Alice Weidel, Almanya için Alternatif’in (AfD) eş başkanı. Bir kadınla kayıtlı birliktelik içinde yaşıyor ve iki oğlu var. AfD’nin 2025 seçim programı ise aileyi “baba, anne ve çocuklardan” oluşan toplumun temel hücresi olarak tanımlıyor. Aynı program, göçü sert biçimde sınırlamayı savunuyor. AfD’nin eş başkanının aile hayatı ile partisinin programında tanımladığı aile modelini yan yana koyduğumuzda daha genel bir soru ortaya çıkıyor: Kendimiz için doğal gördüğümüz bir yaşam biçimini başkaları için de aynı ölçüde kabul ediyor muyuz?
Yıllar önce Antalyalı gazeteci Dursun Gündoğdu’nun Berlin’den yazdığı bir yazıda okumuştum. Türkiye’den bir taksici, eşcinsel olduğunu açıklayan Berlin Belediye Başkanı’nın özel hayatıyla değil, yaptığı işle değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu. Gündoğdu da şu soruyu soruyordu: Aynı insan Mardin’de eşcinsel bir belediye başkan adayına oy verir miydi?
Benzerini göçmenlikte de görüyoruz. Avrupa’da yaşayan bir Türkiyeli, kendisi için eşitlik isterken Türkiye’de Suriyeli’ye ya da Afgan’a karşı sertleşebiliyor. Alman yurttaşlığının haklarından yararlanıp Türk kimliğini korumayı doğal bulan biri, Türkiye’de bir Kürt’ün kendi kimliğiyle eşit yurttaş olmasına itiraz edebiliyor. Ben Alman yurttaşı olup Türk kalabiliyorsam, bir başkası Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olup neden Kürt kalamasın? Avrupa’da dilimin, inancımın ve kültürümün korunmasını istiyorsam Ermeni’nin, Rum’un, Süryani’nin hakkını hangi gerekçeyle daha az görebilirim?
Aynı ölçü Filistin için de geçerli. Filistinlinin toprağına, kimliğine ve çocuğuna yapılan haksızlığa öfkelenip yanı başımızdaki haksızlığa susmak, adaleti yakınlık derecesine göre dağıtmaktır. Kendi çocuğumuz için her şeyi isterken başka çocukların açlığına ve savaşta ölümüne alışabiliyoruz. Evimizdeki hayvanı aileden sayıp sokaktakinin yaşamını önemsiz görebiliyoruz. Kendi çocuğunu sevmek çocuk haklarını, kendi hayvanını sevmek hayvan haklarını savunmaya yetmiyor. Hak dediğimiz şey, tanımadığımız insan için de geçerli olduğunda anlam kazanıyor.
Bu ölçü günlük hayatta daha küçük yerlerde de karşımıza çıkıyor. Kendi sözümüz kesildiğinde itiraz ediyor, hoşlanmadığımız birinin sözünün kesilmesini önemsemeyebiliyoruz. Kendi inancımız için özgürlük isterken başka bir inancın görünürlüğünden rahatsız olabiliyoruz. Mahkemede kendimiz için adil yargılanma isterken sevmediğimiz birinin hakkının çiğnenmesini kolayca mazur görebiliyoruz. Hak fikri biraz da burada başlıyor: Kimin kullandığına göre değişmeyen bir ölçü koyabilmek.
Murat Çakır, bu sayfalarda “Faşiste değil, onu yaratana bakmak” başlıklı yazısında AfD’nin yükselişini ekonomik ve siyasal koşullarla birlikte ele aldı. Buna bir soru eklenebilir: Yoksulluk ve güvensizlik neden bunları yaratanlara değil de başka bir yoksula yöneliyor? AfD’nin 2025 seçim programında göç, Almanya’nın ekonomik ve toplumsal sorunlarıyla ilişkilendirilerek sert biçimde sınırlandırılması gereken bir alan olarak sunuluyor. Böyle bir siyasal dil, aynı ekonomik ve toplumsal sorunları yaşayan insanları birbirine karşı konumlandırabiliyor.
AfD’ye, Trump’a ya da göçmen karşıtlığından siyasal destek sağlayan hareketlere oy veren insanları küçümsemek bunu açıklamıyor. İnsanların yaşadığı gerçek sıkıntıları görmek, o sıkıntıların nedenlerini göstermek ve eşitlik talebini günlük hayatla buluşturmak gerekiyor.
Eşit yurttaşlık da yalnız kimliğin tanınmasından ibaret değil. Türk’ün, Kürt’ün, Ermeni’nin, Rum’un, Süryani’nin kimliğiyle eşit olması gerekir; fakat hukuken eşit insanların barınma, eğitim, sağlık ve çalışma olanakları birbirinden uçurumlarla ayrılıyorsa eşitlik eksik kalır. Komünistlerin eşitlik iddiası bu nedenle hukuki sınırda duramaz; insanca yaşayabilmenin maddi koşullarını da kapsar.
Kendimize tanıdığımız hakkı başkasına tanımak bazen kolay değildir. Çünkü “biz” dediğimiz çevre aileden, inançtan, milletten, cinsiyetten ya da siyasal yakınlıktan kurulabilir. Eşitlik ise o çevrenin dışında kalan insanı da içine almak zorunda. Kendim için istediğim özgürlüğü, güvenliği ve insanca yaşamı hiç tanımadığım biri için de isteyebiliyor muyum? Başlıktaki soru bu yüzden başkasına değil, önce kendimize sorulmalı.
Dipnotlar
1. Alternative für Deutschland (AfD), Bundestagswahlprogramm 2025, “Familie und Demografie”; AfD Federal Yönetim Kurulu biyografisi, Alice Weidel. AfD, Weidel’in kayıtlı birliktelik içinde yaşadığını ve iki oğlu bulunduğunu belirtmektedir.
2. Murat Çakır, “Faşiste değil, onu yaratana bakmak”, Politika Haber, 7 Eylül 2026.

















