Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanarak 15-17 Aralık 1918 tarihleri arasında işgal ettiği Dîlok, Ekim 1919 tarihinde Fransızlara devredildi. Kent, yaklaşık 10-11 ay süren açlık, susuzluk ve mühimmat eksikliği altında Fransızlara karşı direnildi. 9 Şubat 1921’de Fransızların eline geçen kent, Ankara Antlaşması’nın imzalanmasıyla 25 Aralık 1921’de boşaltıldı.
Dîlok’un 10 aylık savunmasında stratejik noktalardan biri de bugün resmi kayıtlarda “Türktepe” olarak geçen Kürttepe. Fransız işgaline karşı yürütülen direnişte sadece askeri bir mevzi değil, aynı zamanda kentin lojistik damarlarından biri olan bu tepe, uygulanan inkar politikasının en somut örneği.
ETNİK KİMLİĞİN MEKANDAN SİLİNMESİ
Osmanlı dönemi mahkeme kayıtlarında “Kürt Tepesi” veya “Kürttepe” olarak tescillenen ve günümüzde mahalle statüsünde olan bölge, kentin en eski yerleşim alanlarından biri olma özelliğini taşıyor. Kentin merkezinde ve yüksek bir konumda yer alan bu mahalle, ismini tarihsel olarak buradaki Kürt nüfustan aldı ancak devletin “tek tipleştirme” politikaları sonucunda, mahallenin fiziksel dokusu kalmasına rağmen ismindeki “Kürt” ibaresi bir “tehdit” olarak görülerek “Türk” olarak değiştirildi.
İsim değişikliğiyle hafızalardan silinmek istenen Kürttepe, kentin “Antep Savunması” olarak bilinen Fransız işgaline karşı direniş sürecinde en hayati askeri ve lojistik merkezlerden biri. Kente hakim bir yükseltide bulunması nedeniyle işgalci Fransız kuvvetlerinin ağır bombardımanlarına ve ele geçirme hamlelerine karşı bir kale işlevi gördü. Özellikle kentsel dokunun iç içe geçtiği sokak çatışmalarında ve Fransızların karargah olarak kullandığı Kolej binasına karşı yürütülen operasyonlarda Kürttepe hattı, direnişin önünü açtı. Ancak savunma tarihindeki bu kilit rol, ismindeki etnik kimlik kazınarak resmi ideolojiye eklemlendi.
İSİM OPERASYONU
Tarihçiler, yer adlarının değiştirilmesini “Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan kesintisiz bir devlet politikası” olarak ele alıyor. Bu sürecin temelleri 1910’da atıldı, 1913 tarihli “İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi” ile de ilk resmi adımlar atıldı. Özellikle 5 Ocak 1916 tarihli Enver Paşa Genelgesi ile “savaş zamanının sunduğu imkanlardan yararlanılarak” Ermenice, Rumca ve Bulgarca isimlerin Türkçeleştirilmesi emredildi. İttihat ve Terakki ile başlayan bu sistematik yaklaşım, Cumhuriyet döneminde de devam ederek, 1949 tarihli 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile nihai hukuki dayanağına kavuştu. Bu kanundaki “Türkçe olmayan ve iltibasa yer veren adlar değiştirilir” ibaresi, 1957’de kurulan Ad Değiştirme İhtisas Kurulu’nun çalışmalarına zemin hazırladı. Kürttepe’nin resmen “Türktepe” olarak kaydedilmesi, yerel hafızanın devlet eliyle yeniden tasarlanmasıyla sonuçlandı.
‘MAHALLENİN KİMLİĞİ KÜRTTEPE’
Bölgenin 90’lı yıllardaki sosyal dokusuna tanıklık eden Abdurrahman Yardak, mahalle isminin etnik bir ayrışmadan ziyade ortak bir kent kimliği olduğunu belirtti. 1995’de mahalle çevresinde esnaflık yapan Yardak, o dönemi şu sözlerle anlattı: “1995 yılında o mahallenin çevresinde dükkan açmıştım. Komşularımızın bir kısmı Kürt, bir kısmı Türk, bir kısmı ise farklı inançlardandı. Mahallenin ne zaman resmi olarak ‘Türktepe’ yapıldığını bilemem ama o dönem herkes, hatta çarşı esnafı bile ‘Kürttepe’ye gideceğiz’ ya da ‘Biz Kürttepe’deniz’ derdi. Mahallenin kimliği ve adı buydu.”
AKADEMİK VERİLER YEREL HAFIZAYI DOĞRULUYOR
Mahalle isminin tarihsel kökeni sadece sözlü anlatılarla sınırlı değil. Antep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nde yayımlanan “Osmanlı Mahallesinde Gündelik Hayat (17. Yüzyılda Gaziantep Örneği)” başlıklı akademik çalışma, ismin tarihsel meşruiyetini ortaya koyuyor. Araştırmacı İsmail Kıvrım tarafından hazırlanan makalenin 236. sayfasında yer alan bilgilere göre; 1700’lü yılların Osmanlı mahkeme kayıtlarında (Şer’iye Sicilleri) mahalle, “Kürt Tepe” adıyla müstakil bir yerleşim birimi olarak tescil edilmiş.
KENTSEL DÖNÜŞÜM VE KİMLİKSİZLEŞTİRME
Günümüzde ise Türktepe, Yazıcık Kentsel Dönüşüm Projesi’yle gündeme gelen bir mahalle. Günümüzde fiziksel bir yıkım tehdidiyle karşı karşıya. İsim değişikliğiyle başlayan kültürel kopuş, kentsel dönüşümle birlikte mahallenin özgün sosyal dokusunun tamamen dağıtılması riskini beraberinde getiriyor.
Dîlok’taki hak savunucuları, yer isimlerinin iade edilmesinin toplumsal barış ve geçmişle yüzleşme açısından hayati bir önem taşıdığına dikkat çekiyor.
MA / Ekrem Tunçoğlu
MA

















