun aksi düşünülemez.”
MA / Melik Varol

















