Eylem Nazlıer’in Evrensel’deki haberine göre, DİSK Emekli-Sen Fatih Temsilcisi Hasan Kızılyatak’ın yaşamı, Türkiye’de emeklilerin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 64 yaşındaki Kızılyatak, yıllarca çalışmasının ardından bugün Fatih’te iki arkadaşıyla birlikte ortak bir evde yaşamını sürdürüyor. Emeklilik maaşının yetersizliği nedeniyle üç kişi aynı evi paylaşan Kızılyatak, bu durumu “Bu yaştan sonra öğrenci gibi yaşıyoruz” sözleriyle anlatıyor.
2014 yılından bu yana süren bu ortak yaşamda, evde kalan üç kişiden ikisi emekli, biri ise kanser hastası. Aylık 15 bin lira kira ve faturalarla birlikte 17 bin lirayı bulan giderler üçe bölünüyor. Kızılyatak, tek başına bir ev tutmanın mümkün olmadığını vurgularken, ortak yaşamın da beraberinde zorluklar getirdiğini ifade ediyor. Farklı yaşam alışkanlıkları nedeniyle sürekli bir uyum ve fedakarlık gerektirdiğini belirtiyor.
Kızılyatak’ın çalışma yaşamı da güvencesizliğin izlerini taşıyor. 1986’da özel sektörde başlayan çalışma hayatı, belediye iştirakleri, kamu görevi ve sonrasında emeklilikle devam etti. Ancak emekli maaşının yetmemesi nedeniyle anketörlük gibi geçici işlerde çalışmak zorunda kaldığını anlatıyor.
Gündelik yaşam ise ciddi bir yoksullaşmaya işaret ediyor. Kızılyatak, alışverişte artık kaliteye değil fiyata baktıklarını, çoğu zaman son kullanma tarihini bile önemsemeden en ucuz ürünü tercih ettiklerini söylüyor. Beslenme alışkanlıkları makarna, pilav ve çorba gibi temel gıdalarla sınırlı. Kırmızı et ise yalnızca Kurban Bayramı’nda komşulardan gelen paylarla sofraya girebiliyor.
Sebze ve meyve alışverişi de değişmiş durumda. Kızılyatak, artık kiloyla değil, taneyle alışveriş yaptıklarını belirterek “Beş domates, üç salatalık alabiliyoruz. Başka türlü mümkün değil” diyor. Semt pazarına ise fiyatların düştüğü saatlerde, kapanmaya yakın gidiyor.
Sosyal yaşam da büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. Geçmişte ailesiyle düzenli olarak sinema ve tiyatroya gittiğini anlatan Kızılyatak, bugün bir restoranda yemek yemenin bile “hayal” haline geldiğini ifade ediyor. Emekliliğe dair kurduğu yaşamın, babasının deneyimlerinden çok farklı olduğunu söyleyerek, “Hayaldi, hayal olarak kaldı” sözleriyle durumu özetliyor.
Borçlanma ise emeklilerin kaçınılmaz gerçeği olarak öne çıkıyor. Kızılyatak, dört farklı bankaya borç nedeniyle icralık olduğunu belirterek, “İcralık olmayan emekli yoktur” diyor. Giyim gibi temel ihtiyaçların dahi çoğu zaman karşılanamadığını, uzun yıllardır aynı kıyafetleri kullandığını dile getiriyor.
Bayramlar da artık bir sevinç değil, kaygı kaynağı. Kızılyatak, emeklilerin torunlarına harçlık veremediği için bayramların gelmesini istemediğini söylüyor. Tatil, seyahat gibi faaliyetler ise tamamen erişilemez hale gelmiş durumda.
Emeklilerin gündelik yaşam pratikleri de bu yoksullaşmayı gözler önüne seriyor. Ücretsiz ulaşım hakkını kullanarak gününü otobüs ve metrolarda geçiren emeklilerin sayısının arttığını belirten Kızılyatak, “Isınmak için saatlerce toplu taşımada vakit geçiriyorlar” diyor.
Kızılyatak, çözümün emeklilerin ortak mücadelesinde olduğunu vurgulayarak, Türkiye’deki milyonlarca emeklinin birleşik hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor. Bayram ikramiyelerinin yetersizliğine dikkat çeken Kızılyatak, emeklilerin hak ettikleri yaşam koşullarını elde edebilmesi için örgütlü mücadele çağrısında bulunuyor.

















