DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Rojava için çağrısı yapılan seferberliğe karşılık verilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Direnen Kürt halkıyla birlikte her yerde mücadeleyi yükseltmek ve geri adım attırmak zorundayız” dedi.
Ateşkese rağmen Heyet Tahrir Şam (HTŞ), DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı paramiliter güçlerin Rojava’ya yönelik saldırıları sürüyor. Saldırılar karşısında büyük bir direniş sergilemeye devam eden Suriye Demokratik Güçleri (QSD) de seferberlik ilan etti. QSD’nin çağrısına karşılık çok sayıda kişi, Bakur (Bakûr), Başur (Başûr) ve Rojhilat’tan Rojava’ya geçerek halkın direnişine destek verdi. Kürtler ve dostları ise bulundukları her yeri eylem alanına dönüştürüyor.
Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, en büyük gücün öz örgütlülük olduğunu vurguladı.
Rojava saldırılarını anlamak için geçmiş döneme bakmak gerektiğini ifade eden Özgül Saki, “Gazze herkesin gözü önünde inanılmaz bir işgal saldırısı altında ve orada tüm insani değerler yok sayılarak bir soykırım yaşandı. Buranın farkı neydi? Burada emperyalist kapitalist sistem yapısal olarak değişime uğruyor. Bu yapısal değişimin göstergesi oradan başladı. Hatırlayın, orada İsrail saldırılarında Gazze’nin soykırıma uğramasının Ortadoğu’nun bütününe yayılacağını gören değerlendirmeler yapıyorduk. Biz bu Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme ve Filistin meselesi ile Kürt meselesinin eşitlikçi, demokratik çözümüne karşı bir savaştır diyorduk. Emperyalist kapitalist sistemi dönüştüren nedir? Öncelikle bütün uluslararası kurumlar savaş dönemlerinden sonra birtakım denge kuruluşları oluşturdu. Onların kısmi de olsa bir etkileri vardı. Şimdi Gazze’den ve en son ABD’nin Venezüella’ya saldırısından sonra bunlar sıfırlandı. Hiçbir yaptırım gücü olmayan bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Daha önce de emperyalist kapitalist sistem sermaye birikiminin krizlerini savaşla çözüyordu. Ama bu savaş onlar için krizi çözmenin geçici evresi gibiydi. Artık emperyalist kapitalist sistem kendini süreklileştirerek var ediyor. Yani savaş onlar için geçici bir çözüm değil; sürekli bir savaş hâlinde halkları kendilerine karşı konumlandırmak, bütün ezilen halkları, işçi sınıfını parçalayarak tüm enerji koridorlarına hâkim olmak, tüm tedarik zincirlerine hükmetmek üzerine kurulu. Bu manzarayı görmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
GEÇİCİ SURİYE HÜKÜMETİ IŞİD’TİR
Eşitlik, demokrasi ve özgürlük kavramlarının Avrupa ve ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğinde onlar için bir anlam taşıdığını belirten Özgül Saki, “Bunu nerede gördük? Bugün Rojava’ya saldıranlar IŞİD’dir. Geçici Suriye Hükümeti dediğimiz şey IŞİD’dir. Başındaki kişi de kafa kesen, kadınları pazarlarda satan bir örgütün lideri ve bütün dünyada ‘terörist’ olarak tanımlanıyordu. Şimdi ise hem Avrupa hem ABD için Geçici Suriye Hükümeti ve Colani yeni bir araç. Kendi isteklerini onun eliyle dizayn etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla burada bir değer yok. Türkiye açısından da aynı şey geçerli. Sözüm ona İsrail’in saldırısı sırasında Türkiye Devleti İsrail karşıtı bir tutum içindeydi; tabii ki böyle değildi. Bugün Geçici Suriye Hükümeti Suriye’nin güneyini İsrail’e teslim etti. Paris’te yapılan anlaşmada bu çok açık ve Türkiye Devleti’nden tek bir söz duymadık. Çok açık ki bu ikiyüzlü politikayı sürekli söyleyeceğiz. ‘Suriye’nin bütünlüğünü istiyoruz’ diyorlar. Siz kendi elinizle Suriye’nin bir kısmını İsrail’e devrettiniz. Diğer kısmını da Türkiye kendi güdümüne almak istiyor. Çünkü dediğim gibi sürekli bir savaş konseptiyle tam anlamıyla oradaki enerji kaynaklarına, tedarik zincirlerine hükmetmek istiyorlar. Ayrıca istedikleri zaman halkları açlıkla, ablukayla zapturapt altına almak istiyorlar. Oradan da İran’a ve tüm coğrafyaya yayılma amaçları var. İsrail’in politikası böyleyken Türkiye’nin Osmanlı politikası da böyle. Dolayısıyla bölgede İsrail ve Türkiye rakip devletler değil. Şimdi Suriye’de olduğu gibi hükmetmek istedikleri alanı bütün Suriye’nin katiline, insanlık değerlerini askıya alan bir şekilde ortaklaşabiliyorlar” diye konuştu.
KARARNAME KAFALARI KARIŞTIRMAK İÇİNDİ
Kürtlerin Ortadoğu’da seküler bir yaşamı, kadınların özgürlüğünü, eşit yaşamı ve ekolojik toplumu inşa ettiklerini, buna karşın topyekûn bir saldırının başlatıldığını vurgulayan Özgül Saki, “Dolayısıyla bizim de topyekûn olarak orada direnen Kürt halkıyla birlikte her yerde mücadeleyi yükseltmek ve geri adım attırmak zorundayız. En temel sorunumuz budur. Çünkü bu saldırılar durmayacak. Bunu durdurmanın yolu onurlu, haysiyetli bir yaşam inşa eden tüm toplumsal kesimlerin görevi olmak zorundadır. Paris’teki anlaşmalardan sonra aynen Kobanê direnişi gibi bir direniş ortaya çıktı. Bu direniş gerçekten bulaşıcı bir şekilde her yere yayıldı. Bu olduğunda Geçici Suriye Hükümeti hemen 14 maddelik bir kararname açıkladı. O kararname kafaları karıştırmak için ortaya atıldı. Orada en önemlisi Kürtlerin siyasal olarak temsilini öngörmeyen bir anlaşmaydı. Mazlum Ebdi’nin anlaşmayı imzalamadan bölgesine dönüp ‘Biz onurlu bir halk olarak savaşacağız, gerekirse öleceğiz’ demesi tarihe bir not olarak düştü. Bugün sonuç ne olursa olsun o tavır tarihe nottu. O sadece Mazlum Ebdi’nin tavrı da değildi; o, oradaki direnişin, onurlu yaşam isteğinin bir ifadesiydi. Bugün artık ahlaki kavramlarla ne Avrupa’yı ne de bir başkasını adım attırma imkânımız yok” diye belirtti.
EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ KENDİ ÖZ ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ
İsviçre’nin Davos kasabasında yapılan zirveye de değinen Özgül Saki, Avrupa ülkelerinin orada hak ihlalleri yaptıklarını itiraf ettiklerini söyledi. Özgül Saki, “Niye itiraf ettiler? Çünkü Trump Amerikası başka bir eşiğe geçti. Şimdi Grönland üzerinden Danimarka’ya had bildiriyor. Sonra Meksika’yı, Kolombiya’yı tehdit ediyor. Ortada buna karşı başvurulacak bir mekanizma da bırakmadılar. Bu referans noktasını alıp ezilen Kürt halkı ve emekçiler açısından en büyük gücümüzün kendi öz örgütlülüğümüz olduğunu bilmeliyiz. En önemlisi de biz haklıyız. Biz onurlu bir biçimde yaşamanın mümkün olduğunu söyleyen kesimleriz. Bu haklılığımız örgütlü gücümüzle birleştiği zaman, bu emperyalist kapitalist sistemin içerisinde başka bir dünyayı kurma mücadelemizde taviz vermeden ilerleyebiliriz. Bundan başka çaremiz yok” dedi.
ORTAK MÜCADELE VURGUSU
Özgül Saki, şöyle devam etti: “Buradaki mücadeleyi Paris Komünü’ne, Stalingrad’a kadar götürebiliriz. Bazen emekçilerin, ezilen halkların geri çekilişleri olabilir. Faşizanlığın, otoriterliğin arttığı bir yerde topyekûn bir halkı sıkıştırmış vaziyetteler. Bunun bir geri dönüşü de var. Bir anda ‘Rojava tehdit altında, sahip çıkmalıyız’ diyen kesimler hareketlenmeye başladı. Mesela ben Türkiye ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) içerisinde yer aldığım için oradaki senatörlerle konuştum. Art arda Rojava için toplantılar yapıldı. Bunlar önemlidir. DEM Parti olarak bizim asıl yapmamız gereken; bu dağınık olan ve Rojava ile birlikte ortak mücadeleye atılmak isteyenleri ortaklaştıracak ve Rojava’da olan yaşamı daha fazla anlatacak ve sahiplenecek bir hat üzerine çalışmaktır. Türkiye ve ABD’nin HTŞ’ye destek verdiğini ve bunun herkes için bir tehdit olduğunu anlatmalıyız. Ayrıca bu tehdidin kendilerine de yöneleceğini söylemeliyiz. Öte yandan yeni ittifaklar kurup topyekûn bir mücadelenin oluşması gerektiği bir evredeyiz” ifadelerini kullandı.
SEFERBERLİĞE KARŞILIK VERMELİYİZ
Besê Hozat’ın “Biz mücadelemizi dönüştürüyoruz, mücadelemizi bırakmıyoruz. Bizim için geçmişte de mücadele hiç kolay değildir. Önümüzdeki süreçte de hiç kolay olmayacak” sözlerini hatırlatan Özgül Saki, “Evet, önümüzde zor bir mücadele var. Durumun ciddiyetinin farkına varıp bir örgütlenme seferberliği yapıp ideolojik hegemonya seferberliğine girmek zorundayız. Rojava’da seferberlik ilan edildi. Oradaki seferberlik, yüzyıllardır yaşadıkları toprağı koruma seferberliğidir. Biz de burada o seferberliğe, ideolojik hegemonyamızı ve politik meşruiyetimizi artıracak bir örgütlenme seferberliği ile karşılık vermeliyiz” dedi.
MA / Ömer İbrahimoğlu

















