İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 24 Mayıs Pazartesi akşamı Habertürk’te Kübra Par’ın sunduğu programa katılmış, gazeteciler Mehmet Akif Ersoy, Veyis Ateş, İsmail Saymaz ve Merdan Yanardağ’ın sorularını yanıtlamıştı. Soylu, katıldığı programda, bir ara sözü 28 Şubat sürecine getirdi. O dönem Refah Partisi (RP) ile koalisyon ortağı olan Doğru Yol Partisi’nin (DYP) İstanbul/ Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı olan Süleyman Soylu, dönemin DYP Genel Başkanı ve Refahyol’un Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tansu Çiller’in Almanya tarafından uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlandığını öne sürdü. Soylu, Çiller hakkındaki iddiaların Almanya tarafından Refahyol’u iktidardan indirmek için tezgahlandığını ileri sürerken, Almanya mahkemelerinin arşivlerinden çıkan belgeler, bakan Soylu’yu yalanladı.
ALMANYA’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN DAVA
Türkiye asıllı Almanya vatandaşı gazeteci Deniz Yücel, Twitter hesabından paylaştığı belgeler ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun iddialarını yalanladı. Belgelere göre, 21 Ocak 1997’de Almanya’nın Frankfurt Mahkemesi 17. Ceza Dairesi, İstanbul’dan Hannover’e eroin taşırken yakalanan, birisi Türkiye vatandaşı olan üç kişi hakkında karar açıkladı. Sanıklar 5 ile 9 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılırken, mahkeme kararında dikkat çeken ifadeler yer aldı. Mahkeme başkanı, sanıklara ilişkin sözlü kararını açıklarken, Türkiye ile Almanya arasındaki uyuşturucu sevkiyatında Türkiye’deki bazı bakanların failleri koruduğunu, bu durumun cezai takibatı zorlaştırdığını ifade etti. Kararın açıklanmasının ardından bir gazetecinin sorusu üzerine mahkeme başkanı, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller’in adını telaffuz etti. Mahkeme başkanı, Türkiye’deki eroin piyasasının Baybaşin ve Şenoğlu ailelerinin kontrolünde olduğunu, her iki ailenin de Çiller ile bağlantısının olduğunu ileri sürdü.
Çiller’in uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanmasında temel dayanak noktası ise, ünlü eroin kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in itirafları oldu. 1996 yılında MED TV’de Selahattin Çelik’e açıklamalarda bulunan Baybaşin, içlerinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’ın da bulunduğu bazı siyasetçi ve üst düzey bürokratların kendisine yardımcı olduğunu, faaliyetlerine göz yumduğunu söyledi. Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaleti Kriminal Polis Teşkilatı’nda çalışan bir görevli, Baybaşin’in itiraflarını mahkeme huzurunda açıklayarak, Çiller’in de eroin kaçakçılığına karıştığını iddia etti.
Almanya mahkemesinin kararındaki ifadelere karşın, suçlamaların odağındaki Tansu Çiller’den iddiaları doğrulayan veya yalanlayan bir açıklama gelmezken, devlet adına iki kişiden iddiaları yalanlayan açıklamalar yapıldı. Sonraları Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) milletvekili seçilecek olan dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen ve Bonn Büyükelçisi Volkan Vural, Almanya’ya tepki gösterdi. Frankfurt’taki Türkiye Başkonsolosluğu da kararı skandal olarak nitelendirdi.
İLİŞKİLER AYNEN DEVAM ETTİ
Refahyol’un İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın da adının karıştığı Susurluk skandalının hemen ardından yaşanan bu gelişme, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde her hangi bir gerilemeye yol açmadı. Suçlamalara dayanak olan Hüseyin Baybaşin’in mahkemede dinlenmemesi ve mahkeme başkanının “nev-i şahsına münhasır bir kişi” olması nedeniyle Çiller hakkındaki iddialar araştırılmadan dosya kapatıldı.
Sol Parti (Die Linke) milletvekili Ulla Jelpke tarafından 29 Ocak 1997’de, Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller’in uyuşturucu ve nükleer madde ticareti yaptığına dair iddialarla ilgili olarak hükümete soru önergesi sunuldu. Hükümet ise önergeye verdiği 11 Mart 1997 tarihli yanıtta, “Basında yer alan iddia ve haberlerin ötesinde bilgiye sahip değiliz” ifadelerini kullandı. Yeşiller Partisi üyesi milletvekillerinin 28 Nisan 1997 tarihli önergesi de aynı şekilde yanıtlandı.
Bu arada mahkeme, gerekçeli kararını 7 Mayıs 1997’de açıkladı. Mahkemenin gerekçeli kararına göre, uyuşturucu kaçaklığında etkili olan Baybaşin ve Şenoğlu ailelerinin, başta Dışişleri Bakanı Tansu Çiller olmak üzere hükümet çevreleri ve PKK üzerinde etkili olduklarına yönelik duyumlar olduğu aktarıldı.
Mahkeme ayağında bunlar yaşanırken, dönemin Almanya Başbakanı Helmut Kohl, dönemin Türkiye Başbakanı ve RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı 7 Mart 1997’de Almanya’ya davet etti. 25 Mart 1997’de ise Erbakan, yanında suçlamaların odağındaki Çiller olduğu halde, Almanya’da Kohl ile bir araya geldi. İki hükümet arasındaki bu diplomasinin, Çiller hakkındaki suçlamalar ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Refahyol hükümetine muhtıra verdiği 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından hemen sonra yaşanması, Soylu’nun “Almanya 28 Şubat’ı tetikledi” yönündeki iddialarını çürüttü.
HABER MERKEZİ

















