Kemal Sezer, NATO Zirvesi öncesinde Ankara ve Antalya’da hayata geçirilen güvenlik uygulamalarını incelediği araştırma dosyasında, kamu düzeninin sağlanması amacıyla alınan tedbirlerin kapsamını ve bu uygulamaların temel hak ve özgürlükler açısından doğurduğu tartışmaları değerlendirdi. Resmî açıklamalar, basına yansıyan bilgiler ve hukuki görüşler ışığında hazırlanan dosyada, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden basın açıklamalarına kadar birçok demokratik faaliyete getirilen yasakların anayasal sınırlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Araştırmada, Ankara ve Antalya valiliklerinin NATO Zirvesi gerekçesiyle aldığı yasak kararlarının güvenlik ihtiyacının ötesine geçip geçmediği sorusu ele alınırken, Antalya Barosu avukatlarından İsmail Duygulu’nun hukuki değerlendirmelerine de yer verildi. Dosya, güvenlik ile ifade özgürlüğü, barışçıl toplantı hakkı ve demokratik katılım arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiği tartışmasını gündeme taşıdı.
Araştırma dosyasının tamamı şu şekilde:
Ankara ve Antalya’da NATO Zirvesi gerekçesiyle alınan geniş kapsamlı yasak kararları, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasındaki dengeyi yeniden tartışmaya açtı. Araştırma dosyamız, resmî açıklamalar, basına yansıyan gelişmeler ve hukuki değerlendirmeler ışığında süreci inceliyor.
Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde alınan güvenlik tedbirleri, yalnızca zirvenin korunmasına yönelik teknik önlemlerle sınırlı kalmadı. Başkent Ankara’da günler öncesinden başlatılan toplantı yasakları, ulaşım düzenlemeleri, güvenlik koridorları ve fiziki hazırlıkların ardından Antalya Valiliği de 1-9 Temmuz 2026 tarihleri arasında il genelinde yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi, stant kurulması, broşür dağıtılması, afiş ve pankart asılması gibi çok sayıda eylem ve etkinliği yasakladı.
Resmî makamlar kararları kamu düzeninin korunması ve uluslararası zirvenin güvenliğinin sağlanması gerekçesiyle açıklıyor. Ancak yasakların süresi, kapsamı ve bütün ili kapsayacak biçimde uygulanması, güvenlik ihtiyacının hangi noktada temel hak ve özgürlüklerin genel sınırlandırılmasına dönüştüğü sorusunu gündeme getiriyor.
Ankara Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, 28 Haziran 2026 saat 00.00’dan 10 Temmuz 2026 saat 23.59’a kadar kent genelinde toplantı ve gösteri yürüyüşleri, basın açıklamaları, protesto gösterileri, stant açılması, çadır kurulması, bildiri ve broşür dağıtılması ile afiş ve pankart asılması yasaklandı. Valilik izni dışındaki insansız hava aracı uçuşları da durduruldu.
Zirvenin yapılacağı alanlar, devlet ve hükümet başkanlarının konaklayacağı oteller ve bu noktalara ulaşımı sağlayan güzergâhlar hassas bölge olarak ilan edildi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresi, Esenboğa Havalimanı, Etimesgut Havalimanı ve delegasyon güzergâhlarında geniş güvenlik koridorları oluşturuldu. Bazı yolların ulaşıma kapatılacağı, alternatif güzergâhların kullanılacağı ve belirli bölgelerde araç-yaya hareketliliğinin sınırlandırılacağı açıklandı.
Ankara Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, kamu kurumlarına yönelik tedbirler kapsamında, zirve süresince Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Pursaklar, Sincan ve Yenimahalle ilçelerinde görev yapan çok sayıda kamu personelinin idari izinli sayılacağını bildirdi. Aynı dönemde kamu kurumlarınca düzenlenecek konser, mezuniyet töreni, şenlik ve benzeri toplu etkinlikler ertelendi veya iptal edildi.
Başkentte alınan güvenlik tedbirleri, yalnızca idari kararlarla sınırlı kalmadı. Ulusal basında yer alan haberler ve saha gözlemlerine göre, protokol güzergâhlarında çevre düzenlemeleri yapıldığı, bazı bölgelerde bariyerler kurulduğu, Esenboğa Havalimanı bağlantı yollarındaki yapıların dış cephelerinin yenilendiği ve zirve güzergâhlarında yoğun fiziki hazırlık yürütüldüğü aktarıldı. Bazı haberlerde, görüntü kirliliği oluşturduğu değerlendirilen alanların geçici bariyer ve panolarla kapatıldığı iddiaları da yer aldı. Bu uygulamaların kapsamı ve gerekçesi konusunda ise resmî makamlar tarafından ayrıntılı bir açıklama yapılmış değil.
Antalya Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre ise, 1 Temmuz 2026 saat 08.00’den 9 Temmuz 2026 saat 23.59’a kadar il genelinde yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi, stant/çadır kurma, imza kampanyası, broşür dağıtma, afiş ve pankart asma gibi eylem ve etkinlikler yasaklandı. Karar; yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi, stant kurulması, imza kampanyası, zincirleme protestolar, broşür dağıtılması, afiş ve pankart asılması gibi demokratik katılım araçlarını kapsıyor. Resmî bayram etkinlikleri, siyasi partilerin zorunlu kongreleri, dernek ve vakıfların genel kurulları ile ticari faaliyetler istisna tutuldu.
Ulusal basında yer alan haberlere göre, zirve öncesinde Ankara’da çeşitli siyasi parti, sendika ve demokratik kitle örgütlerine yönelik operasyonlar yapıldığı, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı ve bazı kişilerin tutuklandığı da kamuoyuna yansıdı. Resmî makamlar bu işlemleri farklı soruşturmalar kapsamında değerlendirirken, insan hakları örgütleri ve muhalefet temsilcileri operasyonların zirve öncesi güvenlik politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini savundu.
Antalya Barosu avukatlarından Av. İsmail Duygulu, NATO Zirvesi kapsamında alınan yasaklama kararlarının yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvence altına aldığı düşünceyi açıklama, ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Av. İsmail Duygulu’ya göre, Anayasa’nın 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, 34. maddesi ise toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını güvence altına alıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 ve 11. maddeleri de aynı güvenceleri uluslararası hukuk düzeyinde koruyor. Ancak bu haklar mutlak değil. Devlet, millî güvenlik ve kamu düzeni gibi nedenlerle sınırlama getirebiliyor. Asıl hukuki tartışma ise, bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olup olmadığı noktasında yoğunlaşıyor.
Duygulu’ya göre, bu noktada cevaplanması gereken temel soru, güvenlik ihtiyacının bütün bir ilin günler boyunca toplantı ve gösterilere kapatılmasını, barışçıl basın açıklamalarının, stant açmanın, broşür dağıtmanın ve sınırlı katılımlı demokratik etkinliklerin de yasak kapsamına alınmasını zorunlu kılıp kılmadığıdır.
Av. Duygulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında, barışçıl toplantı ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temel unsurlarından biri olarak kabul edildiğini hatırlatıyor. Duygulu’ya göre yüksek mahkemeler, kamu güvenliğinin sağlanmasını meşru bir amaç olarak kabul etmekle birlikte, genel ve soyut yasakların istisnai nitelikte olması gerektiğini vurguluyor.
Valilik kararları bu yönüyle yalnızca idari tasarruf değil, yargısal denetime açık temel hak müdahaleleridir. İdarenin takdir yetkisi geniş olabilir; ancak sınırsız değildir. Temel haklara müdahale arttıkça, kanunilik, zorunluluk ve ölçülülük denetiminin önemi de artar.
NATO Zirvesi birkaç gün sürecek. Zirve sona erecek, yollar açılacak, bariyerler kaldırılacak, kentler olağan akışına dönecek. Fakat bu süreçte alınan kararlar, Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin hangi ölçütlerle sınırlandırıldığına ilişkin daha kalıcı bir tartışmanın parçası olarak kalacak.
Güvenlik, devletin anayasal yükümlülüğüdür. Ancak hukuk devletinin ayırt edici niteliği, güvenliği sağlarken düşünceyi açıklama, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı hakkını da koruyabilmesidir. NATO Zirvesi sona erecek, yasak kararları yürürlükten kalkacaktır. Buna karşılık, bu süreçte yaşananlar güvenlik ile özgürlük arasındaki anayasal dengenin nasıl kurulacağına ilişkin tartışmaları uzun süre gündemde tutmaya devam edecektir.
HABER MERKEZİ

















