Künye   Hakkımızda
16 Ağustos 2026, Pazar
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
  • DOSYA
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Mehmet Ali Alçınkaya’dan “Tarihin Doğru Yerinde Durma” Çağrısı

TKP ve TİP geleneğinden emek ve barış mücadelesine, İHD deneyiminden Kürt Özgürlük Hareketi’ne uzanan siyasal mücadele yürüyüşünü anlatan Mehmet Ali Alçınkaya, kaleme aldığı yazıda sosyalizm, demokrasi, barış, kimlik ve özgürlük mücadelesinin ortak bir zeminde buluşması gerektiğini vurguladı. Alçınkaya, geçmişin hatalarıyla yüzleşmenin ve demokratik toplumun inşasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirtti.

16 Ağustos 2026
Mehmet Ali Alçınkaya’dan “Tarihin Doğru Yerinde Durma” Çağrısı
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Mehmet Ali Alçınkaya, “Tarihin Doğru Yerinde Durmak” başlıklı yazısında, Kürt Alevi bir aileden gelen kimliğinin yanı sıra TKP, TİP ve TBKP geleneği, sendikal mücadele, İGD, İHD, Türkiye Barış Meclisi ve Kürt Özgürlük Hareketi içerisindeki deneyimlerini değerlendirdi. Alçınkaya, farklı mücadele alanlarının birbirinden kopuk değil; eşitlik, özgürlük, adalet, emek, barış ve demokratik toplum arayışının farklı tarihsel uğrakları olduğunu savundu. Geçmişin romantikleştirilmemesi gerektiğini belirten Alçınkaya, eleştiri ve özeleştirinin mücadele mirasını güçlendireceğini ifade etti.

Alçınkaya’nın yazısının tamamı şu şekilde:

TKP, TİP ve TBKP Geleneğinden Kürt Özgürlük Hareketi’ne, Emek ve Barış Mücadelesinden Demokratik Toplumun İnşasına Uzanan Bir Mücadele Yürüyüşüm;

Bir insanın siyasal yaşamı yalnızca içinde bulunduğu parti, örgüt, sendika ve mücadele alanlarının toplamından ibaret değildir. Asıl mesele, bütün bu deneyimlerin insanı nasıl değiştirdiği, hangi hakikatlerle yüzleştirdiği, hangi yanlışlardan ders çıkarmayı öğrettiği ve insanı nasıl bir toplumsal gelecek kurma iradesine taşıdığıdır.

Benim mücadele yürüyüşüm de böyle bir tarihsel süreklilik içerisinde şekillendi.

Bu yürüyüşün köklerinde, Kürt Alevi bir aileden gelmenin; devletin inkâr, asimilasyon ve tekçi politikalarının yarattığı tarihsel baskıları yaşamanın; buna karşı kimliği, dili, kültürü, inancı ve insan onurunu savunma mücadelesinin önemli bir yeri vardır.

Ana ve baba tarafından gelen TKP ve TİP geleneği, sosyalist düşünceyle ve emek mücadelesiyle kurulan siyasal hafızamın temel taşlarından biri oldu. Bu gelenek; eşitlik, adalet, emek, özgürlük ve sömürüye karşı mücadele anlayışını yaşamın temel değerleri hâline getirdi.

Kürt Alevi bir aileden gelmenin taşıdığı deneyim ise bu siyasal arayışa başka bir boyut kattı: Devletin tekçi anlayışının insanın kimliğine, diline, kültürüne ve inancına müdahalesini yaşayarak görmek ve buna karşı direnmenin gerekliliğini kavramak.

Bu nedenle benim açımdan asimilasyona karşı mücadele yalnızca kültürel bir hak mücadelesi değildir. Aynı zamanda insanın kendi hakikatiyle yaşama, kendisi olma ve kendi kimliğiyle özgürce var olma mücadelesidir.

Bu mücadele zaman içerisinde TKP ve TİP geleneğinin sosyalist eşitlik anlayışıyla; TBKP deneyimiyle; T. Maden-İş ve DİSK’in emek mücadelesiyle; İGD’nin gençlik dinamizmiyle; İHD’nin insan hakları çizgisiyle; Türkiye Barış Meclisi’nin barış arayışıyla; Kürt Özgürlük Hareketi’nin özgürlük mücadelesiyle ve demokratik siyasetin toplumsal örgütlenme anlayışıyla buluştu.

Bugün bütün bu tarihsel birikime baktığımda, bunları birbirinden kopuk siyasal tercihler olarak değil; özgürlük, eşitlik, adalet, sosyalizm, kimlik, inanç, emek, barış ve demokrasi arayışının farklı tarihsel uğrakları olarak değerlendiriyorum.

Ancak bu tarihsel yürüyüşü doğru anlamanın yolu geçmişi romantikleştirmekten veya kendimizi geçmişin bütün hatalarından azade görmekten geçmiyor.

Tam tersine, geçmişe sahip çıkmak onunla yüzleşmeyi; mücadele mirasını savunmak eksikliklerini aşmayı; geleceği kurmak ise kendimizi sürekli yenilemeyi gerektiriyor.

KÜRT ALEVİ BİR AİLENİN HAFIZASINDAN MÜCADELEYE

Kürt Alevi bir aileden gelmek, benim için yalnızca bir kimlik tanımı değildir. Aynı zamanda tarihsel bir hafızanın, kültürel bir mirasın, inanç dünyasının ve devletin tekçi politikaları karşısında yaşanan deneyimlerin taşıyıcısı olmaktır.

Kürt olmak; uzun yıllar boyunca inkâr edilen, dili ve kültürü baskılanan bir halkın tarihsel gerçekliğiyle yüzleşmektir.

Alevi olmak; inancını ve yaşam kültürünü çoğunlukçu, tekçi ve devlet merkezli anlayışların baskısı altında korumaya çalışan toplulukların hafızasını taşımaktır.

Kürt Alevi olmak ise bu iki tarihsel gerçekliğin kesiştiği yerde, kimliğe, dile, kültüre ve inanca yönelik baskıların yarattığı çok katmanlı bir deneyimi yaşamaktır.

Bu nedenle asimilasyon benim açımdan soyut bir kavram değildir.

Asimilasyon; insanın kendi dilini konuşmaktan çekinmesi, kültürünü saklamak zorunda bırakılması, inancını özgürce yaşayamaması ve zamanla kendi kimliğine yabancılaştırılmasıdır.

Asimilasyon yalnızca geçmişe ait bir devlet politikası olarak da görülemez. İnsanların hafızasına, diline, kültürüne ve kendisini ifade etme biçimine müdahale eden politikalar, farklı biçimlerde asimilasyonun yeniden üretilmesine yol açabilir.

Bu nedenle mücadelemizin amacı yalnızca geçmişte yaşanan haksızlıkları anlatmak değil; inkârı, tekçiliği ve asimilasyoncu zihniyeti aşacak demokratik bir yaşamı birlikte kurmaktır.

ASİMİLASYONA KARŞI MÜCADELE, KENDİ HAKİKATİNE SAHİP ÇIKMAKTIR

Asimilasyona karşı mücadele başkasına düşman olmak değildir.

Kendi dilini, kültürünü, inancını ve kimliğini savunmak; başka halkların, inançların ve kimliklerin özgürlüğünü reddetmek anlamına gelmez.

Tam tersine, kendi özgürlüğünü savunurken başkasının özgürlüğünü de savunabilmektir.

Bu nedenle Kürt kimliğinin ve Alevi inancının özgürlüğünü; Türk halkının, diğer halkların ve bütün inanç gruplarının özgürlüğünden ayrı düşünmüyorum.

Asimilasyonun karşısına başka bir tekçilik koymak istemiyoruz.

Bizim istediğimiz, farklılıkların özgürce yaşadığı demokratik bir ortak yaşamdır.

Kürtçenin konuşulmasının, Alevi inancının yaşanmasının, farklı kültürlerin kendisini ifade etmesinin ve insanların kendi kimliğiyle var olmasının tehdit olarak görülmediği bir toplum istiyoruz.

Çünkü gerçek özgürlük, herkesin kendisi olabildiği yerde başlar.

ANA VE BABA TARAFINDAN GELEN TKP VE TİP GELENEĞİ

Ana ve baba tarafından gelen TKP ve TİP geleneği, sosyalizmle kurduğum ilişkinin tarihsel ve düşünsel köklerinden biridir.

Bu miras, emeğin yanında durmayı, haksızlık karşısında susmamayı, eşitlik ve adalet arayışını, sömürüye karşı çıkmayı ve ezilenlerin haklarını savunmayı bir yaşam sorumluluğu olarak kavramamda önemli bir rol oynadı.

Fakat bugün bu mirasa sahip çıkmanın yolu onu kutsamak değildir.

TKP ve TİP geleneğinin sosyalist, eşitlikçi ve emekçi özünü savunurken, geçmiş sosyalist hareketlerin kendi dönemlerinin koşulları içerisinde taşıdığı dogmatik, merkeziyetçi, devlet merkezli ve toplumun çoğul gerçekliğini yeterince kavrayamayan yönleri de eleştirebilmeliyiz.

Özellikle Kürt halkının tarihsel gerçekliğinin ve Alevi toplumunun özgün kimlik ve inanç deneyiminin yeterince kavranamaması, Türkiye sosyalist hareketinin aşması gereken önemli eksikliklerden biridir.

Eleştiri burada mirası reddetmek değil, mirasın özgürlükçü ve eşitlikçi özünü koruyarak onu aşmaktır.

Çünkü sosyalizm, insanın kimliğini ve farklılığını silerek değil; insanı, toplumu ve doğayı özgürleştirerek anlam kazanır.

Bugün benim için sosyalizm; demokrasiyle, özgürlükle, barışla ve toplumun kendi kendisini örgütleme iradesiyle birlikte düşünülmesi gereken bir yaşam ve mücadele perspektifidir.

EMEĞİN, KİMLİĞİN VE ÖZGÜRLÜĞÜN ORTAK MÜCADELESİ

T. Maden-İş ve DİSK deneyimi, sosyalist düşüncenin hayatın somut gerçekliğiyle buluştuğu önemli mücadele alanlarıdır.
Buradan öğrendiğimiz temel gerçek şudur:

Emeği sömürülen insanın özgürlüğü ile kimliği inkâr edilen insanın özgürlüğü birbirinden ayrı değildir.

Bir insanın ekmeği için mücadele etmek ne kadar önemliyse, kendi diliyle konuşabilmesi, kültürünü yaşayabilmesi ve kimliğiyle özgürce var olabilmesi de o kadar önemlidir.

Bu nedenle sınıf mücadelesini kimlik mücadelesinin karşısına, kimlik mücadelesini de sınıf mücadelesinin karşısına koyan anlayışları aşmak gerekir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; emeğin, kimliğin, inancın, kültürün ve özgürlüğün birbirini tamamlayan demokratik mücadele alanları olduğunu kavrayabilmektir.

Sosyalizm, yalnızca ekonomik eşitsizliğe karşı çıkmak değil; insanın bütün yaşam alanlarında özgürleşmesini savunmaktır.

İGD’DEN İHD’YE: MÜCADELENİN GENİŞLEYEN UFUKLARI

İGD deneyimi gençliğin toplumsal değişimdeki rolünü; İHD ise insan hakları mücadelesinin evrensel niteliğini ortaya koydu.

Gençlik yalnızca geleceğin değil, bugünün de öznesidir.

İnsan hakları ise hiçbir partiye, örgüte, halka veya inanca ait değildir.

İnsan hakları, insanın insan olmaktan kaynaklanan özgürlüğünün ve onurunun savunulmasıdır.

Bu perspektif, mücadele anlayışımı daha da genişletti.

Mesele yalnızca ekonomik sömürü değildi. Kimlik, dil, kültür, inanç, kadın özgürlüğü, gençlik, ekoloji, insan hakları, barış ve demokratik siyaset de özgür toplumun kurucu meseleleri hâline geldi.

KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİYLE TARİHSEL YÜZLEŞME

Kürt Özgürlük Hareketi ile buluşma, bu tarihsel yürüyüşün en önemli dönemeçlerinden biri oldu.
Kürt Alevi bir aileden gelen ve TKP-TİP sosyalist geleneğinin içinden yürüyen biri açısından bu buluşma, farklı mücadele damarlarını ortak bir tarihsel zeminde yeniden değerlendirme imkânı yarattı.

Kürt sorununun gerçekliğiyle yüzleşmek yalnızca devlet politikalarını eleştirmek değildir. Aynı zamanda Türkiye sosyalist hareketinin kendi tarihsel eksiklikleriyle de yüzleşmesidir.

Kürt halkının özgürlük talebini yeterince kavrayamayan, Kürt sorununu sınıf sorunundan sonra ele alınması gereken ikincil bir mesele olarak gören anlayışların aşılması gerekir.

Çünkü Kürt sorunu, Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel meselelerinden biridir.

Kürt halkının dili, kültürü, kimliği ve demokratik siyaset hakkı güvence altına alınmadan demokratik toplum kurulamaz.

Aynı şekilde Alevi toplumunun inanç ve kimlik özgürlüğü güvence altına alınmadan gerçek bir demokratikleşmeden söz edilemez.

Bu nedenle mücadelemizin yönü açıktır:

İnkâr yerine tanıma; asimilasyon yerine özgürlük; tekçilik yerine çoğulculuk; baskı yerine demokratik siyaset; çatışma yerine barış.

ALEVİLİK, KÜRTLÜK VE DEMOKRATİK ORTAK YAŞAM

Kürt Alevi kimliğinin özgürce yaşanması, başka kimliklerin karşısına konulacak bir ayrıcalık talebi değildir.

Tam tersine, herkesin kendi kimliğiyle eşit yaşadığı demokratik bir toplum talebidir.

Alevi toplumunun inanç ve kültürünün eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınması; Kürtçenin ve diğer dillerin özgürce yaşatılması; kültürel hafızanın korunması ve devletin tek bir kimliği veya inancı topluma dayatmaktan vazgeçmesi demokratik toplumun gereğidir.

Devletin görevi kimlikleri ve inançları biçimlendirmek değil, bütün kimliklerin ve inançların özgürce yaşamasının koşullarını yaratmaktır.

Demokratik toplumun özü de burada ortaya çıkar.

BARIŞ, DEMOKRASİ VE SOSYALİZM: MÜCADELENİN BÜTÜNLÜĞÜ

Bütün bu tarihsel deneyimler, benim açımdan üç temel değerin birbirinden koparılamayacağını gösterdi:
Barış, demokrasi ve sosyalizm.
Sosyalizm, demokrasi olmadan özgürlükçü bir toplumsal düzen yaratamaz.

Demokrasi, barış olmadan kalıcılaşamaz.

Barış ise adalet, eşitlik ve özgürlük olmadan kalıcı bir toplumsal zemine kavuşamaz.

Bu nedenle barış mücadelesini sosyalizmden, demokrasi mücadelesini emek mücadelesinden, kimlik özgürlüğünü toplumsal özgürlükten koparmıyorum.

Türkiye Barış Meclisi deneyimi de bize savaşın yalnızca insanları öldürmediğini; toplumların hafızasını, kültürünü ve geleceğini yaraladığını gösterdi.

Barış yalnızca silahların susması değildir.

Barış; kimliğin özgürce yaşanması, dilin ve kültürün korunması, inançların güvence altına alınması, siyasal iradenin tanınması, adaletin sağlanması ve demokratik siyasetin önünün açılmasıdır.

“Ne kölelere layık bir barış ne de mezarda bir barış istiyoruz.”

İstediğimiz; özgür insanların, eşit halkların, farklı inançların ve demokratik toplumun barışıdır.

Kalıcı barış, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüyle mümkündür.

Demokrasi, halkların ve toplumların kendi iradesini özgürce ortaya koyabilmesidir.

Sosyalizm ise bu özgürlüğü ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamın bütün alanlarına taşıma iddiasıdır.

Bu nedenle bugün savunduğumuz mücadele çizgisi; barış içinde demokrasiye, demokrasi içinde özgürlüğe ve özgürlük temelinde demokratik sosyalizme uzanan bütünlüklü bir mücadeledir.

DEMOKRATİK CUMHURİYET VE DEMOKRATİK ULUS

Bütün bu deneyimler bizi Demokratik Cumhuriyet ve demokratik ulus perspektifine taşıdı.

Demokratik Cumhuriyet, devletin yalnızca biçimsel olarak demokratikleşmesi değildir. Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin demokratik temelde yeniden kurulmasıdır.

Toplumun kendi sözünü söylemesi, kendi iradesini oluşturması ve kendi yaşamı hakkında karar verebilmesidir.

Demokratik ulus ise tekçi ulus anlayışının karşısına farklılıkların özgür birlikteliğini koyar.

Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes ve bütün halkların; Alevi, Sünni ve diğer inançların; kadınların, gençlerin ve bütün toplumsal kesimlerin eşit ve özgür biçimde yaşayabildiği ortak bir yaşam anlayışıdır.

Birlik, farklılıkların yok edilmesi değildir. Birlik, farklılıkların özgürce yaşayabilmesidir.
Bu nedenle demokratik ulus, asimilasyonun karşısında demokratik birlikteliğin siyasal ifadesidir.

DEMOKRATİK SİYASET: TOPLUMUN KENDİ İRADESİ

Demokratik siyaset mücadeleden geri çekilmek değildir. Tam tersine, mücadeleyi toplumun bütün yaşam alanlarına taşımaktır.

Demokrasi yalnızca sandık değildir.
Mahalleden belediyeye, sendikadan sivil topluma, kadın örgütlenmesinden gençlik çalışmalarına, yerel meclislerden kültür ve inanç alanlarına kadar toplumun kendi sözünü, kararını ve iradesini oluşturmasıdır.

Burada kendi pratiğimize dönük eleştiri ve özeleştiri de kaçınılmazdır.

Zaman zaman örgütsel refleksleri toplumsal ihtiyaçların önüne koyduk. Zaman zaman siyaseti halkın gündelik yaşamından uzaklaştırdık. Zaman zaman farklılıklarımızı ortak mücadelemizin önüne geçirdik.

Bazen de toplumun kendisini örgütlemesinden çok, örgütün toplumu yönlendirmesine dayanan anlayışların etkisinde kaldık.

Bunlarla yüzleşmek zorundayız.

Çünkü:
Örgüt toplum içindir.
Siyaset toplum içindir.
Mücadele insanın özgürlüğü içindir.

ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTİRİ: KENDİMİZİ YENİDEN KURMAK

Gerçek mücadele geleneği kendi yanlışlarıyla yüzleşebilen gelenektir.

Bizim de eksiklerimiz oldu. Yanıldığımız dönemler oldu. Bazı gelişmeleri geç gördük. Bazı dogmaları aşmakta zorlandık.
Kimi zaman sınıfı kimliğin karşısına, kimi zaman kimliği sınıfın karşısına koyan dar yaklaşımların etkisinde kaldık. Kimi zaman örgütsel reflekslerimiz toplumsal ihtiyaçların önüne geçti.

Bütün bunları açıkça görmek gerekiyor.

Özeleştiri mücadele tarihini küçültmez; mücadele ahlakını güçlendirir.

Eleştiri ve özeleştiri birbirimizi tüketmek için değil, kendimizi yeniden kurmak için vardır.

Geçmişin hatalarını birbirimize karşı silah hâline getirmek yerine, onlardan geleceğin demokratik toplumunu kurmak için sonuç çıkarmalıyız.

BÜTÜN MÜCADELE DAMARLARINI DEMOKRATİK TOPLUMDA BULUŞTURMAK

Bugün bütün bu mücadele deneyimlerini yeni bir tarihsel sentez içerisinde buluşturmak gerekiyor.

TKP ve TİP geleneğinden eşitlikçi ve sosyalist mücadele mirasını;

TBKP deneyiminden sosyalist siyasetin değişen koşullarda kendisini yenileme arayışını;

T. Maden-İş ve DİSK’ten emeğin örgütlü gücünü;

İGD’den gençliğin dinamizmini;

İHD’den insan haklarının evrenselliğini;

Türkiye Barış Meclisi’nden barışın toplumsal sorumluluğunu;

Kürt Özgürlük Hareketi’nden özgürlük, demokratik toplum ve halkların ortak yaşamı perspektifini;

Kürt Alevi kimliğinden ise asimilasyona karşı hafızayı, kültürü, dili, inancı ve kimliği koruma iradesini taşıyoruz.

Bütün bu mücadele damarlarının ortaklaştığı yer demokratik toplumdur.

Demokratik toplum;
asimilasyonun karşısında özgür kimliktir;

tekçiliğin karşısında çoğulculuktur;

inkârın karşısında hakikattir;

savaşın karşısında barıştır;

sömürünün karşısında emeğin özgürlüğüdür;

otoriterliğin karşısında demokrasidir;

erkek egemenliğinin karşısında kadın özgürlüğüdür;

ekolojik yıkımın karşısında yaşamın savunulmasıdır.

Ve en önemlisi, toplumun kendi kendisini demokratik biçimde örgütleyebilmesidir.

TARİHİN DOĞRU YERİNDE DURMAK

Tarihin doğru yerinde durmak, geçmişte hangi örgütte bulunduğumuzla ölçülemez.

Tarihin doğru yerinde durmak;
emeğin yanında, ezilenlerin yanında, Kürt halkının özgürlük hakkının yanında, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğünün yanında, asimilasyona karşı kültürel ve siyasal özgürlüğün yanında, kadın özgürlüğünün yanında, gençliğin geleceğinin yanında, doğanın yanında, barışın yanında, demokrasinin yanında, sosyalizmin ve demokratik toplumun yanında durmaktır.

Kürt Alevi bir aileden gelmenin bana öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:

İnsan kendi kimliğinden utanmak zorunda bırakılmamalıdır.

Hiçbir çocuk kendi dilini konuştuğu, ailesinin kültürünü taşıdığı veya inancını yaşadığı için kendisini eksik hissetmemelidir.

Hiçbir halk varlığını kanıtlamak zorunda bırakılmamalıdır.

Hiçbir inanç devletin izin verdiği ölçüde yaşanmamalıdır.

Hiçbir kimlik asimilasyonun konusu hâline getirilmemelidir.

Bizim istediğimiz ayrıcalık değil, eşitliktir.

Üstünlük değil, özgürlüktür.

Ayrışma değil, demokratik ve gönüllü ortak yaşamdır.

Geçmişin acılarını büyütmek değil, o acıların bir daha yaşanmamasını sağlayacak demokratik bir gelecek kurmaktır.

DÜNDEN YARINA: ÖZGÜR TOPLUMUN İNŞASI

Bugün önümüzde yalnızca geçmişin muhasebesi bulunmuyor.

Önümüzde tarihsel bir görev var:

Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünü gerçekleştirmek;

asimilasyon politikalarını ve tekçi anlayışları aşmak;

Kürt halkının dil, kültür ve kimlik haklarını güvence altına almak;

Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğünü sağlamak;

Demokratik Cumhuriyet’i güçlendirmek;

demokratik ulusu ortak yaşamın zemini hâline getirmek;

emeğin haklarını ve örgütlenme özgürlüğünü büyütmek;

kadın özgürlüğünü ve gençliğin toplumsal iradesini güçlendirmek;

ekolojik yaşamı savunmak;

demokratik siyaseti toplumun temel irade alanı hâline getirmek;

barışı kalıcılaştırmak ve demokratik toplumu birlikte inşa etmek.
Bütün bunlar birbirinden ayrı görevler değildir.

Hepsi aynı tarihsel yürüyüşün parçalarıdır.

Bu nedenle benim mücadele çizgim yalnızca geçmişin bir hikâyesi değildir.

Ana ve baba tarafından gelen TKP ve TİP geleneğinden, TBKP deneyiminden, emeğin ve sendikal mücadelenin içinden, insan hakları ve barış mücadelesinden, Kürt özgürlük ve demokratik siyaset mücadelesinden bugüne taşınan bir tarihsel hafızadır.

Bu hafıza bugün bize şunu söylüyor:

Kimliğini koru, ama başkasının kimliğini inkâr etme.

Kendi özgürlüğünü savun, ama başkasının özgürlüğünü de savun.

Geçmişini unutma, ama geçmişin içine hapsolma.

Yanlışlarından kaçma; onlarla yüzleş ve kendini yeniden kur.

Örgütü değil toplumu, biçimi değil özü, dogmayı değil hakikati esas al.

Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşananların toplamı değildir.
Tarih, bugün hangi tarafta durduğumuzla ve yarını nasıl kurduğumuzla da ilgilidir.

Ben bugün; emeğin, özgürlüğün, barışın, demokrasinin, sosyalizmin, halkların eşitliğinin, Kürt halkının özgürlüğünün, Alevilerin eşit yurttaşlığının, asimilasyona karşı kültürel ve siyasal özgürlüğün, Demokratik Cumhuriyet’in, demokratik ulusun ve demokratik toplumun inşasının yanında duruyorum.

Çünkü tarihin doğru yerinde durmak, yalnızca doğru sözü söylemek değildir.

Doğru zamanda kendini yenileyebilmek, yanlışlarla yüzleşebilmek, halkın iradesine güvenebilmek ve özgür geleceğin sorumluluğunu bugünden üstlenebilmektir.

Dünden aldığımız mücadele mirasını geleceğin özgür yaşamıyla buluşturmak; geçmişi tekrarlamak değil, geçmişten öğrenerek yeni bir tarih yazmaktır.

Ve bizim yürüyüşümüz;
inkârdan hakikate, asimilasyondan özgürlüğe, çatışmadan barışa, tekçilikten çoğulculuğa, otoriteden demokrasiye, sömürüden sosyalizme ve toplumun edilgenliğinden öz örgütlülüğüne doğru sürüyor.

Tarihin doğru yerinde durmak; halkların özgürlüğünün, emeğin onurunun, kimliklerin ve inançların özgürlüğünün, barışın, demokrasinin ve sosyalizmin yanında durmaktır.

Dünden bugüne mücadele; bugünden yarına özgür yaşam.

HABER MERKEZİ

Previous Post

Bakırhan’dan Amedspor-Erzurumspor maçı öncesi dostluk mesajı

Next Post

Türkiye ve 7 ülkeden İsrail için kınama açıklaması

İlgili Haberler

Türkiye ve 7 ülkeden İsrail için kınama açıklaması
Gündem

Türkiye ve 7 ülkeden İsrail için kınama açıklaması

16 Ağustos 2026
Bakırhan’dan Amedspor-Erzurumspor maçı öncesi dostluk mesajı
Gündem

Bakırhan’dan Amedspor-Erzurumspor maçı öncesi dostluk mesajı

16 Ağustos 2026
Balıkesir’de orman yangını: Alevlere müdahale ediliyor
Gündem

Balıkesir’de orman yangını: Alevlere müdahale ediliyor

16 Ağustos 2026
Süleymancılara operasyonda Kuriş’in evinden 200 kilo altın çıktı
Gündem

Süleymancılara operasyonda Kuriş’in evinden 200 kilo altın çıktı

16 Ağustos 2026
Karayılan: Mesele sadece gerillanın silah bırakmasına indirgenmemeli
Gündem

Karayılan: Mesele sadece gerillanın silah bırakmasına indirgenmemeli

16 Ağustos 2026
Endonezya’da 7,7 büyüklüğündeki depremde can kaybı 51’e çıktı
Gündem

Endonezya’da 7,7 büyüklüğündeki depremde can kaybı 51’e çıktı

16 Ağustos 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir
Politika'dan Yorum

Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir

Politika Haber
9 Ağustos 2026
Politika'dan Söyleşi
Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor
Politika'dan Söyleşi

Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor

Politika Haber
12 Ağustos 2026

EN SON HABERLER

Türkiye ve 7 ülkeden İsrail için kınama açıklaması

Türkiye ve 7 ülkeden İsrail için kınama açıklaması

16 Ağustos 2026
Mehmet Ali Alçınkaya’dan “Tarihin Doğru Yerinde Durma” Çağrısı

Mehmet Ali Alçınkaya’dan “Tarihin Doğru Yerinde Durma” Çağrısı

16 Ağustos 2026
Bakırhan’dan Amedspor-Erzurumspor maçı öncesi dostluk mesajı

Bakırhan’dan Amedspor-Erzurumspor maçı öncesi dostluk mesajı

16 Ağustos 2026
Balıkesir’de orman yangını: Alevlere müdahale ediliyor

Balıkesir’de orman yangını: Alevlere müdahale ediliyor

16 Ağustos 2026
Papa, Filistinlilere yönelik şiddetin sonlandırılması çağrısında bulundu

Papa, Filistinlilere yönelik şiddetin sonlandırılması çağrısında bulundu

16 Ağustos 2026
Süleymancılara operasyonda Kuriş’in evinden 200 kilo altın çıktı

Süleymancılara operasyonda Kuriş’in evinden 200 kilo altın çıktı

16 Ağustos 2026
Körfez’de Trump alarmı: ABD askerleri kovuluyor mu?

Körfez’de Trump alarmı: ABD askerleri kovuluyor mu?

16 Ağustos 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Tüm Haberler
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Dosya
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!