Künye   Hakkımızda
6 Mayıs 2026, Çarşamba
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

6 Mayıs: İdamlar, düşünce özgürlüğü ve solun yenileme sorunu

Yazar Mehmet Taş 6 Mayıs üzerine bir yazı kaleme aldı

6 Mayıs 2026
6 Mayıs: İdamlar, düşünce özgürlüğü ve solun yenileme sorunu
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

6 Mayıs üzerine bir yazı kaleme alan yazar Mehmet Taş, “Denizler bu tarihsel zincirin bir halkasıydı. Ancak onları yalnızca birer “sembol” olarak anmak, asıl meselenin üzerini örtmektedir. Asıl soru şudur: Bu miras bugün ne ifade ediyor?” dedi. Denizlerin bıraktığı mirası nasıl ele almak gerektiğini tartışan Taş, “Ancak bu mirasın gerçek değeri, onu eleştirel biçimde yeniden üretmekten geçer.” tespitinde bulundu. Mehmet Taş’ın yazısının tamamı şu şekilde:

“İyice bilin ki, bir değil bin kez ölmem gerekse de, doğru bildiğimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.” Sokrates

6 Mayıs 1972 sabahı, Tarlabaşı’nda gizlice yaşadığımız evde gazeteleri elimize aldığımız an, yalnızca üç devrimcinin idam edildiğini değil, Türkiye’de bir dönemin kapandığını da gördük. Gazetelerin birinci sayfalarında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam sehpasındaki fotoğrafları vardı. O gün yaşanan sessizlik, bir şok haliydi, aynı zamanda bir tarihsel kırılmanın ifadesiydi.

Bu idamlar, askeri darbenin kurduğu mahkemelerin verdiği siyasi kararlardı. Sağ partiler, Süleyman Demirel başta olmak üzere, bu kararı desteklerken; sol ve demokratik kamuoyu idamları durdurmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı. Böylece Türkiye’de devletin, devrimci muhalefeti tasfiye etme iradesi en çıplak biçimde ortaya konmuş oldu.

Bu olay Türkiye’ye özgü değildi. Aynı dönemde Latin Amerika’da Che Guevara’nın infazı, Şili’de Victor Jara’nın katledilmesi, Avrupa’da Nazi rejimine karşı direnen gençlerin idam edilmesi gibi örnekler, kapitalist sistemin kriz anlarında siyasal şiddete nasıl başvurduğunu gösteriyordu.

Denizler bu tarihsel zincirin bir halkasıydı. Ancak onları yalnızca birer “sembol” olarak anmak, asıl meselenin üzerini örtmektedir. Asıl soru şudur: Bu miras bugün ne ifade ediyor?

SEMBOL İLE ELEŞTİRİ ARASINDA: SOLUN TIKANMA NOKTASI

Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Türkiye solunun ortak hafızasında haklı olarak onurlu bir yer tutar. Ancak bu sembolleştirme süreci, aynı zamanda eleştirel düşüncenin geri çekilmesine de yol açmıştır.

Sosyalist düşünce tarihi, böylesi değerlendirmelere geniş bir zemin sunar. Babeuf’ten bu yana iki yüzyılı aşkın birikim, reform-devrim, şiddet-barışçıl mücadele, demokratik-otoriter yönelimler gibi pek çok tartışmayı içerir.

Türkiye’de 1970’ler de bu tür ikilemlerin yoğun yaşandığı bir dönemdi. Bir yanda devrimci gençlik hareketi ve onun silahlı mücadele perspektifi, diğer yanda TKP, TİSP ve TİP gibi daha örgütlü, geleneksel Marksist çizgiler. Bugün bu deneyimlerin yeniden ele alınması, sol açısından önemli bir kazanım olabilir.

Bu iki damar, politik olarak ayrışsa da, idamlara karşı ortak bir tutum almış ve düşünce özgürlüğü konusunda aynı safta yer almıştı. Ancak bu ortaklık, teorik düzeyde bir senteze dönüşemedi.

Bugün hâlâ bu sentezin kurulamamış olması, Türkiye solunun en temel sorunlarından biridir.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında bu kriz daha da derinleşti. Her iki damarın da teorik referansları sarsıldı, ancak bu sarsıntı yaratıcı bir yenilenmeye değil, çoğu zaman çözülmeye yol açtı.

Sorunun özü açıktır: Sol, düşünce özgürlüğünü savunurken, kendi içinde onu yeterince işletmemektedir.

DENİZ’İN SÖZLERİ: BİR PROGRAM MI, BİR MİRAS MI?

Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki sözleri, Türkiye solunun üzerinde en çok durduğu miraslardan biridir. Ancak bu sözler çoğu zaman tarihsel bağlamından koparılarak, eleştirel analiz yerine kutsallaştırmanın konusu haline getirilmiştir.

Oysa bu sözler, sosyalist hareket içindeki temel teorik ayrımları açık biçimde yansıtır.

“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”

Bu slogan, 1970’lerin anti-emperyalist mücadelesinin özlü ifadesidir. Ancak o dönemde “bağımsızlık” büyük ölçüde siyasal egemenlik çerçevesinde anlaşılmaktaydı. Batı merkezci tekçi kimliğe dayalı emperyalist toplumsal anlayışa karşı çoğulcu decolonyal toplumsal kültürel değişimi kapsamıyordu.

Bugün ise bağımsızlık, ekonomik bağımlılık ilişkilerini, finansal entegrasyonu ve kültürel hegemonya mekanizmalarını içeren çok daha geniş bir anlam taşımaktadır.

Dolayısıyla bu sloganın bugünkü karşılığı, yalnızca ulusal egemenlik değil; küresel kapitalist sistem karşısında bütünlüklü bir bağımsızlık perspektifidir.

“YAŞASIN TÜRK VE KÜRT HALKLARININ KARDEŞLİĞİ”

Bu ifade, Türkiye solunun en kritik teorik meselesine işaret eder: sınıf ile ulusal sorunun ilişkisi.

Deniz’in yaklaşımı, çoğu zaman yüzeysel bir “birlik” çağrısı olarak okunuyor. Oysa bu ifade, 1970’ler devrimci hareketinin en kritik teorik düğümüne işaret eder: sınıf mücadelesi ile ulusal sorunun nasıl birleştirileceği meselesi. Deniz’in formülasyonu, bu iki alanı birbirinden ayırmayan; tersine, emekçi sınıfların ortak kurtuluşunu halkların eşitliği temelinde kurmayı hedefleyen bir perspektifi yansıtır.

Bugün ise hem Türkiye solunda hem de Kürt hareketinde bu bütünlüğün ciddi biçimde parçalandığı görülüyor. Sol içindeki önemli bir kesim, sınıf mücadelesini merkeze aldığını iddia ederken ulusal sorunu tali bir meseleye indirgemekte; buna karşılık bazı Kürt siyasal akımları ise sınıf çelişkilerini geri plana iterek mücadeleyi büyük ölçüde kimlik, kültür ve demokratik haklar eksenine sıkıştırmaktadır. Bu çift yönlü kopuş, Deniz’in işaret ettiği tarihsel sentezi fiilen dağıtmaktadır.

Daha da önemlisi, Kürt hareketinin tarihsel olarak savunduğu “ayrılma hakkı” perspektifinin giderek geri çekilmesi ve bunun yerine dil, kültürel haklar ve yerel demokrasi taleplerine odaklanılması, mücadelenin ufkunu daraltmaktadır. Ayrılma hakkı diğer haklar gibi savunulmalıdır. Bu yönelim, kısa vadede demokratik kazanımlar üretse bile, uzun vadede kapitalist sistemle daha kolay uyumlanabilen bir çizgiye kapı aralamaktadır. Aynı şekilde Türkiye solunun bir bölümü de “demokratikleşme” söylemini sınıf mücadelesinin yerine ikame ederek, sistemi dönüştürmek yerine onu reforme etmeye indirgenen bir hatta savrulmaktadır.

Sınıf ile ulusal sorunu birleştiren demokratik sosyalizm perspektifi hem Kürt hareketinde hem de Türkiye solunda geri plana itilmiş durumdadır. Oysa Deniz’in “kardeşlik” vurgusu, basit bir etnik uzlaşmayı değil, bu iki alanın devrimci bir sentezini ifade ediyordu. Bugün bu sentezin yeniden kurulması, yalnızca teorik bir mesele değil; Türkiye’de solun yeniden siyasal bir güç haline gelebilmesinin de önkoşuludur.

“YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM”

Bu slogan, ideolojik bağlılığı ifade eder. Ancak Marksizm’in tarihsel gelişimi, tek bir çizgiye indirgenemeyecek kadar çoğuldur.

20.yüzyıl boyunca “Batı Marksizm’i” ile “Doğu Marksizm’i” arasındaki ayrım derinleşmiş; Sovyet deneyiminin çöküşü bu tartışmaları daha da karmaşık hale getirmiştir. Bugün Marksizm’i yeniden düşünmek, onu dogmatik kalıplardan kurtarmayı gerektirir.

Her iki akımın başarı ve başarısızlıkları ve teorik açmazları vardır. Fakat, 21. yüzyılda “Kültürel Marksizm” güç kazanarak birçok sol hareketin rehberi oldu. Bu yüzden eğer “izm” söz konusu olacaksa Marx, Lenin ve öteki Marksistlerin yoğun katkılar yaptığı çoğulcu bir Marksizm’den söz etmek daha doğrudur.

“KAHROLSUN EMPERYALİZM”

Deniz Gezmiş’in “Kahrolsun emperyalizm” sloganı da benzer biçimde, çoğu zaman tekrar edilen ama içeriği yeterince tartışılmayan bir politik mirasa işaret eder. 1970’lerin Türkiye solunda bu kavram büyük ölçüde Lenin’in çözümlemesi üzerinden okunuyordu: emperyalizm, mali sermayenin egemenliğine dayanan, tekelci kapitalizmin en yüksek aşamasıydı. Bu çerçeve, dönemin bağımlı ülkelerindeki anti-emperyalist mücadeleler için güçlü bir teorik dayanak sunuyordu.

Ancak bugün aynı çerçeveyi sorgulamadan tekrar etmek, gerçekliği açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Kapitalizmin gelişimi, emperyalizmin yalnızca belirli bir “aşama” değil, sistemin içsel bir eğilimi olduğunu göstermiştir. Rekabet ve tekelcilik, kapitalizmin başından itibaren birlikte var olmuş; emperyalizm ise bu dinamiklerin farklı tarihsel biçimlerde dışa vurumu olarak şekillenmiştir.

Bu nedenle Lenin’in “kapitalizmin son aşaması” olarak emperyalizm tanımı, tarihsel önemini korumakla birlikte, günümüz kapitalizmini açıklamak için tek başına yeterli değildir. Nitekim Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonrasında ortaya çıkan küresel kapitalizm, klasik merkez-çevre ilişkilerinin ötesine geçen, çok merkezli ve çok katmanlı bir egemenlik yapısı üretmiştir.

Bugün emperyalizm; yalnızca mali sermayenin ihracıyla değil, aynı zamanda askeri müdahaleler, bölgesel savaşlar, enerji kaynakları üzerindeki rekabet, çok uluslu şirketlerin küresel hakimiyeti ve finansal ağların kontrolü üzerinden işlemektedir. Ortadoğu’daki savaşlar, Afrika’daki kaynak mücadeleleri, Asya-Pasifik’teki jeopolitik gerilimler ve Doğu Avrupa’daki çatışmalar, bu yeni emperyalist evrenin somut göstergeleridir. Bu da gösteriyor ki, global kapitalizmle emperyalizm iç içedir, birbirini beslemektedir.

Dolayısıyla “Kahrolsun emperyalizm” sloganını bugün yeniden kurmak, onu yalnızca tarihsel bir miras olarak tekrarlamak değil; kapitalizmin güncel küresel işleyişini kavrayan yeni bir teorik içerikle doldurmayı gerektirir. Aksi halde bu slogan, politik bir analiz aracı olmaktan çıkıp, içi boş bir retoriğe dönüşme riski taşır.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE SOLUN GELECEĞİ

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam sehpasındaki duruşu bir fedakârlık örneği ve düşünce özgürlüğünün en radikal savunusudur.

Ancak bu mirasın gerçek değeri, onu eleştirel biçimde yeniden üretmekten geçer. Bugün Türkiye solunun en temel çelişkisi şudur: Düşünce özgürlüğünü savunurken, kendi içinde onu sınırlayan bir yapı üretmektedir. Bu çelişki aşılmadan, ne teorik yenilenme mümkündür ne de siyasal güçlenme.

Denizlerin mirası, yalnızca hatırlanacak değil, yeniden düşünülerek aşılacak bir mirastır.

Haber Merkezi

İlgili Haberler

2 savcı Amed’de 70 ‘Faili meçhul’ dosyayı inceleyecek
Gündem

2 savcı Amed’de 70 ‘Faili meçhul’ dosyayı inceleyecek

6 Mayıs 2026
JES’e karşı açılan davaya şirketten müdahil olma talebi
Gündem

JES’e karşı açılan davaya şirketten müdahil olma talebi

6 Mayıs 2026
DEM Parti ve DBP’den 3 Fidan’a ilişkin açıklama
Gündem

DEM Parti ve DBP’den 3 Fidan’a ilişkin açıklama

6 Mayıs 2026
Kim Keon Hee’nin davasının yargıcı ölü bulundu
Gündem

Kim Keon Hee’nin davasının yargıcı ölü bulundu

6 Mayıs 2026
‘CHP Kurultay Davası’nda tanık dinlenecek
Gündem

‘CHP Kurultay Davası’nda tanık dinlenecek

6 Mayıs 2026
Saldırıya uğrayan AKP’li Milletvekili Çavuşoğlu’nun kardeşinin durumu kritik
Gündem

Saldırıya uğrayan AKP’li Milletvekili Çavuşoğlu’nun kardeşinin durumu kritik

6 Mayıs 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

2 savcı Amed’de 70 ‘Faili meçhul’ dosyayı inceleyecek

2 savcı Amed’de 70 ‘Faili meçhul’ dosyayı inceleyecek

6 Mayıs 2026
JES’e karşı açılan davaya şirketten müdahil olma talebi

JES’e karşı açılan davaya şirketten müdahil olma talebi

6 Mayıs 2026
DEM Parti ve DBP’den 3 Fidan’a ilişkin açıklama

DEM Parti ve DBP’den 3 Fidan’a ilişkin açıklama

6 Mayıs 2026
Kim Keon Hee’nin davasının yargıcı ölü bulundu

Kim Keon Hee’nin davasının yargıcı ölü bulundu

6 Mayıs 2026
Nisan’da en az 189 işçi yaşamını yitirdi

Nisan’da en az 189 işçi yaşamını yitirdi

6 Mayıs 2026
‘CHP Kurultay Davası’nda tanık dinlenecek

‘CHP Kurultay Davası’nda tanık dinlenecek

6 Mayıs 2026
Saldırıya uğrayan AKP’li Milletvekili Çavuşoğlu’nun kardeşinin durumu kritik

Saldırıya uğrayan AKP’li Milletvekili Çavuşoğlu’nun kardeşinin durumu kritik

6 Mayıs 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!