Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni izlemek amacıyla Demokrasi ve Uluslararası Hukuk Derneği (MAF-DAD) ve Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Birliği (ELDH) himayesinde oluşturulan Bağımsız Hukuk Misyonu, hazırladığı raporu 4 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlenen bir toplantıyla kamuoyuna sundu.
Toplantıda, rapora dair konuşan temsilciler sürecin sadece Türkiye’yi değil Avrupa’yı da etkileyeceğini belirterek Avrupa Birliği’ne (AB) çağrıda bulundu ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğini vurguladı.
Misyonun raporuna ve Türkiye’deki sürece ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan MAF-DAD Eşbaşkanı Heike Geisweid, 2014 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkı” kararı ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararının uygulanmasına ilişkin tavsiyelerine rağmen Türkiye’nin herhangi bir adım atmama halini siyasi tavır olarak tanımladı.
AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE DÖNÜK TUTUMU
Avrupalı siyasetçiler ve resmi kurumların Türkiye ile ilişkilerini tehlikeye atacak bir tutum sergilemek istemediğini söyleyen Heike Geisweid, söz konusu Abdullah Öcalan ve Kürtler olduğunda duruma mesafeli yaklaşıldığını belirterek, “Türkiye de bunu fark ederek ekonomik ve güvenlik konularında iyi ilişkilerini sürdürmekte, hukuki ve demokratik boyutları ise başarıyla görmezden gelmekte, oyalamakta ve uzatmaktadır” diye belirtti.
ABDULLAH ÖCALAN’IN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ
Heike Geisweid, başlayan süreçle birlikte Abdullah Öcalan’ın durumunda bazı iyileşmeler ve değişiklikler olsa da “umut hakkı”nın uygulanması konusunda ciddi ve olumlu bir siyasi iradenin ortaya çıkmadığını söyledi. Heike Geisweid, “Nesnel bir değerlendirmeyle şunu söyleyebilirim: Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü siyasi ve hukuki açıdan mümkün kılacak bir atmosfer oluşmaya başlamaktadır. Uygun bir siyasi ortam şekillenmektedir. Bu ortamda siyasi bir iradeyi ön plana çıkarmak mümkündür, ancak bunun için toplumsal, diplomatik ve siyasi baskı da gerekmektedir” diye ifade etti.
AİHM KARARLARINDA OYALAMA TAKTİĞİ
Misyonun raporunda AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gerektiğinin vurgulanmasına değinen Heike Geisweid, Meclis’te kurulan komisyonun sunduğu raporda da aynı tavsiyenin yer aldığını belirterek yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin bir maddeye dahi ihtiyaç olmaması gerektiğini söyledi. Heike Geisweid, “Sayın Öcalan davasını örnek verecek olursam, Türkiye’nin geçmişte verilen ‘yeniden yargılama’ kararını uygulamadığını hatırlatmak isterim. Mevcut durumda ise ‘adil yargılanma hakkı’ bağlamında AİHM kararlarının hayata geçirilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Türkiye bu konuda uzun zamandır oyalama taktiklerine başvurmaktadır” diye konuştu.
BAKANLAR KOMİTESİ TOPLANTISI
Heike Gesiweid, Bakanlar Komitesi’nin son toplantısına da değinerek şunları belirtti: “Türkiye’nin, Sayın Öcalan’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin kararları da içeren Gurban Grubu davalarıyla ilgili olarak Bakanlar Komitesi’ne Haziran 2026’ya kadar bir Eylem Planı sunması gerekiyordu. Bu plan bugüne kadar sunulmamıştır. Gurban Grubu, Bakanlar Komitesi’nin Haziran oturumunun gündeminde yer almamaktadır. Türkiye’nin raporunu sunma süresini Haziran sonuna kadar uzatacağı ve Bakanlar Komitesi’nin konuyu Eylül oturumunda ele alacağı görünmektedir. Bu elbette bir varsayımdır. Bakanlar Komitesi’nin aslında geniş bir yaptırım yelpazesi mevcuttur; bu yaptırımları bazı davalarda kullanmıştır. Ancak Gurban Grubu davaları konusunda ciddi bir tutum sergileme iradesini henüz ortaya koymamıştır.”
YENİ ZİHNİYETİN İNŞASI
Misyonun raporunda, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik perspektifinden ele alınamayacağını vurgulanmasına değinen Heike Geisweid, inkar ve şiddete dayalı Kürt sorunu yaklaşımının bugün yaşanan sorunların temel nedeni olduğunu belirterek, “Kürt halkı, haklarıyla birlikte kabul edilmelidir. Her şeyden önce, buna yönelik irade ve niyet bulunmalıdır. Meselenin özü yeni bir zihniyet inşasıdır. Başta anadilde eğitim ve kültürel haklar olmak üzere temel haklar tanınmalı ve yeni bir anayasayla güvence altına alınmalıdır. Bana göre kilit mesele aynı zamanda anayasadaki vatandaşlık hükümlerinde değişiklik yapılması ve kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışının benimsenmesidir. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve yerel demokrasinin öncelikli kılınması da bu yeni girişimlerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmalıdır” ifadelerini kullandı.
BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASI
Raporlarında hükümet ile sivil toplum arasında resmi istişare mekanizmalarının kurulması tavsiyesine değinen Heike Geisweid, gerçek bir barışa ulaşmanın temel yolunun barışın toplumsallaşması olduğunu söyledi. Heike Geisweid, “Sivil toplum kesiminin sürece dahil edilmesi de barışın toplumsallaşmasının bir parçasıdır. Bunu yalnızca Türkiye’deki kurumları kastederek söylemiyorum. Uluslararası kuruluşlar da bu olumlu ve önemli çabaya katkı sunabilir. Süreç, bizim gibi Türkiye’nin demokratikleşmesine ve Kürt halkının haklarına duyarlı kurumların katkılarına açık olmalıdır. Elbette kadınların sürece katılımı da en temel bileşenlerden biri olmalıdır” diye belirtti.
‘ŞEFFAF KATILIMCI BİR NİTELİK TAŞIMALI’
Misyon raporunda silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon süreçlerine yönelik kapsamlı bir hukuki çerçevesinin oluşması önerisini ilişkin Heike Geisweid şöyle konuştu: “Türkiye’de sürmekte olan sürecin eşsiz bir deneyim olduğu doğrudur. Ancak bu, benzer uluslararası deneyimlere açık olmayı ve onlardan ilham almayı engellemez. Çatışmanın tüm sonuçlarını kapsayacak genişlikte hukuki güvenceler sağlayan yeni bir hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu süreç, bugüne kadar çatışma ortamından etkilenen kesimlerin demokratik siyasete ve yaşama katılımı için bir başlangıç noktası işlevi görebilecek nitelikte olmalıdır. Doğal olarak, bu düzenlemelerin ve uygulamalarının hem Türk toplumu hem de uluslararası alanda bağımsız kuruluşlar tarafından izlenmesine açık olunmasını önemli buluyorum; bunların şeffaf ve katılımcı bir nitelik taşıması gerektiğine inanıyorum.”
Hîvda Çelebi / MA


















