Ayşe Hür ve Veysi Sarısözen’in polemiği hakkında yazan Mehmet Münir, “Demek ki, Sarısözen’in Ayşe Hür’ün konuşmasını eleştirmek için Cemil Bayık’tan “emir” alması gerekmemektedir. Medyaya bakmasının ve Ayşe Hür’ün çözüm karşıtı tutumuna yönelik eleştirilerden “ilham almasının” Sarısözen için yeterli olacağı açıktır.” Dedi. “Tarihçi Ayşe Hür, Türkiye’nin somut tarihsel durumunu, işi devlet ve Öcalan’ın çözüm karşıtı devrimcilere karşı savaş açtığı bir ‘tarihsel dönem’ olarak tasvir etmeye kadar vardırmış.” diyen Münir’in yazısının tamamı şu şekilde:
Ayşe Hür meslekten tarihçi değil, “alaylı” tarihçi. Kabul etmek gerekir ki, meslekten tarihçilere taş çıkartır. Ancak bilimsel tarih okumaları metodolojisine yeterince sahip olmadığı için, kimi tarihi olaylar arasında keyfi bağlar kurduğu da olur.
Veysi Sarısözen’in kendisini eleştiren bir yazısını, Cemil Bayık’ın “emriyle” yazdığını ilan etmiştir. Bunun kanıtı olarak da Bayık’ın son röportajındaki kimi aydınları eleştiren görüşlerle Sarısözen’in yazısındaki Ayşe Hür’ü eleştiren görüşler arasındaki “benzerliği” göstermiştir.
Elbette bir tarihçi, böyle durumlarda “benzerliği” dikkate alacaktır. Hatta yazılarında “benzerlik” olan iki yazar arasında bir “emir-komuta” ilişkisi olduğu sonucuna da varabilecektir. Şu şartla: Bu “benzerlik” o güne kadar kimsenin dile getirmediği bilinmeyen bir “benzerlik” ise. Cemil Bayık’ın Ayşe Hür gibi aydınlarla ilgili görüşü, ilk defa dile getirilen bir görüş değildir. Nitekim Ayşe Hür Sarısözen’in eleştirdiği konuşmasında çözüm sürecine “taş koyduğu” için Apocular tarafından linç edildiğinden, kah kahkalar atarak, kah üzülmüş pozlar takınarak dile getirmiştir.
Bir de en sıradan tarihçinin yapmayacağı bir tuhaflık yapmıştır: Sarısözen’in yazısı, Ayşe Hür’ün işaret ettiği Cemil Bayık’la yapılan röportajdan günler önce yazılmıştır. Önce yazılan bir yazının, sonra yayınlanan bir röportaj sahibinden emir alınarak yazıldığını söylemek için “kronoloji” diye bir şeyden o kişinin haberinin olmaması gerekir. Ya da Sarısözen’in, MİT’i filan atlatarak KCK eş başkanıyla Kandil’de buluştuğu ya da haberleştiği ile ilgili çok kirli bir “ihbarcılığa” yeltenmiş olması icap eder.
Demek ki, Sarısözen’in Ayşe Hür’ün konuşmasını eleştirmek için Cemil Bayık’tan “emir” alması gerekmemektedir. Medyaya bakmasının ve Ayşe Hür’ün çözüm karşıtı tutumuna yönelik eleştirilerden “ilham almasının” Sarısözen için yeterli olacağı açıktır.
Meslekten olmasa bile özgün bir tarihçi olarak Ayşe Hür’ün, kendisi sanki “tarihte” ilk defa eleştiriliyormuş, bu “ilk defa eleştirinin” gizli kaynağının da Cemil Bayık olduğunu, derin “tarih” araştırmasıyla keşfetmiş gibi, Sarısözen’i Bayık’ın “emir eri” olarak ilan etmesi, eğer tarih bilimse, tarih bilimini altüst eden bir şarlatan olduğunu ortaya koymuştur.
Ama daha enteresan olan ise, gerek Cemil Bayık’ı, gerekse Veysi Sarısözen’i “ihbarcılıkla” suçlamasıdır. “Tarihteki” bu eşine rastlanmayan “ahlak dışı” ihbarcılık nasıl bir şeydir? Ayşe Hür’e göre, Bayık ve Sarısözen, Ayşe Hür’ü, hatta kendisi gibi çözüm sürecine “taş koyduğunu” iddia ettiği ESP’lileri “çözüm sürecine taş koyan” kişiler olarak devlet organlarına ihbar etmişmiş.
Tarihçi Ayşe Hür, böylece tarihin şahit olmadığı bu “ihbarcılık hadisesini” derin tarihi araştırmaları sonucunda gün yüzüne çıkarmış bir tarihçi olarak tarihe geçmiştir. Ayşe Hür’e göre Türk devleti ve Öcalan “çözüm sürecini”, Kürt halkına düşmanlık olsun diye başlatmış, bu hain saldırıya “taş koyan” çözüm karşıtları ise devletin operasyonlarıyla yüz yüze gelmiş, Bayık ve Sarısözen de Ayşe Hür’ü tutuklasınlar diye “ihbarcılık” yapmışlarmış.
Tarihçi Ayşe Hür, Türkiye’nin somut tarihsel durumunu, işi devlet ve Öcalan’ın çözüm karşıtı devrimcilere karşı savaş açtığı bir “tarihsel dönem” olarak tasvir etmeye kadar vardırmış. Çözüm yanlısı güçlere karşı devlet değil de, çözüm karşıtı güçlere karşı devlet operasyon çekiyormuş. “Ayşe Hür tarihi altüst ediyor” diye bir kitap yazılsa yeridir.
“Çözüm sürecine taş koyan” kahramanlar kimlerdir? Başta elbette Erdoğan’dır. Sonra Boris Karlof’u andıran İyi Partinin Führeri’dir, onun yanında 27 Mayıs darbesinin en genç cuntacısı Muzaffer Özdağ’ın Zafer Partili mahdumudur. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e savaş açan “Kuvvacı” Yılmaz Özdil’dir, Sözcü grubudur, Cumhuriyet’te yazan sahte SİP/“TKP” elemanı Kalkandelen’dir. Saymakla bitmez ve çözüm süreci devletin içindeki, Ayşe Hür’ün dalga geçtiği “norm dışı devlet” terimiyle işaret edilen derin devlet tarafından tıkanma tehlikesiyle yüz yüze gelmiştir. Hedeftekileri saymamız gerekmez. Sadece şunu söyleyelim: Sarısözen’in Ayşe Hür’ü eleştirdiği Yeni Özgür Politika Türkiye’de devlet tarafından yasak edilmiştir. “Anlaşıldığına göre” Ayşe Hür’ün konuştuğu medyalar bir hayli “hürdür.”
Gerçek böyle olduğu halde, Ayşe Hür içinde bulunduğumuz bu “tarihi” dönemi çözüm sürecine “taş koyan” yukarıdaki kahramanlarla Cemil Bayık ve Veysi Sarısözen gibi “ihbarcılar” arasında mücadele dönemi olarak görmekte, yapılan ihbarlar sonucu Ayşe Hür de içinde bu kahramanların tehlikede olduğunu anlatmaktadır.
Dönemin bu analizi, Ayşe Hür’ün tarihçi olmadığını, bir tarihçi şarlatan olduğunu gözler önüne sergilemekte.
Bu durumda “tarihçiye” yakışmayan bir “tarihi” tekerlemeyle, Ayşe Hür Sarısözen’in “akım (yani temizim) derken, b..kum dediğini” yazarak, “nezih mi kerih mi” olduğuna siz okurlarımızın karar vereceği bir yakıştırma yapmıştır. Eleştiriye olanca sertlikte yanıt vermeye bir şey denemez ama, muhatabının “b..k” olduğunu söylemek tarihçilerin değil, lümpenlerin işidir.
Acaba “akım derken, yani çözüm sürecine taş koydum derken, asıl lağımda yüzenin kendisi olduğunu Ayşe Hür itiraf etmiş olmuyor mu?
TARİHÇİ AHLAKLI OLMALIDIR.
Bitirirken Ayşe Hür’e, Sarısözen’in eleştirdiği program esnasında kimlerin attıkları sayısız tweetlerde kendisini hararetle ve Kürt özgürlük hareketine hakaretler eşliğinde övgüler düzdüğüne bakmasını tavsiye ederiz.
İnsan kendisini övenlerin aynasında kendini seyretmelidir.

















