Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte siyasi tutsaklara ilişkin bir adım atılmadığı gibi birçok ihlal de yaşanmaya devam ediyor. Sağlık hakkından eğitim hakkına, beslenmeden sosyal aktiviteye kadar birçok hakkın ihlal edildiği cezaevlerinde, tahliyeler erteleniyor, infazlar yakılıyor.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER) Riha Temsilciliği Yöneticisi Avukat Ahmet Taş, sürecin cezaevlerine olumlu bir yansıması olmadığını söyledi. Türkiye’de cezaevleri meselesinin Kürt sorunundan ve siyasal gerçeklikten bağımsız olmadığını ifade eden Taş, “Bu nedenle hapishaneler, yalnızca bireysel suç ve ceza ilişkisi üzerinden değil, Türkiye’nin çözülemeyen Kürt sorununun ceza adaleti sistemine yansıması üzerinden de değerlendirilmelidir” dedi.
HASTA TUTSAKLARIN DURUMU
Hasta tutsaklar meselesinin Kürt sorununun insani boyutunu görünür kılan en ağır başlıklardan biri olduğunu ifade eden Taş, “Çatışmalı süreçlerden, siyasi yargılamalardan veya uzun süreli hapis cezalarından kaynaklı olarak cezaevlerinde yaşlanan, ağır hastalıklarla mücadele eden, yaşamını tek başına sürdüremeyen çok sayıda mahpus bulunmaktadır. Bu kişilerin infaz erteleme taleplerinin reddedilmesi, tahliyelerinin geciktirilmesi veya sağlık durumlarının siyasi kimlikleri nedeniyle daha katı değerlendirilmesi, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün hapishanelerde yarattığı ağır insani sonuçlardan biridir” diye konuştu.
HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR
İdare ve Gözlem Kurulları kararıyla infaz erteleme ve yakma kararlarına da işaret eden Taş, “Tutsakların hukuki statüsü, hasta mahpusların tahliyesi, infaz erteleme, koşullu salıverilme, tecrit uygulamaları, disiplin cezaları ve “umut hakkı” birlikte ele alınmalıdır. Çünkü hapishanelerde sürdürülen güvenlikçi ve intikamcı infaz anlayışı, dışarıda kurulmak istenen barış dilini zayıflatır. Özellikle siyasi mahpuslar bakımından iyi hal değerlendirmelerinin çoğu zaman objektif ölçütlerden uzaklaştığı, pişmanlık dayatmasına dönüştüğü, mahpusun siyasal kimliği veya düşünceleri nedeniyle tahliye süreçlerinin engellendiği görülmektedir. Bu uygulama, mahpusların yalnızca ceza aldıkları eylemler nedeniyle değil, kimlikleri, düşünceleri ve siyasal konumları nedeniyle de cezalandırıldıkları algısını güçlendirmektedir. Devlet tarafından yürürlüğe konulan idare gözlem kurulları; devletin Kürtlere uyguladığı istisna hukuku rejiminin bir yüzüdür. İdare gözlem kurulları şeklen tüm mahpuslara uygulanıyor gibi görünse de içeriksel olarak incelendiğinde sadece Kürt mahpuslara uygulandığı görülmektedir” ifadelerini kullandı.
İMRALI’DAKİ İSTİSNA HUKUK
İstisna hukukunun en açık örneklerinden birinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulamalar olduğunu dile getiren Taş, “Tecrit, bu istisna hukukunun en ağır biçimidir. Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla, ailesiyle ve dış dünyayla düzenli temasının engellenmesi yalnızca bireysel bir hak ihlali değildir; aynı zamanda Türkiye’de barış ve demokratik çözüm kanallarının daraltılması anlamına gelmektedir. Bir yandan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinden söz edilirken, diğer yandan bu süreç bakımından merkezi konumda bulunan bir aktörün iletişimsizlik içinde tutulması ciddi bir çelişkidir. ‘Umut hakkı’nın tanınmaması da bu tabloyu daha ağır hale getirmektedir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının hiçbir aşamada gözden geçirilmemesi, kişiyi hukuken geleceksiz bırakmaktadır. ‘Umut hakkı’ af ya da cezasızlık değildir; belirli bir süre sonra mahpusun durumunun bağımsız ve etkili bir mekanizma tarafından yeniden değerlendirilmesidir. Bu nedenle Sayın Abdullah Öcalan bakımından tecridin kaldırılması, aile ve avukat görüşlerinin sağlanması, infaz koşullarının hukuka uygun hale getirilmesi ve ‘umut hakkı’nın tanınması yalnızca bireysel bir hak meselesi değildir. Bu adımlar, Türkiye’de hukuk devletinin, barış iradesinin ve sürecinin samimiyeti bakımından da zorunludur” dedi.
İNFAZ REJİM KEYFİLİĞİ
Cezaevlerinde adalet sağlanmadan sürecin ilerleyemeyeceğine işaret eden Taş, son olarak şunları ifade etti; “Barış süreçleri yalnızca dışarıdaki aktörlerle yürütülen siyasi görüşmelerden ibaret değildir. Barış, aynı zamanda geçmiş çatışmaların ve hak ihlallerinin yarattığı sonuçlarla yüzleşmeyi, hapishanelerdeki insanların hukuki durumunu değerlendirmeyi, hasta mahpusların yaşam hakkını güvence altına almayı, infaz rejimindeki keyfiliği ortadan kaldırmayı ve toplumsal adalet barışını tüm mağdurlara yayarak olur.”
Ömer Akın / MA

















