15 Mayıs Kürt Dil Bayramı, her yıl Kürtçenin korunması, geliştirilmesi ve kamusal yaşamda daha görünür hale gelmesi amacıyla çeşitli etkinliklerle karşılanıyor. Kürtçe için dil kurumları ve sivil toplum örgütleri, anadilde eğitim ve resmi kullanım hakkı taleplerini yinelemeyi sürdürüyor. İzmir’de bulunan Kürt dil kurumları, Kürtçeye dair yapılan çalışmalar ve dilin gelecek kuşaklara aktarılmasına dair değerlendirmelerde bulundu.
Dilin bir halk için taşıdığı teknik ve manevi öneme değinen Avesta Dil ve Kültür Derneği Yöneticisi Çeçan Topçu, “Modernizmde dilin bir alfabesi ve grameri olmak zorundadır, bunlar olmazsa dil sadece bir sözlükten ibaret kalır. Her ağaç kendi kökünde yeşerir. Yabancı dili sonradan bir oyun gibi, bir müzik enstrümanı öğrenir gibi öğrenirsiniz ve karakterinize bir ek yaparsınız. Ama anadilini öğrenemezsin, o dil ile dünyayı ve kendini tanırsın. Biz bu yaralarla büyüdük. Ben ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrendim ve yaşadığım zorlukları ifade bile edemiyordum. Eğer bir nesil anadilinden koparsa, kendini başka bir kişilik üzerinden ifade etmek zorunda kalır. Bu durum bireyde çift kişilik yaratır ve mobbinge karşı bile kendini savunamaz hale getirir. En büyük tehlike ise oto asimilasyondur. Çocuk toplumun çocuğudur ama asıl rengini aileden alır. Evde Kürtçe konuşulmaması, çocuk ile aile ve toplum arasında yabancılık yaratır. Bu yabancılaşma insanın kişiliğinde büyük yaralar açar. Bir insan kendi diliyle bir olamazsa kendisiyle bile baş edemez. Bu yüzden anadili öğrenmek aile içinde hayati bir önemdedir” dedi.
‘DEMOKRATİKLEŞME DİLİ YAŞATIR’
Kürtçenin Rojava ve Başûr’da eğitim dili haline geldiğini anımsatan Topçu, “Demokratikleşme olmadan dilin yaşaması mümkün değildir. Kürtçe bilmiyorum diyen gençlerin özeleştirel yaklaşıp öğrenme çabasına girmesi lazım. Kişilik ve karakter sahibi olmak istiyorsanız dilinizi öğrenin. Başkasının diliyle var olamayız; bu hem ahlaki hem de fikri bir zorunluluktur. Bu anlamda Agirî’nin Giyadîn ilçesinde vaazların Türkçe verilmesi yönünde baskılar yaşanmasına değinmek istiyorum. O müftüye sesleniyorum; sen hangi Allah’a inanıyorsun? Bu dil bize yaratılışımızda verilmiş bir haktır. Madem inançlısın, nasıl Allah’ın bir ayetini inkar eder ve yasaklarsın? Bu algıları yıkmak zorundayız ve kimseden bir şey beklemeden tek başımıza yapacağız” diye konuştu.
‘HAWAR BİR MÜCADELE OKULUDUR’
Kürt Dili, Edebiyatı, Tarihi ve Kültürü Araştırma Derneği(KED-DER) Yöneticisi Mahmut Alpşen ise dilin bir mücadele aracı olduğunu vurguladı. Dil, tarih, kültür, edebiyat ve Kürdistan üzerine araştırmalar yaparak, Hawar geleneğini yeni nesillere taşıdıklarını söyleyen Alpşen, anadil öğreniminin önemine ve eğitim sistemindeki baskılara dikkat çekti. Türkçe eğitimin Kürt çocukları üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu kaydeden Alpşen, “Başka bir dilde öğrenmek, öğrenme sürecimizi zayıflatıyor. Okullardaki anlatım Türkçe ve bu bizim ruhsal durumumuz üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. 7 yaşındaki bir çocuk evde Kürtçe konuşup okulda Türkçe ile karşılaştığında kendini küçük görme durumu yaşıyor. Kendini ifade edecek bir şey bulamıyor, derslerinden geri kalıyor. Asimilasyona karşı ailenin barikat olması gerek. Ailenin en büyük rolü çocuklarıyla Kürtçe konuşmaktır, gelenekler unutulmamalı. Evi okul gibi görmek ve içeride daima Kürtçe konuşmak gerekiyor. Dışarıdaki Türkçe etkisini azaltmanın tek yolu budur” diye belirtti.
‘KÜRTÇEYE YOĞUN İLGİ VAR’
Kürt gençlerinin tarihlerini, kültürlerini araştırdıklarını dile getiren Alpşen, “Özellikle üniversite okuyan gençlerin Kürtçeye yoğun bir ilgisi var. Kürtçenin geleceğine dair kaygılar ancak statü ile aşılabilir. Kürtçe konuşursak yolumuz açık olur. 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı bir mücadele günüdür. İzmir’de Kürtlerin görünürlüğü sokaklarda, mahallelerde artacak. Kürtler arasında bir iletişim ve ortak yaşam hukuku büyümeli” ifadelerini kullandı.
MA

















