Künye   Hakkımızda
23 Ağustos 2026, Pazar
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
  • DOSYA
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Eski Bakan Ziya Halis: Abdullah Öcalan’ın koşulları iyileştirilmeli

Çerçeve yasanın bir önceki deneyimlere göre ileri bir adım olduğunu ve demokratik mücadelenin verilmesi için önemli bir basamak olduğunu belirten eski Bakan Ziya Halis, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının kolaylaştırılması gerektiğini söyledi.

23 Ağustos 2026
Eski Bakan Ziya Halis: Abdullah Öcalan’ın koşulları iyileştirilmeli
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Yaklaşık iki yıldır devam eden tartışmaların ardından, Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa Meclis’te kabul edilerek, Resmi Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Yasanın yetersizliğine dönük eleştiriler yapılırken, ilk adım olması açısından önemli olduğu vurgusu yapılıyor.

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, çerçeve yasaya dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair bir süreç yürüyor. Bu sürecin başlaması ve geldiği aşamaya dair neler söylersiniz?

Süreci, Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırıyorum ve bunu tercih ediyorum. Tanımlamanın Kürt sorununun demokratik çözümü ile ilgili yapılması daha doğru olur. Bunu ‘Terörsüz Türkiye’ projesi olarak adlandırılanların biraz meseleyi doğru analiz etmediklerini, doğru saptamadıklarını anlıyorum. Kürt meselesi çok tarihi, kadim bir mesele. Özellikle Cumhuriyet döneminde, Koçgiri, Şeyh Said, Dêrsim ve sonrasında Abdullah Öcalan’ın ve arkadaşlarının başlattığı PKK Hareketi var. Süleyman Demirel, 28 Kürt isyanının olduğunu söyledi. Benim de parlamentoda olduğum dönemde Demirel, İnönü ile birlikte Diyarbakır gezisinde Kürt realitesini kabul ettiğini söylemişti. O dönemde Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda bir milletvekili olarak bunun mücadelesini verdim. Hatta parlamento içinde siyasi partilerden birer ikişer milletvekilinin bir araya gelerek çeşitli toplantılar yaptık. Bu sorunun çözümünün nasıl olabileceğini tartıştık. Ben CHP çatısı altında milletvekilliğimi sürdürüyordum. Kürt siyasal hareketinden o zaman Ahmet Türk, Orhan Doğanlar HEP adı ile örgütlenmişlerdi. Onlar da bizim toplantılarımıza davet edildi, katıldılar.

Dolayısıyla bu konuda çok emek sarf edildi ve biz bununla ilgili çok önemli bir deklarasyon yayınladık. Bu deklarasyonumuzu Cumhurbaşkanı Demirel’e, siyasi parti liderlerine, başbakana, onların hepsine ulaştırdık. Bu konu, bizim bu yaptığımız çalışmayı o zaman değerli bulduklarını söylediler ama arkası gelmedi ne yazık ki. Daha sonra bir genel af düşüncesi vardı bizim. Onu gündemde tutuyorduk. Hatta bu konuda olumlu bazı veriler de ortaya çıkmıştı. Fakat o zaman sanıyorum bu Elazığ-Bingöl yolunda bir çatışmada 33 erin öldürülmüş olması meseleyi askıya aldı.

93’te yaşanmıştı bu olay ve o tarihte PKK ateşkes ilan etmişti. Abdullah Öcalan ve kimi kesimler bu olayı ateşkes sürecini baltalamaya dönük bir provokasyon olarak nitelendirdi.

Evet, öyle değerlendirmeler de var. Tabi bu provokasyonları PKK’nin içine giren ajanlar vs gibilerin sadece provokasyon yaptığını söylemek yetersiz kalır. Bu provokasyonları, çatışmaların sona ermesini istemeyen kesimlerin de yaptığını düşünüyorum.

Devlet içini mi kastediyorsunuz?

Kürtlerle barışmayı, Kürt sorununun çözümünün sağlanmasını istemeyen, çatışmalardan medet umanlar ve çıkarı olanlar var.

Devlet içinden, devlet dışında… Yani epey böyle bir kesim var. Kürtlerle barışmayı, Kürt sorununun çözümünün sağlanmasını istemeyen, çatışmalardan medet umanlar ve çıkarı olanlar var. Biz toplum olarak çok ciddi kayıplar verdik, çok değerli imkanları berhava ettik. Doğru olan çatışma olmadan, demokratik yollarla bu sorunun çözülmesidir. Siyasi çalışmalarımda Kürt sorunun demokratik çözümünü çok arzu ediyordum. Birinci çözüm sürecinin başarısız olması beni derinden üzmüştü..

Şu an devam eden sürece dair umutlu musunuz?

Bahçeli’nin başlattığı, ön ayak olduğu ama toplumun ve siyasi birçok muhalefet partilerinin de buna destek olduğunu, bu konuda üzerine düşeni yapmaya çalıştığını görebildiğimde daha çok umutlandım ve sevindim. Tabi bu süreç kolay yürümedi. Öcalan ile çeşitli görüşmeler yapıldı, İmralı heyeti gitti geldi, sonra komisyon üyeleri gitti. Dolayısıyla bir noktaya gelindi. Bu noktanın tam adı, silahlı olanların silahsızlandırılmasıdır. Yani Kürt meselesinin çözülmesine belki birinci adım diye kabul edilebilir ama bunun nereye evirileceği, bundan sonraki sürecin nasıl gelişeceği de son derece önemli.

Çerçeve yasa çokça tartışılsa da bir adım olarak Meclis’ten geçti ve yürürlüğe girdi. Kürt meselesinin demokratik çözümü açısından bundan sonra hangi adımlar atılmalı?

Bu yasanın çıkması, Kürt sorununun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Silahların bırakılmasından umutluyum. Öcalan’ın burada ciddi bir görevi daha var. Çünkü Öcalan, PKK’nin kendisini feshetmesini sağlayan kişidir. Ben birçok kez PKK’nin silah bırakması gerektiğini söyledim ancak benim sözümle kimse bunu yapmadı, yapamaz da. Ancak PKK’nin kurucusunun bunda etkili olduğu anlaşılıyor. Öcalan bunu da ispat etti.

Dolayısıyla bunun da hızlıca, daha sağ salim yürümesi ve sonuca varması için Abdullah Öcalan’ın da statüsünün ciddi bir şekilde düzeltilmesi gerekir. Abdullah Öcalan’ın koşullarının kolaylaştırılması gerekir. Bahçeli’nin ‘umut hakkı’ tanıyacağız sözünün birçok insanın doğru olduğunu düşündüğü kanısındayım. Dolayısıyla bu işin bir an önce sonuca gitmesi için katalizör görevi gören Öcalan’ın da elinin rahat bırakılması gerekir. Bu, yasanın ruhuna uygun olarak icra edilmesi, sonuçlandırılması gerekiyor. Gerisi Türkiye’deki demokrasi savunucularının, hukuku savunanlarının, insan haklarını savunanların, kimlik ve kendi inançlarıyla insanların yaşamasına saygı duyanların yapacağı demokratik mücadeledir. Ve bu adım bu mücadelenin verilebilmesi için önemli bir basamaktır.

Silahlanmayı doğuran nedenlerin de ortadan kalkması gerekmez mi?

Kürt sorunu dediğim gibi kadim bir sorundur. Bu yasa, sorunun demokratik yoldan çözülmesinin gerçekleştirilmesi için büyük bir fayda sağlayacaktır. Ama yeter ki bu yasayı dejenere etmeyelim. Bu yasayı doğru bir şekilde uygulayalım. Bu yapılırsa ben şahsen umutluyum. Ama kaygılarımız olacaktır. Tabi süreç çok çetrefilli çok engebeli bir süreç olarak önümüzde duruyor. Geçmişi de öyleydi. Geleceği de üç aşağı beş yukarı böyle olacak. Yani gerçekten siyasi iktidarın, demokratik liderlerin ve toplumun bu mücadeleyi iyi yürütmesi, iyi anlaması, korkulardan arınarak bu sürece müdahale etmesi çok anlamlı olur. Kendisine oy toplamak veya kaybetmek korkusu ile hareket etmemelidir. Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun böyle bir meselesi var. Bunu silahsız ve demokratik yoldan çözeceğiz diyen siyasal liderlerin kesinlikle önderlik etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Genel anlamda Kürt sorununun çözümüne dönük adımların atılmasının yanında, Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokratik bir cumhuriyete erişmesi son derece önemli. Yani hukukun üstünlüğü sağlanmalı, bağımsız ve tarafsız bir hukuk düzeninin oluşması gerekir. Demokratik bir seçim yasası, siyasi partiler yasasının oluşturulması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması kanaatindeyim. Bunların hepsi Türkiye’nin demokratik hayatına ciddi katkılar getirir. Ve Türkiye o zaman nefes alır. Meselenin önemli tarafları olarak bunları da ifade etmemiz lazım. Bir taraftan Kürt meselesinin çözümü bir yandan yürüsün, belli noktalara getirilsin ama Türkiye’nin demokratikleşmesine dönük adımlarda atılsın. Bunun yapılmamış olması ciddi bir eksikliktir.

Siz 90’lı yıllarda, Tansu Çiller döneminde bakanlık yaptınız. O yıllar, Kürt meselesi ile ilgili en karanlık yıllar olarak ifade ediliyor ve 90’ların bu anlamıyla Türkiye siyaset tarihinde ayrı bir yeri vardır. Kendi tanıklığınızla Kürt meselesine o dönem nasıl yaklaşıldı. Oradan günümüze gelinen aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ben o dönemde aktif siyasetin içindeydim. Parlamentoda bunun çalışmalarını yaptık. Parlamentoda bir grup arkadaşımızla yaptığımız dayanışma ve bu çalışmaların en azından bir genel sonuca varma ve dolayısıyla da silahların bırakılması anlamında bir işaret almıştık. Ama o işaret gerçekleşmedi. Tam tersine doğru götürüldük. O zaman müthiş bir köy boşaltmaları, yargısız infazlar gibi çok sayıda katliamlar oldu.

Aynı kabinede çalıştığım Tansu Çiller ile Kürt meselesi ve diğer birçok konuda hiç anlaşamadık. Ben Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’ydım. Tansu Çiller grev erteleme konusunda beni ‘grev kararnamesini niye imzalamıyorsun’ diye tehdit etti. Tansu Çiller, böyle bir başbakandı. Ülkenin yönetiminden çok haberdar değildi. Ülke nasıl bir ülke ve nasıl yönetilir haberdar değildi. Güvenlik meselelerini yani bu ülkenin onun tabiriyle ‘terör’ meselesini tamamen askerlere bırakmıştı. Mehmet Ağar ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e. Kürt sorunu konusunda onun bakış açısı kendi alacağı oylarla paralel olan bir meseleydi. Yani oy alırsam, sıcak bakarım gibi düşünüyordu. Ama ondan sonraki 2000’li yıllarda Kürt sorunu konusunda, demokratik çözüm konusunda bir takım adımlar atılmak istendi fakat sonuç alınamadı.

Şimdi bu süreçle ilgili çerçeve yasanın çıkarılması bile o döneme göre ileri bir adım, ileri bir meseledir. Yani öyle tarif edebilirim. Bu adımın da yeterli olmayacağını düşünenlerdenim. 90’larda çok ciddi katliamlar, köy boşaltmaları ve yargısız infazlar gerçekleştirildi. Ama bu dönemde de bu mesele çok ağırdan alındı. Şu anda da temkinli konuşuyorum ancak eğer bu yasanın gereği yapılırsa, gerçekten Avrupa’daki insanlar Türkiye’ye dönerlerse, dağdaki gerillalar Türkiye’ye dönerse ve cezaevlerinde haksız yere yatan insanlar çıkarsa, çok önemli ve değerli olacaktır.

Bu sürece yönelik tepkiler muhalefet kanadından da yükseliyor. Sürece ilişkin kimi kaygılar dile getiriliyor. Bazı kesimler, özellikle CHP (bölünmeden önce), bunun Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin önünü açacağı ve bir anayasa değişikliğine götüreceği yönünde tepkiler ortaya koyuyor. Bu çıkışlarla ilgili neler söylersiniz?

Cumhuriyet Halk Partisi’nden 2001 yılında istifa ettim. Bunun altını çizmek istiyorum. Ama muhalefetin bu konudaki tutumunu dikkatle izliyorum. Öncelikle İYİ Parti’nin, Zafer Partisi’nin ve Anahtar Partisi’nin bu konudaki duruşu, insan hakları ve demokrasi açısından endişe verici. Bu duruş, bir şartlanmışlığın ifadesi. Kürt sorununun çözülmesini istemeyen bir yerde duruyorlar. Oysa Kürt sorununun çözüldüğü zaman Türkiye daha güçlü bir ülke olacak. Demokrasi, hukuk daha güçlü olacak. Yine ekonomik olarak çok daha büyük bir ülke olacak Türkiye. Yani eğer vatanseverlikse, milletseverlikse buna böyle bakılması gerektiğini düşünüyorum. O bakımdan o arkadaşların bunu bir siyasi rant meselesi olarak gördüklerini düşünüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelince, tabii ki bir mutlak butlan meselesi yaşadı. Bu, aslında genel hukuka aykırı bir şey. Yani benim bildiğim hukuk açısından yargının böyle bir karar vermemesi gerekir. Dolayısıyla toplumda, siyasi iktidarın yargıyı böyle yönlendirdiği ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da buna vesile olduğu yönünde bir algı ve tepki var. Böyle bir tepki sonucunda Cumhuriyet Halk Partisi ikiye bölündü. Şimdi birbirleriyle yarışıyorlar. Parti bölünmeden önce Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak konuşuyordu. Bizim dönemimizde, Kürt sorunun demokratik çözümüne dönük bir bildirgemiz vardı. Yani ilk defa SHP bu konuda bir adım atmıştı. Daha sonra CHP ile birleşince; işte Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde Kürt sorunu meselesi gibi bir mesele devreden çıkmıştı. Yani buna dönük bir sıcak, olumlu bakış söz konusu değildi. Ama Özgür Özel’in genel başkanlığından sonra bu konuda verdiği demeçleri kabul edilebilir düzeydeydi. CHP’nin kendi açılarından bir tereddütleri var. Yani bu anayasaya uymayan bir iktidarın yeni bir anayasa yapması nafile bir şey. Anayasaya madem ki uymuyorsun, niye yeni bir anayasa? Yeni bir anayasa yapılırsa ona uyup uymayacağı da belli değil. Dolayısıyla böyle bir örnek var ortada. Bu örneğin caydırıcı tarafının olması ihtimali var.

Ama Anayasa ortak yapılır. Demokratik bir anayasanın yapılmasına ihtiyaç olduğunu ben de yıllardır söylüyorum. Mevcut anayasa askeri bir anayasadır ve sivil bir anayasa yapılmalı. Ama bu anayasa yapılırken demokratik muhteva değil de; demokratların, sosyal demokratların, özgürlükçü insanların arzu etmediği şeyler bu anayasanın muhtevasına girerse bence kimse istemez. Yani bu anayasanın olmasını çok da arzu etmez. AKP bir anayasa yapmayı istiyor, böyle bir tartışma var. Tabii Cumhur İttifakı dolayısıyla Bahçeli de bunu istiyor. Şimdi burada kilit parti olan DEM Parti’nin ne yapacağı önemli. DEM Parti, anayasa yapılmasına karşı çıkmayabilir ama ben DEM Parti’nin demokratik bir anayasadan vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. DEM Parti’nin anti demokratik bir anayasa imza vereceğini düşünmüyorum. Ama gerçekten demokratik bir anayasa olacaksa ve bu şahıslara indirgenmeyecekse yapılabilir. Buna ana muhalefet partisinin de katılması tercih edilir. Ama bu konuda direnci varsa çok da kolay görülmüyor açıkçası.

80 darbesine karşı bin 300 aydın, darbeye karşı bir bildirge yayınladı. Aydınlar Bildirgesi olarak tarihe geçti ve imzacılardan biri de sizdiniz. Türkiye’de demokratik düzen için taleplerinizi sıraladınız. O dönem için önemli bir adım. Şimdiler de tarihi bir süreç var ve Türkiye’nin demokratik geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Sürece dair aydınların tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Darbe yönetimine karşı aydınlar olarak, 1984 yılında imzaladı ve darbe yönetimi hala baştaydı. O sıkı dönem koşullarında darbeye karşı herhangi bir söz söyleyen olursa hemen cezaevine tıkıldığı bir dönemdi ve bu dönemde imzaları atmak ciddi bir kazanım olarak değerlendirildi toplumda. Ben de şahsen öyle değerlendim. Bu dönemde de antidemokratik uygulamalar var ama bu dönemdeki aydınların çok örgütlü olduğunu düşünmüyorum. 12 Eylül darbesi bu konuda aydınlara, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine dönük ciddi bir tırpan çekti. Hala o yasalar yürürlükte. Şu anda kimi maddeler değişti anayasada ama darbe anayasası ruhu itibariyle hala başımızda duruyor. Demokratik yollarla, demokratik bir yöntemle yeni bir anayasanın yapılmasının çok faydalı olacağını düşünenlerdenim, arzu edenlerdenim.

iren Yurtsever / MA

Previous Post

Alparslan Kuytul ve Semra Kuytul tutuklandı

Next Post

Kolombiya’daki 7.4’lük depremde can kaybı 329’a yükseldi

İlgili Haberler

Alparslan Kuytul ve Semra Kuytul tutuklandı
Gündem

Alparslan Kuytul ve Semra Kuytul tutuklandı

23 Ağustos 2026
Alparslan Kuytul ve 55 kişi adliyeye sevk edildi
Gündem

Alparslan Kuytul ve 55 kişi adliyeye sevk edildi

22 Ağustos 2026
Gelecek Partisi feshedildi
Gündem

Gelecek Partisi feshedildi

22 Ağustos 2026
Lavrov: Günümüz Avrupa’sında anlaşma yapılabilecek kimse yok
Gündem

Lavrov: Günümüz Avrupa’sında anlaşma yapılabilecek kimse yok

22 Ağustos 2026
Putin: Seçimler Rusya’nın dış tehditlere karşı direncini gösterecek
Gündem

Putin: Seçimler Rusya’nın dış tehditlere karşı direncini gösterecek

22 Ağustos 2026
İran Meclis Başkanı Kalibaf: Komşu ülkelerden yeni güvenlik ve ekonomik işbirliği mesajları aldık
Gündem

İran Meclis Başkanı Kalibaf: Komşu ülkelerden yeni güvenlik ve ekonomik işbirliği mesajları aldık

22 Ağustos 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir
Politika'dan Yorum

Çerçeve Yasa Mücadelenin Çerçevesi Değildir

Politika Haber
9 Ağustos 2026
Politika'dan Söyleşi
Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor
Politika'dan Söyleşi

Ömer Ağın: Yeni dönem, yeni bir mücadele ve örgütlenme anlayışı gerektiriyor

Politika Haber
12 Ağustos 2026

EN SON HABERLER

Kolombiya’daki 7.4’lük depremde can kaybı 329’a yükseldi

Kolombiya’daki 7.4’lük depremde can kaybı 329’a yükseldi

23 Ağustos 2026
Eski Bakan Ziya Halis: Abdullah Öcalan’ın koşulları iyileştirilmeli

Eski Bakan Ziya Halis: Abdullah Öcalan’ın koşulları iyileştirilmeli

23 Ağustos 2026
Alparslan Kuytul ve Semra Kuytul tutuklandı

Alparslan Kuytul ve Semra Kuytul tutuklandı

23 Ağustos 2026
İran: ABD’nin eylemleri dünyada nükleer istikrarsızlık yaratıyor

İran: ABD’nin eylemleri dünyada nükleer istikrarsızlık yaratıyor

23 Ağustos 2026
Alparslan Kuytul ve 55 kişi adliyeye sevk edildi

Alparslan Kuytul ve 55 kişi adliyeye sevk edildi

22 Ağustos 2026
Gelecek Partisi feshedildi

Gelecek Partisi feshedildi

22 Ağustos 2026
Kanada Başbakanı Carney’den ABD’ye: Bizden istediklerini vermeyeceğiz

Kanada Başbakanı Carney’den ABD’ye: Bizden istediklerini vermeyeceğiz

22 Ağustos 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Tüm Haberler
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Dosya
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!