Kürdistan ve Türkiye’nin birçok yerinde Hidroelektrik Santralleri (HES) gün geçtikçe artıyor. HES’lerin sayısı son yıllarda hızla artarken, özellikle özel sektör şirketleri deyim yerindeyse bulduğu her vadiyi ve irili ufaklı her akarsuyu HES’lerle doldurdu. 2000’li yılların başından bu yana HES tesisleri 3 kat arttı. HES sayısının bu kadar hızla artmasının nedenlerinin başında ise özelleştirme geliyor. Özellikle AKP’li yıllarda birçok sektörde olduğu gibi enerji sektöründe de ciddi bir özelleştirme furyasıyla birlikte enerji hizmeti de kamudan özel şirketlere aktarıldı. Yasal düzenlemeler, yönetmelikler ve teşvik uygulamaları sonrasında bu hale dönüştürüldü. Böylelikle şirketler, devlet tarafından fazla el değmemiş havzalara yöneldi. Özellikle Karadeniz coğrafyası küçük ve orta boy HES’lerle dolduruldu.
HES’ler, ham maddesi su olan enerji kaynağını tüketmediği için yenilenebilir enerji üreten mekanizma olarak lanse ediliyor. UNESCO ve Avrupa Birliği (AB) tarafından çevre dostu olarak tanımlanıyor. Bir diğer aldatmaca ise kuruldukları alanlara istihdam olanakları sunarak, bölgenin kalkınmasını sağladığı yönünde. Ancak yapım aşamasında da sonrasında da çevreye geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Vadilerin dokusunu bozarken, su kalitesini olumsuz etkiliyor. HES’lerin inşa sürecinde de birçok sorun bulunuyor. Maliyetten kısmak isteyen şirketler, yasadışı olmasına rağmen inşaat hafriyatını buralara, çoğunlukla da vadi içlerine boşaltıyor.
İNSAN, TARİH, DOĞA DİNLEMİYOR
HES’lerin kurulduğu bölgelerde insanlar, hayvanlar ve doğa, şirketlerin kâr hırsı nedeniyle gözardı ediliyor. Büyük HES yada barajlı HES olarak adlandırılan tesisler, su tutmak zorunda oldukları için yerleşim alanlarını ve verimli tarım arazilerini su altında bırakıyor. Binlerce yıllık tarihi ve kültürel yapıları da sular altına gömüyor. Batman’da Hasankeyf ve İzmir Bergama’daki Allianoi antik kentler, en somut örnekler. Akarsuları durgun göllere çeviren bu tesisler, ayrıca o bölgenin iklim yapısını da değiştiriyor.
HAVZALAR KURUYOR, KUMSALLAR TAHRİP OLUYOR
HES teknolojisi, dereleri bir tünel sistemine alıp, yüksek bir yardan cebri borular vasıtasıyla serbest düşüş ile bırakma yöntemiyle enerjiye çeviriyor. Özellikle ardışık yapıldığında bu uygulama havzaları, yılın belli bölümleri tamamen kurutuyor. Tarımda dere suyunun kullanılması gibi durumlarda HES’ler, küçük de olsa tarımı tehdit ediyor. Kırsal alanlar, HES yapılarının hemen hepsi bulundukları coğrafyalarda insanlar ve hayvanlar için geçilmesi güç engeller halini alıyor, hem doğal hayatı hem de kırsal erişilebilirliği etkiliyor. Öte yandan HES’ler nedeniyle denize alüvyon taşınamadığı için deniz, ırmak içine doğru ilerliyor, kıyıları (kumsalları) tahrip ediyor.
KARADENİZ’DEKİ SEL FELAKETLERİNİN NEDENLERİNDEN BİRİ
Karadeniz Bölgesi’nde sıkça yaşanan sellerin ve heyelanların nedenlerinden biri de HES’ler. Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı’nın Karadeniz’deki yağışlar ve sellerle ilgili hazırladığı rapor, buna işaret ediyor. Rapor, HES projelerinin selleri nasıl tetiklediğine bilimsel verilerle dikkat çekiyor. Sel felaketlerinin aşığı yağışlarla izah edilmesinin eksik bir tespit olacağına işaret edilen rapor, ormanların yok edilmesi sonrasında bu sel felaketlerinin artış gösterdiği bilimsel olarak ortaya konuyor. Bölgede dere tipi HES’ler bu sellerin yaşanmasına neden olan etkenlerden biri.
ÜRETİM ORANI DÜŞÜK
HES’lerle elektrik üretimi, dünyada toplam elektrik üretimine yaklaşık yüzde 23 oranında katkıda bulunuyor. Çünkü HES’ler için baraj sorunu söz konusu. Suyun biriktirileceği devasa havuzların bulunması, milyonlarca metre küp suyun biriktirilmesi gerekiyor. Ancak birçok HES tesisi bu kapasitenin çok altında. Bu nedenle üretim olarak da düşük seviyelerde seyrediyor.
HES’lerin tespit edilen belli başlı zararları ise şöyle:
* İnşa sürecinde üzerine kurulacak dere, kanallar ile başka bir yöne akıtılarak, çevre ormanlara zarar veriyor.
* Üzerine inşa edilen dere içerisine can suyu bırakılmaması ya da denetim olmaması nedeniyle su içinde yaşayan canlıların ölümüne neden oluyor.
* HES’in bulunduğu çevrelerde hastalıklarda artışlar görülüyor.
* İnşa edildiği bölgelerde erezyon ve sel oluşumunda artış gözlenmiş durumda.
* Santralin faaliyeti sırasında barajlarda meydana gelen yüksek oranda buharlaşma çevredeki toprağın tuz oranını arttırdığı için verimliliği azaltıyor.
MA / İbrahim Açıkyer
MA

















