Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen devletin yasal adımlar hususundaki sessizliği sürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Abdullah Öcalan için 2014 yılında verdiği “umut hakkı” kararına ilişkin de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AK BK), Türkiye’ye Haziran ayına kadar süre vermesine rağmen hala bir eylem planı sunulmuş değil.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyesi avukat Nuray Özdoğan, “umut hakkı”na ilişkin değerlendirmede bulundu.
‘UYGULAMA ZORUNLULUĞU OLAN BİR DÜZENLEME’
AİHM tarafından 2014’ten bu yana “umut hakkı” konusunda çok sayıda ihlal kararı alındığını hatırlatan Nuray Özdoğan, Bakanlar Komitesi’nin kararların uygulanması yönünde Türkiye’ye yönelik etkili bir politika izlemediğine dikkat çekerek, ekledi: “Dolayısıyla yaptırımın olmadığı yerde Türkiye’nin her zamanki tavrı, hukuktan kaçınma hukuku uygulamamak oluyor.” Türkiye’nin AİHM’in kararlarına uyma yükümlülüğü olduğuna işaret eden Nuray Özdoğan, “Türkiye yargı sisteminin de siyasi sisteminin de ‘umut hakkı’ ile ilgili karar uygulaması gerekir. Sadece Sayın Öcalan ile ilgili değil birçok tutsakla ilgili aynı şekilde ihlal kararı çıktı. Bu artık tartışma dışı, uygulama zorunluluğu olan bir düzenlemedir” dedi.
‘UMUT HAKKINI AŞAN BİR SÜRECE GİRMEMİZ GEREKİYOR’
Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde baş müzakereci olması nedeniyle hukuki statüsünün netleştirilmesi gerektiğini kaydeden Nuray Özdoğan, “Artık ‘umut hakkı’nı aşan, bir şekilde aslında bir müzakerecinin koşullarının yeniden sağlanması gereken bir aşamadayız. Gelinen süreçte ‘umut hakkı’nı da aşan bir yasal mevzuat olması gerektiğini düşünüyoruz. Müzakerecilerden birinin bu kadar dezavantajlı koşullarda olması, sürece dair toplumdaki inancı yıpratan bir durum oluşturuyor” diye belirtti.
Sürecin tüm Türkiye siyasetinin meselesi olduğunu vurgulayan Nuray Özdoğan, “Türkiye halkları, yüzde 99 oranında barışa ‘evet’ diyor. Ama burada güvensizliği yaratan taraf, koşulları yerine getirmeyen taraf oluyor ne yazık ki. Silahlar bırakılalı bir yılı neredeyse doldurmak üzereyiz. Barış ihtimalinin güçlendiği bir süreçteyiz aslında. Beklenti şudur elbette; bugün bir süreç yürüyorsa bunun hukuki bir zemininin olması gerekir. Hukuki zemin olmadan süreci yürütmek zor olur. Hiç yürümez demiyorum çünkü bu konuda güçlü bir irade var. Her şeye rağmen süreci engellemeye, atıl bırakmaya, etkisizleştirmeye dair tüm girişimlere rağmen Sayın Öcalan bu konuda çok ısrarlı ve her seferinde ön açıcı bir öneriyle geliyor. Dolayısıyla bu sona erecek bir süreç değil artık” ifadelerini kullandı.
‘KAMUOYUNA ŞEFFAF BİLGİLENDİRME YAPILMALI’
Kürt meselesinde tarihsel olarak önemli bir eşikte olunduğunu belirten Nuray Özdoğan, “Bunun sürdürülebilmesinin koşulları yaratılmalı. Meclis Komisyonu ortak raporunda buna atıfta bulundu. Yüzyıllardır devam eden köklü derin bir sorun var. Eşit yurttaşlık, eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşama iradesi ve talebi var. Bunu sağlamaya dönük müzakere yürütürken iki tarafın da bir şekilde iradesi birleşmiş durumunda. Dolayısıyla bu iradenin bir sonuca ulaştırılması gerekiyor. Bu sonuca ulaştırılma ve ilerleme adına, yasal zeminin bir şekilde kurulması gerekir. Ve bu konuda da kamuoyuna şeffaf bir bilgilendirme yapılması gerekiyor. Tüm halkın beklentisi bu yönde” dedi.
‘STATÜ BİR ZORUNLULUKTUR’
Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünün belirlenmesinin bir zorunluluk olduğunu dile getiren Nuray Özdoğan, “Bu, ülke, halklar ve toplum için yerine getirilmek zorunda olunan bir sorumluluktur. Bu saatten sonra bunu bir tercih olarak göremeyiz. Kimse artık savaş istemiyor. Savaşın getirdiği yoksulluğu ve yıkımı istemiyor. Yasal bir zemin tanımlamadığınızda, meseleye dair bir güven tesis etmeniz ne yazık ki mümkün olmuyor. Bu bir kişiye dair bir özgürlük talebi değil. Bir halkın taleplerinin, haklarının koşullarının sağlanmasına dair bir taleptir. Bunun böyle anlaşılması gerekir” diye belirtti.
‘SÜRECİN KENDİSİ EYLEM PLANI OLARAK SUNULABİLİR’
Komiteye Haziran ayına kadar sunulması için süre tanınan eylem planının sunulmamasına dikkat çeken Nuray Özdoğan, şöyle devam etti: “Yürüyen sürecin kendisi eylem planı olarak sunulabilir. Yasal zemini kurmaya başladığınızda, bir müzakerecinin koşullarını daha iyi hale getirme, müzakere edebilme koşullarını yarattığınızda zaten ‘umut hakkı’ ile ilgili süreci de başlatmış oluyorsunuz. Türkiye’yi bugün hangi alanda değerlendirirseniz değerlendirin, dünya sıralamasında sürekli en sonlarda yer alan bir ülke ve bu beraberinde ciddi bir yoksulluk, ekonomik bir çöküş getiriyor. İnsanlar savaşın ekonomi ve yoksullukla bağını artık kuruyor artık. Eskisi gibi manipüle edilemiyorlar. Eskiden ‘terör’ adı altında bu ülkede savaş politikası izlendi, halklar arası ayrımcılık sunuldu, şiddet uygulandı, faili meçhuller oldu, insanlar yerlerinden göç edildi, korkunç acılar yaşandı. Bu kadar büyük acılardan sonra kimse geriye dönmek istemiyor. Kimse artık, ‘Biz bu ülkenin bekası için savaş politikalarını devam ettirmek zorundayız’ yalanını kabul etmiyor. Bunu tüm siyasetçilerin görmesi gerekiyor. O nedenle ‘umut hakkı’nı çok kolay uygulayabilirsiniz. Uygulamak zorundasınız.”
Sema Bingöl / MA

















