ABD dolarının küresel çapta satın alma gücü 2019 sonundan bu yana ortalama yaklaşık yüzde 23 gerilerken, Türkiye’deki kayıp yüzde 89’a ulaştı. İktisatçı Mustafa Durmuş, 20 Ağustos tarihli yazısında Türkiye’nin incelenen 35 ülke arasında satın alma gücünde en büyük kaybı yaşayan ülke olduğunu aktardı.
Durmuş’un paylaştığı verilere göre, ülkelerdeki kümülatif enflasyon dikkate alındığında satın alma gücü kaybı yüzde 6,7 ile yüzde 89,07 arasında değişiyor. İsviçre, yüzde 7’nin altındaki kayıpla satın alma gücünü en fazla koruyan ülke olurken Türkiye listenin diğer ucunda yer aldı.
Yazının tamamı şu şekilde:
ABD doları, küresel çapta, 2019 sonundan bu yana satın alma gücünün ortalama yaklaşık yüzde 23’ünü kaybetti.
Ancak ülkelere göre (toplam 35 ülke) bu kayıp; yüzde 6,7 ile yüzde 89,07 arasında değişiyor: İsviçre, 2019’dan bu yana yüzde 7’den az bir kayıp yaşayarak satın alma gücünü en iyi koruyan ülke oldu. Buna karşılık Türkiye, aynı dönemde satın alma gücünün yüzde 89’unu kaybederek, en büyük kaybı yaşayan ülke oldu.
Görseldeki rakamlar, her ülkedeki kümülatif enflasyona göre 100 doların 2019’dan bu yana ne kadar değer kaybettiğini gösteriyor. Öyle ki artık 100 dolarlık (ya da 100 dolar karşılığı TL cinsinden) bir hane bütçesi, 2019’a göre geçim maliyetini karşılamaya yetmiyor. Bu, Türkiye’de yüzde 89’unu karşılamıyor demek.
NEDEN HALKLARIMIZ EN BÜYÜK ZARARI GÖRDÜ?
Çünkü Türkiye’de tüketici fiyatları (TÜFE) Aralık 2019’dan Nisan 2026’ya kadar yüzde 814’ün üzerinde bir artış gösterdi; bu da 2019’daki 100 dolarlık satın alma gücünün bugün 11 doların altında bir değere sahip olmasına neden oldu.
Şimdi sormak gerekiyor: enflasyondaki bu süper artışa neden olan kimlerdi, hangi politikalardı, hangi inançtı?
Yoksa bütün bunlar ekonomik büyüme yavaşlamasın, sermaye ve servet birikimi hız kaybetmesin, belli sermaye kesimlerinin kârları artsın diye yapılmış bir siyasal tercih miydi?
Satın alma gücümüzdeki bu değer kaybının nedenlerini okuyucunun değerlendirmesine bırakalım ve şu soruya odaklanalım:
SATIN ALMA GÜCÜNÜN YÜZDE 89’UNU KAYBETMEK NE DEMEKTİR?
Yurttaşlarımız için satın alma gücündeki bu sert düşüş, enflasyonun göreli olarak yavaşlamasına rağmen, geçim maliyetinin neden yüksek kaldığını ve artık enflasyonun bir geçim krizine dönüştüğünü açıklıyor.
Özetle, başta asgari ücret, emekli maaşları, köylü taban fiyatları olmak üzere, ücret ve diğer emek gelirleri reel olarak artırılmadığı için, enflasyonun yavaşlaması (dezenflasyon) geçmişteki fiyat artışlarını tersine çevirmeye yetmediği gibi, ülkedeki enflasyon yüzde 30’un üzerinde kalıcı hale geldi.
Bu durum da (yüksek işsizliğin yanı sıra) halkın, özellikle de son 7 yıldır nasıl yoksullaştığını, mülksüzleştiğini, hatta açlık sorunuyla baş başa kaldığını gösteriyor.
Buyurun size müthiş bir başarı hikayesi daha. 25 yıla bir 25 yıl daha katarak başarılarını sürdürsünler ta ki ortada bir ekonomi kalmayana kadar!
Anahtar sözcükler: Enflasyon, Geçim krizi, Satın alma gücü, Yoksulluk.
HABER MERKEZİ

















