Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda etkisini artıran Ebola salgını, altı ildeki 54 sağlık bölgesine yayıldı. 17 Ağustos 2026 itibarıyla doğrulanan vaka sayısı 4 bin 945’e, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 2 bin 325’e ulaştı.
Bu bilanço, 2018-2020 yıllarındaki Ebola salgınında kaydedilen 2 bin 299 can kaybını geride bıraktı.
Peoples Democracy’de yayımlanan yazısında salgını değerlendiren S. Krishnaswamy, uluslararası toplumun gerekli hızda ve ölçekte harekete geçmediğini belirtti. Yazı, Metin Yetim tarafından Türkçeye çevrildi.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinatörü Tom Fletcher da salgına karşı hızlı, kapsamlı ve dayanışmaya dayalı bir müdahale çağrısı yaptı.
VAKA ÖLÜM ORANI YÜZDE 46’YA YÜKSELDİ
Salgına Ebola virüsünün Bundibugyo türü neden oluyor. Batı Afrika’da 2014-2016 yıllarında yayılan Zaire türünün aksine Bundibugyo’ya karşı onaylanmış bir aşı ya da hastalığa özgü tedavi bulunmuyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) teknik danışma grubu, Zaire türüne karşı kullanılan Ervebo aşısının Bundibugyo virüsüne karşı klinik deneylerde öncelikli olarak değerlendirilmesini önerdi. Önerinin, aşılanan dört primattan üçünün virüse maruz kaldıktan sonra hayatta kaldığını gösteren araştırmalara dayandığı belirtildi.
Bundibugyo türüne özgü iki aşı adayının ise insanlarda erken aşama deneyleri sürüyor.
Haziran başında yaklaşık yüzde 20 olan vaka ölüm oranı yüzde 46’ya yükseldi. Böylece doğrulanan her iki vakadan yaklaşık biri ölümle sonuçlanmaya başladı.
Sınır Tanımayan Doktorlar’dan Thomas Parisch, birçok vakanın tedavi şansının azaldığı ileri evrelerde, bazılarının ise ancak hastaların yaşamını yitirmesinin ardından tespit edildiğini söyledi.
VİRÜSÜN İNSANLARA UYUM SAĞLADIĞI BELİRTİLDİ
Nature Medicine dergisinde 10 Ağustos’ta yayımlanan araştırmada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda’daki hastalardan alınan 21 viral genom incelendi.
Araştırmacılar, salgının 2007’de Uganda’da ya da 2012’de Kongo’da görülen virüs türlerinin yeniden ortaya çıkmasından kaynaklanmadığını belirledi. Bulgular, virüsün yakın zamanda hayvandan insana geçtiği yeni bir bulaşma zincirine işaret etti.
Virüste dokuzu insanlara uyum sağlama belirtileri taşıyan 25 mutasyon tespit edildi. Uganda’daki vakaların da Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde başlayan tek bir bulaşma zinciriyle bağlantılı olduğu bildirildi.
DSÖ, salgının mevcut hızla devam etmesi durumunda 11 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği 2014-2016 Batı Afrika salgınını aşabileceği uyarısında bulundu.
2014’TE MÜDAHALE, BUGÜN SINIR TEDBİRLERİ
Krishnaswamy, ABD’nin 2014’teki Ebola salgınına verdiği tepki ile bugünkü politikasını karşılaştırdı.
Barack Obama yönetiminin Ekim 2014’e kadar salgınla mücadeleye 350 milyon dolardan fazla kaynak ayırdığını, ABD Savunma Bakanlığının da 1 milyar doların üzerinde harcama yapmaya hazırlandığını hatırlatan Krishnaswamy, bu dönemde Liberya’da tedavi merkezleri ve gezici laboratuvarlar kurulmasının planlandığını aktardı.
Bugün ise ABD’nin Afrikalı hastaların tedavisine yönelik benzer bir seferberlik yerine, enfekte olan ABD vatandaşlarını karantinaya almak amacıyla Kenya’da tesis kurduğuna dikkat çekti.
ABD ayrıca son 21 gün içinde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda veya Güney Sudan’da bulunan kişilerin ülkeye girişini yasakladı.
SALGINLA MÜCADELE KURUMLARI KAYNAKSIZ BIRAKILDI
2014 salgınının ardından DSÖ Sağlık Acil Durumları Programı, Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ile Salgın Hastalıklara Hazırlık Buluşları Koalisyonu gibi yapılar oluşturuldu. Ancak yazıda bu kurumların finansman eksikliği nedeniyle salgına yeterli ölçekte karşılık veremediği ifade edildi.
Uganda’da doğrulanan 20 vaka ve iki ölümün ardından hükümetin karantina, temaslı takibi ve kaynak seferberliği uygulayabildiği belirtildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise silahlı çatışmalar, zorunlu göç ve devlet otoritesinin sınırlı olması salgınla mücadeleyi güçleştiriyor.
MADEN ZENGİNLİĞİNE RAĞMEN SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKÜYOR
Krishnaswamy, Kongo’daki sağlık krizinin ülkenin siyasal ve ekonomik koşullarından ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
Kobalt, koltan, altın, elmas ve bakır bakımından zengin olan ülkedeki kaynakların uzun yıllardır Batılı şirketlerin çıkarları doğrultusunda ülke dışına aktarıldığını belirten yazar, bu düzenin çatışmaları ve kurumsal çöküşü derinleştirdiğini ifade etti.
Kongo’nun doğusunda faaliyet gösteren ve Ruanda tarafından desteklendiği belirtilen M23 grubunun yol açtığı çatışmaların milyonlarca insanı yerinden ettiği, sağlık hizmetlerini aksattığı ve virüsün yayılmasını hızlandırdığı kaydedildi.
‘AŞILARA DEĞİL, SAVAŞA PARA AYRILIYOR’
Krishnaswamy, zengin ülkelerin salgınla mücadele için gerekli kaynaklara sahip olmasına rağmen tedavi, aşılama ve sağlık altyapısı yerine sınır güvenliğini öncelediğini belirtti.
Afrika’daki salgınların Kuzey Yarımküre’yi tehdit edene kadar “uzak bir trajedi” olarak görüldüğünü ifade eden yazar, mevcut yaklaşımın sağlık krizini büyüttüğünü ve küresel eşitsizlikleri bir kez daha görünür hâle getirdiğini kaydetti.

















