Avukat Mesut Beştaş, “umut hakkı”nın Meclis Komisyonu raporunda yer alsa da almasa da Türkiye hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dair “umut hakkı”na ilişkin verdiği ihlal kararının üzerinden 12 yıl geçti. Gelinen aşamada Meclis’te Kürt sorunun çözümü bağlamında kurulan komisyonun nihai raporunda, “umut hakkı” tartışması da insan hakları temelinde yeniden ele alındı. Raporda, infaz mevzuatının AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları ile Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerildi.
“Umut hakkı”nı değerlendiren Avukat Mesut Beştaş, Türkiye’nin Avrupa Konseyi (AK) üyesi olarak ve imzalamış olduğu Birleşmiş Milletler (BM) şartlarına göre “umut hakkının” yıllar önce yasalara alınmış olası gerektiğini söyledi. Beştaş, “Bugün itibariyle de uluslararası hükümlülükler çerçevesinde umut hakkının Türkiye Cumhuriyeti infaz hukukunun içerisine alınması zorunludur” dedi.
Türkiye’de hakimiyet kurma anlayışının hukuka olumsuz etkisine işaret eden Beştaş, “Türkiye’deki hükümetler toplumun üzerinde hakimiyet koyma anlayışıyla hareket ettikleri için, bir sözleşmenin, yasa maddesinin ya da bir yönetmelik maddesinin arkasından nasıl dolaşılır, nasıl ilga edilirin peşine düşerler. Bu çerçevede baktığımızda Türkiye’de infaz hukuku o kadar parçalı düzenlenmiş ki bunun baştan sona gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BAHÇELİ’NİN HEM VİCDANİ HEM AHLAKİ SORUMLULUĞU VAR’
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ekim 2024’te PKK’nin feshi ve silah bırakma koşulu üzerinden “umut hakkına” dair yaptığı açıklamalara işaret eden Beştaş, Bahçeli’nin ileri sürdüğü şartların tamamının yerine getirildiğine işaret ederek, “O yüzden Bahçeli’nin hem vicdani hem de ahlaki sorumluluğu da var. Dolayısıyla umut hakkının hem hukuki hem de ahlaki yanı itibarıyla düzenlenmesi ve gözetilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Bahçeli’nin hem ilk açıklamasının hem de “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar…” şeklindeki son açıklamalarının “umut hakkının” infaz hukukuna yerleştirilmesi konusunda ciddi bir umuda yol açtığını dile getirdi. Beştaş, “Fakat şu gerçeklik de var; siyasilerin sözleri itibariyle değerlendirdiğimizde bugüne kadar herhangi bir adım atılmamış olması, sadece lafta kalacakmış gibi bir riski de ortaya çıkarıyor. Eğer bir muhalefet lideri Bahçeli gibi açıklama yapmış olsaydı belki anlaşılabilirdi. Fakat iktidarın bir parçasının bu çerçevede söylemlerini faaliyete dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için mevcut cumhurbaşkanı ya da hükümetin ya da bakanların üzerine baskı koymak gerekiyorsa o baskıyı da en az sözleri kadar keskin bir şekilde gerçekleştirmesi, hayata geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde -amiyane tabirle- lafla peynir gemisi yürümez. Sadece o sözlere kalırsa ve gereği yapılmasa ben bu işin çok aksayacağını ve toplumsal barışı da ciddi bir şekilde riske edeceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Umut hakkı”nın bu ülkede sadece bir kişi için geçerli olmadığını ve genel bir hak olması gerektiğini dile getiren Beştaş, bu noktada muhalefetinde cesur olması gerektiğini belirtti. “‘Umut hakkı’nın Türkiye’de uygulanması durumunda ne olacak? Memleket mi yıkılacak” diye soran Beştaş, bu kaygılardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtti. Meclis’te kurulan komisyonda yer alsa da almasa da “umut hakkı”nın Türkiye hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Beştaş, “Bu komisyonu aşan bir şeydir. Yani bu bir haktır. Bu halkın hakkıdır. Bunu sınırlamaya devam etmenin ne anlamı var” diye sordu.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde atılacak her adımın iktidar için büyük bir şans olduğunu, toplumsal barışa hizmet edeceğini dile getiren Beştaş, “Toplumsal barışa hizmet edecek her şey bu sürece de hizmet eder. Dolayısıyla bu tür şeyleri hükümet için şans olarak değerlendiriyorum. Bunların başında ‘umut hakkı’nın uygulanması var” diye belirtti.
‘İSTENİLEN FAKAT GÜVENİLMEYEN SÜREÇ’
Toplum içerisinde sürecin istenen, fakat güven duyulmayan bir süreç olduğunu belirten Beştaş, “Eğer gerçekten bu sürece toplumun güvenini istiyorsanız hiçbir şey yapmadan getirmiş olduğunuz olumsuzlukları kaldırın. Bu nedenle umut hakkı gibi AİHM’nin veya AYM’nin getirmiş olduğu kriterlerin yasal düzleme yansıtılması bu sürece olan güveni de çok ciddi bir şekilde arttıracaktır” dedi.
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel

















