12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nde Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi çalıştırılan çocuklar meselesinde de sorunların derinleştiği bir tablo hakim. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre, Türkiye’de son 12 yılda en az 764 çocuk çalıştırılırken yaşamını yitirdi. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalıştırılan çocuklar, yaşam hakkı ihlalinin yanı sıra kötü muamele ve emek sömürüsüyle karşı karşıya.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin gönüllü avukatı Barış Özbay, yoksullaşma, denetimsizlik ve MESEM uygulamalarına dair değerlendirmelerde bulundu.
“CİDDİ BİR SÖMÜRÜYE DÖNÜŞTÜ”
MESEM’ler aracılığıyla çocukların çalıştırılmasının meşrulaştırıldığını belirten Özbay, 2025 yılında MESEM’lerde ve iş cinayetlerinde 80’in üzerinde çocuğun hayatını kaybettiğini hatırlattı. Son yıllarda yaşanan tablonun ciddi bir kırılmaya dönüştüğünü ifade eden Özbay, “Çocuk işçiliği artık ciddi bir istismar boyutuna ulaştı. Devletin yaptığı yasal düzenlemelerle bu süreç meşrulaştırıldı. Elde edebildiğimiz sınırlı verilere göre iki bini aşkın yaralanma ve ölümle sonuçlanan vaka bulunuyor. Gerçek tablonun ise çok daha ağır olduğunu düşünüyoruz. MESEM’in yasal ve siyasi olarak desteklenmesi, çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması anlamına geliyor. Çocuklar eğitim adı altında ağır iş kollarında çalıştırılıyor. İnşaatta, sanayide, gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmadan, herhangi bir denetime tabi tutulmadan çalıştırılan çocuklar iş cinayetlerine kurban gidiyor” diye belirtti.
Derinleşen yoksulluğun çocukları çalışma hayatına ittiğini söyleyen Özbay, “Getir-götür işi yapıyorsun, stajını tamamlıyorsun’, denilerek çocuk emeği sömürülüyor. O işi hayatında ilk kez yapan çocuklar, gerekli eğitim verilmediği için ölümle sonuçlanan kazalarla karşı karşıya kalıyor. Krizin faturası emekçilere ve yoksullara çıkarılıyor. Çocuk işçiliği de bu politikaların bir sonucu olarak büyüyor. Sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacı çocuklar üzerinden karşılanıyor. Ve ne yazık ki, işçi çocukların yaşamını yitirdiği olaylarda etkin soruşturma yürütülmüyor. Yasal düzenlemeler çoğu zaman patronların lehine yorumlanıyor. Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hak arama özgürlüğü ciddi biçimde ihlal ediliyor” dedi.
“GERÇEK TABLOLARA ULAŞMAKTA ZORLANIYORUZ”
Konuya dair veri toplama mekanizmalarının son derece sınırlı olduğunu dile getiren Özbay, şöyle devam etti: “Bu alanda ihtisaslaşmış bir yapılanma bulunmadığı için gerçek tabloya ulaşmakta zorlanıyoruz. Oysa yalnızca veri toplamak değil, önleyici politikalar geliştirmek ve toplumsal mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Türkiye’de çok sayıda hak ihlali yaşandığı için bu mesele geri planda kalıyor. Oysa çocuk emeği sömürüsüne karşı daha örgütlü, daha kurumsal ve daha güçlü bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. Bu mesele yalnızca çocukların değil toplumun geleceğiyle ilgili bir sorun.”
MA

















