Zibechi, gerçekliğe nereden bakıldığına bağlı olarak birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşılabileceğini belirtiyor. Büyük medya kuruluşları ve aydınlar, Luiz Inácio Lula da Silva’nın zaferini onun siyasal becerisine ve sosyal medyanın etkisine bağlıyor. Seçimlere odaklanan solun, Lula’yı desteklemek için 11 milyona kadar “askeri” harekete geçirdiğini öne sürüyorlar.
Oysa yazar, Rio de Janeiro’nun kuzeyinde bulunan ve 130 bini aşkın kişinin yaşadığı Maré Kompleksi’nden bakıldığında tablonun farklı göründüğünü söylüyor. Medya çoğunlukla orta ve üst sınıfların yaşadığı bölgelerden yayın yapıyor. Buna karşılık mahalle hafızasına ayrılmış Maré Müzesi’ne gelen gençler ve annelerle, yokuşlu sokaklarda, dükkânlarda ve yemekhanelerde kurulan ilişkiler, gerçekliğin başka bir yüzünü gösteriyor.
Zibechi’ye göre ikinci turdan önceki günlerde favela’da üzeri örtülemeyen bir gerginlik vardı. Seçimin kaderini belirleyecek haftada komşular arasında, adaylardan birini destekleyen ya da ona karşı çıkan kısa süreli tartışmalar yaşandı. Yazar, katıldığı etkinliklerde gençlerin ve annelerin Bolsonaro’ya karşı olduklarını açıkça dile getirdiklerini aktarıyor. Ancak bu insanlar Lula’yı destekleyen militanlar değildi; İşçi Partisi’ne (PT) üye değillerdi ve doğrudan Lula’nın çevresinde örgütlenmemişlerdi. Buna rağmen aşırı sağcı adaya etkin biçimde karşı çıkıyorlardı.
Lula döneminde favelaların askerîleştirilmesi artmış olsa da Bolsonaro’ya duyulan tepki, insanların kendi yaşam deneyimlerinden kaynaklanıyordu. Zibechi, Bolsonaro’nun kazanmasının paramiliter grupları favelalarda daha da güçlendirebileceğini ve yoksul, siyah, favelalı gençlere yönelik saldırıları artırabileceğini belirtiyor. Anneler ise kızlarının, aşırı sağcı silahlı kişilerin tacizine, hatta tecavüzüne uğramasından korkuyordu.
Yazar, günler boyunca birlikte yaşadıklarından ve gözlemlediklerinden şu sonucu çıkardığını söylüyor: Lula’nın, PT’nin ya da sosyal medyanın yönlendirmediği, topluluk temelli, kitlesel ve güçlü bir tepki ortaya çıkmıştı. Büyük medya kuruluşlarının ve seçimlere odaklanan sol aydınların iddialarının aksine, bu tutum Immanuel Wallerstein’ın ifadesiyle “derin anlamıyla kendiliğinden” gelişmişti. Buradaki kendiliğindenlik, gelişigüzellik değil; aşağıdakilerin denetimindeki alanlarda alınmış kolektif bir karardı.
Zibechi, halkların kendi yollarını bulma yeteneğine güvenmek gerektiğini vurguluyor. Her şeyi liderlerle ve sosyal medyayla açıklayanların halkların bu yeteneğine derinden güvensiz olduklarını düşünüyor. Ona göre halkların beş yüzyıl boyunca sömürgeciliğe ve yok etme politikalarına direnmesini sağlayan güç de buydu. Tarihteki devrimler medya tarafından tasarlanmadı. Şili’de 2019’da, Kolombiya’da 2021’de ve Brezilya’da Haziran 2013’te yaşanan halk ayaklanmaları sosyal medya sayesinde görünürlük kazandı; ancak sosyal medya tarafından başlatılmadı.
Yazısının sonunda Zibechi, sosyal medya aracılığıyla derin siyasal ve toplumsal değişimler gerçekleştirilemeyeceğini savunuyor. Aksi mümkün olsaydı, Lula’nın WhatsApp’taki “ordusunu” Filistin halkına destek için harekete geçirmesi gerekirdi, diye ekliyor. Yazar, yüz yüze ve doğrudan mücadeleye inandıklarını söylüyor. Kayıplarını arayan annelerle ilişki kurmanın, onların acılarını dinleyip paylaşmanın, internet üzerinden harekete geçirilmiş milyonlarca “askerden” çok daha değerli olduğunu vurguluyor.
-Raúl Zibechi, Aşırı sağa karşı halkın tepkisi, Rebelion, 31 Ekim 2026
Haber Merkezi


















